DİSK Kongresi ve sonrası

DİSK Kongresi ve sonrası

Ali GÜNEŞ

Geçtiğimiz hafta sonu DİSK Genel Kurulu tamamlandı. Akıllarda kongreden geriye ise Çalışma Bakanına yönelik protesto ve DİSK yönetimi ile ilgili tartışmalar kaldı. Her ne kadar Genel Kurul bitmiş, yetkili organlar seçilmiş olsa da görünen şudur ki; kongre tartışmaları daha devam edecek. Hem de derinleşerek.

İşçi haklarına yönelik son yılların en kapsamlı saldırı paketi ile karşı karşıya olunan bir dönemde insan ister istemez kongrede de somut mücadele ve eylem kararlarının tartışılmasını bekliyor. Özel istihdam büroları, kıdem tazminatı, ek zam gibi gündemler üzerinden “Nasıl bir mücadele? Nasıl bir DİSK?” sorularına cevap aranmasını, oluşacak DİSK yönetiminin bu arayışın bir sonucu olmasını umut ediyor. Ama sendikal hareketi veya DİSK’i az çok takip eden bir işçi açısından bu düşüncelerin boş bir temenniden öte gitmediğini de söylemek gerek. Nitekim Genel Kurul, sürpriz olmayan şekilde; somut hiçbir mücadele ve eylem kararı alınmadan, sendikal anlayışların eleştiri-öz eleştirisi yapılmadan, yönetimsel zafiyetlerle yüzleşilmeden, bir yanda sendikal blokajlar diğer yanda kişisel ikbal ve hırsların gölgesinde adaylık/liste tartışmalarıyla geldi ve geçti. Eskisine göre tek fark; kongrenin, DİSK içindeki muhalefeti “pasif-kapalı” halden “aktif-açık” hale getirmesi oldu. 

ORTAK KARAR ALINMADI

Kongrede elbette birçok konuşma yapıldı. Örgütlenmeden sınıf sendikacılığına, kıdem tazminatının kaldırılmasından özel istihdam bürolarına, Kürt sorunundan sendika siyaset ilişkisine kadar hemen her konuda bir kaç çift laf edildi. Ama tüm bu konuşmalar üzerinden DİSK Kongresinin ortak iradesi haline gelen tek bir konu olmadı. Konuşmacılar konuşmaları ve onları dinleyenlerle baş başa kaldılar. Hani şöyle yalandan da olsa “Kıdem tazminatının kaldırılması genel grev sebebidir” gibi bir ortak karar alma çabası içerisine bile kimse girmedi. 

Kongrede kararlar  gündemi ise, zaman darlığı sebebiyle içeriğini yalnızca komisyondaki üyelerin bildiği bir sonuç deklarasyonunun oylanması ile çabucak bitti. Delegeler de içeriğini bilmedikleri bir sonuç deklarasyonunu ellerini kaldırarak onaylamış oldular.

Sazı eline alan, DİSK’in tarihsel mirasından, ilkelerinden, DİSK ruhundan bahsetmekten geri durmaz iken baraj altındaki sendikaların örgütlenme ve direnişlerine destek için “Örgütlenme fonu kurulması” karar  önerisi ise barajın üstündeki sendikaların oylarıyla reddedildi.

Benzer bir durum “Kadın Kurulu Komisyonu” önergesinde de yaşandı. Önerinin içeriğinden ya da biçiminden  bağımsız olarak -ki önerilen model tartışmaya muhtaçtır- esasa dair yani kadın komisyonlarının kurulmasına yönelik bir itiraz geldi salondan. Üstelik salonun ilk kanaati “kadın kurulu”nun kurulmasından yana iken kongrede muhalif kanatta gözüken Sosyal-İş Genel Başkanı Metin Ebetürk’ün divana yaptığı itiraz sonucu oylamanın tekrarı istendi ve salon bu sefer önergenin reddine karar verdi. Kongrenin kadınla ilgili tek önergesi de böylece DİSK’in en çok kadın üyeye sahip sendikasının yaptığı itiraz sonucu reddedilmiş oldu.

BAKAN PROTESTOSU

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelik protesto kamuoyunda olduğu kadar kongrede de en çok tartışılan iki konudan biri oldu. Tartışmanın bir tarafı, “Hırsız katil Erdoğan”, “Katil dışarı” sloganlarıyla yapılan protestoyu DİSK’in “devrimciliğiyle, ilkeleriyle” savunmaya çalışırken; diğer taraf ise eleştirel tutumunu “ev sahipliğine, misafirperverliğe” yakışmadığı fikrine dayandırdı. “Bakan protesto edilmemeliydi” diyemeyenler ise “Bakan çağrılmamalıydı” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştı.
Kongrenin en çok tartışılan ikinci konusu ise “sendika siyaset ilişkisi” idi. Hatta bu tartışmanın kongrenin çok öncesine uzandığını, kongredeki “ayrışmanın” ana sebebi olduğunu bile söyleyebiliriz. Kongrede birlikte hareket eden Birleşik Metal-İş, Sosyal-İş ve Nakliyat-İş sendikalarının ortak kesenlerinden birisi de yine bu konudur. Tartışmanın başlığını biz böyle uygun görmekle beraber, bildiğimiz anlamda sınıf sendikacılığı perspektifine dayanan bir sınıf-sendika-siyaset tartışmasının yürümediğini de peşinen söyleyelim. 

Tartışmanın açık-gizli öznesi olan Kürt sorunu kongre kürsüsünden üstü kapalı biçimde; kulislerde, sendika binalarında, işyerlerinde ise daha açıktan adı konarak  tartışılan esas konuydu. Birleşik Metal-İş adına söz alan Kocaeli Şube Başkanı Talat Çelik, “işyerlerinde DİSK’i savunma durumunda kaldıklarını, tabanda her türlü düşünceye sahip işçilerin olduğunu ama işçilerin hassasiyetlerinin gözetilmediğini, DİSK’in bütün siyasi partilere eşit mesafede olması gerektiğini” dile getirdi. Konuşmayı tercüme edersek; “DİSK’in ‘Kürt sorunu’nu ele alışından,  Kobanê, Suruç, seçimler sürecinde yapılan işlerden ve açıklamalardan rahatsızız. Bu konuda kamuoyunda çok görünüyor. DİSK, HDP’nin destekçisi yandaşı haline geldi. Tabanda teröristleri destekliyorsunuz gibi bir algı var. DİSK’i savunmak zorunda kalıyoruz. DİSK, milli ve ulusal hassasiyetleri gözetmeli.” Konuşmadan varsa eksik ya da fazla anladığımız her şeyin sorumluluğunu kabul ederek, ama kongre salonlarının dışında çok daha fazlasının da söylendiğini bilerek ve hatırlatarak şimdilik burada noktalayalım.

VE SEÇİM GÜNÜ...

Son olarak kongrenin son gününe de değinmeden geçmeyelim. Kani Beko başkanlığında hazırlanan bir yönetim kurulu listesinin karşısında, Birleşik Metal-İş, Nakliyat-İş ve Sosyal-İş sendikaları sadece genel başkan adayı (Adnan Serdaroğlu) çıkarmayı tercih etti. Böylece DİSK’in sorunu Kani Beko’ya sorunlarının çözümü de Adnan Serdaroğlu’ya bağlanmış oldu. Adaylık konuşmaları beklenirken; Genel Başkan Adayı Adnan Serdaroğlu, Genel Sekreter Adayı Arzu Çerkezoğlu’nun provokasyon yaptığı iddiasıyla (Kürsüdeki konuşmasını kastediyor), kürsüyü kullanma ve adaylık hakkından vazgeçerek  delegeleri ve destekçi sendikaları ile beraber salonu terk etmeyi seçti. Birleşik Metal-İş’in temsil ettiği platformun ne kadar oy alacağı ya da DİSK’i ilerletip ilerletmeyeceği ayrı bir tartışma konusu olsa da, Birleşik Metal-İş’ işyerlerindeki işçi “hassasiyetlerine” karşı şimdi elini bir nebze de olsa rahatlatmıştır! 

Sonrası malum. Eskisini aratmayan nur topu gibi yeni bir DİSK yönetimi oldu. Salonun içinde ve dışında kalan delegelerin kendi aralarında birlik-beraberlik ruhu pekişti. Sendikalar saflaştı. Kongre tamamlandı! Sonrasında bu ruh ya da saflaşma kalır mı? Bu saflaşma DİSK’i ya da mücadeleyi ilerletir mi yoksa böler mi? Yaşayarak hep beraber göreceğiz. Sadece şu bir gerçek ki DİSK’e dair tartışmalar önümüzdeki dönem daha görünür bir hal alarak devam edecek. Herkes kendi payına düşeni alarak…

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Şubat 2016 16:15
www.evrensel.net
ETİKETLER DİSK Genel Kurulu