Sıra Devlet Tiyatrolarında!

Sıra Devlet Tiyatrolarında!

Şehir Tiyatroları’nda repertuvar belirleme yetkisini bürokratlara veren yönetmeliğin önceki gün İstanbul Büyükşehir Başkan Vekili Ahmet Selamet tarafından imzalanıp yürürlüğe girdiği öğrenildi. Tiyatrocuların basın açıklaması ve protesto eylemiyle başlayan tepkiler Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve

Hilal Yağız

Şehir tiyatrolarının belediyeler tarafından yönetilmesinin yaratacağı sonuçları konuştuğumuz Devlet Tiyatrosu Oyuncuları Derneği (DETİS) Başkanı Şahin Ergüney, bürokratların sanatı tamamen kendi istedikleri şekilde yönlendirip yönetmek istediklerini ifade etti. Devlet tiyatrolarında da ciddi bir yapılanmanın söz konusu olduğuna dikkat çeken Ergüney, altan alta hazırlanan ciddi bir tehlikenin olduğunu belirterek, devlet tiyatrolarının belli oranda belediyelere devredilmek istendiğini dile getirdi.

Şehir tiyatrolarının sanat yönetmenleri ve oyunlarını belirleme yetkisinin belediye yönetimine, dolayısı ile siyasilere verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanata siyasilerin ilgisi yeni değil, çok eski zamanlardan beri vardı. Çünkü sanatın tiyatronun muhalif, aykırı, ilerici, bir yanı vardır. Sorgulayan, soran, insan yetiştirme yanı vardır. Bundan dolayı, iktidarlar zaman zaman bu durumdan rahatsız olurlar ve bunun için de müdahale etmek isterler. Son dönemde idarecilerin müdahalesi sadece İstanbul Şehir Tiyatrolarına olmadı. Daha öncesinde de Kocaeli Şehir Tiyatrosuna oldu. Bir yönetmelik değişti aslında. Geçmişte, eski yönetmelikte genel sanat yönetmeni tiyatro müdürü üç sanatçı ve belediye meclis üyesi kişiler vardı. Yani bir denge vardı. Hatta sanattan sanatçıdan yana bir artı vardı. Şimdi ise yine genel sanat yönetmeni yönetim kurulu üyesi olarak devam ediyor ama yeni yönetmeliğe baktığınız zaman sanatçı olarak sadece genel sanat yönetmeni var. Ve de önceki yönetmelikte sanatı, şehir tiyatrolarını yöneten o yönetim kurulunun başkanı, genel sanat yönetmeni iken şimdi bir bürokrat oluyor. Böylece sanatı sadece bürokratlar kendi istedikleri şekilde yönlendirip yönetecekler. Bu çok tehlikeli bir durum.

DEVLET TİYATROSUNDA DA CİDDİ BİR YAPILANMA VAR

Bu durum nasıl bir tehlike yaratır? AKP Hükümetinin sanata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer bir anlayış özgür, aykırı, özgürlükçü yana tahammül edemiyorsa bunu yok etmek isteyecektir. Ne yazık ki günümüzdeki durum budur. İktidarın sadece sanat kurumları için değil, genel bu anlayıştaki kurumlar için böyle bir mantığı var. Önce o kurumu yıpratıp, halkın gözünde değerini itibarını yok edip daha sonra da bu kurumlar üzerinde istedikleri düzenlemeyi yapmak... Durum tam da böyle. Devlet tiyatrosunda bunlar daha önce yaşandı. Kimi oyunlarda tiyatrodaki eleştirel yapıya tahammül edemeyen insanlar eleştiriyi somut olarak kendi üzerlerine aldıkları için ona müdahale etme ihtiyacı hissettiler. Şimdi devlet tiyatrosunda da ciddi bir yapılanma var. Alttan alta hazırlanan ciddi bir tehlike var. Bu tehlike de devlet tiyatrolarını belli oranda belediyelere devretmek. Bu tehlike şu: Belediyeler siyasi anlayışlarda olan insanların oluşturduğu yapılar. Bizim ülkemizde demokrasi çok yerleşmediği için sizin bu anlayışınız doğrultusunda siz bir oyunu yasaklarsınız. Bir oyunun sahnelenmesini istersiniz. Ama tiyatro evrenseldir. Tiyatrolar farklı düşüncelerin, farklı kültürlerin bir potada eritilip halka sunulduğu yerlerdir. Aksi takdirde tek sesli bir anlayışa dönüşür.

Bu kurumsal yapı ile birlikte tiyatro oyunlarının da içeriğinde bir muhafazakarlaşma olacak mı? Önümüzdeki süreç nasıl olacak?

Muhafazakar, tutucu demektir. Sanat tutucu olamaz; sanat farklıdır. Sanat özgürlükçüdür ve aykırıdır. Siz tutucu olduğunuz noktada sanattan söz edemezsiniz. Burada aslında anlatılmak istenen, yapılmak istenen yeni bir insan profili oluşturmaktır. Dindar bir gençlik, dindar nesil istiyorlar. Sanatta da dini ögelerin ağırlıkta olacağı bir sanatı kastediyorlar herhalde. Halbuki İslam sanatı diye bir sanat zaten vardır. Ama sadece buraya odaklarsak biz çölleştiririz düşünceyi ve gelişimi. Bu çölleşme sadece sanatta değil, hayatta olur. Ve bu çölleşmenin zararını sadece biz değil, bunu söyleyenler de çekerler. Burada bir anlayışın değişmesini istiyorlar. Tek tip anlayışın tek tip insanın olmasını istiyorlar. O dindar ve kindar anlayışın neslin oluşmasıyla bunu her alanda derinleştirmeye çalışıyorlar. Muhafazakar sanat olmaz. Muhafazakar sanatçılar, insanlar olur. Yapmaya çalıştıkları budur. Onlar da yönetmek isterler.

SANAT SİZE FARKLI BİR PENCERE AÇAR

Peki bunun için eğitimin yapısını veya yazarları değiştirmeleri neden yeterli olmuyor? Sanatın ne önemi var? Neden heykelleri yıkmak istiyorlar? Neden tiyatrolara saldırıyorlar?

Eğitim sağlık çok önemli ama sanat size farklı bir pencere açar. Sizin bu zamana kadar hep doğru bildiğiniz bir şeye, hayır bu yanlıştır der. Yüzyıllar boyunca değiştirmediğiniz kimi anlayışlarınızı bir anda altüst edebilir. Bu güçlü anlayışların, kendi iktidarından başka hiç bir düşünceye tahammül edemeyen anlayışların kabul edemeyeceği bir şeydir. Sanat, tam da bu noktaya müdahale eder. Sizin çok da güçlü olmadığınızı, çok basit bir şekilde gösterebilir. Onun için buna müdahale ederler.

Peki bundan sonra bizi nasıl bir süreç bekliyor?

Şu an çok ciddi bir şekilde Kültür Bakanlığının yapısının yasasının değiştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Kütüphanelerin ve kimi küçük müzelerin belediyelere devredileceği, devlet tiyatrosunun sahnelerinin kapatılıp belediyelere devredilmesi söz konusu. Devletin sanatı desteklemesi demek düşünce özgürlüğünü desteklemesi anlamına gelecektir. Aynı zamanda düşünce özgürlüğüdür. Şimdi sen sanatın yaygınlaştırılmasını istemeyip daraltıyorsan, aslında senin engellemeye çalıştığın şey düşünce özgürlüğüdür. Çok tehlikeli bir durumdur bu. Bu sadece AKP’nin anlayışından kaynaklanmıyor. Bu daha önceki iktidarların anlayışların devamıdır. AKP ise bu anlayışların en güçlü, en radikal ve en örgütlü yapısıdır. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net