08 Şubat 2016 04:59

Kamu emekçilerinin birlik ve mücadelesini ilerletmek için

Paylaş

Birsen SEYHAN
SES Genel Sekreteri

Sermayenin de desteğiyle 1 Kasım’da yeniden iktidar olan AKP Hükümeti, açıkladığı ‘2016 Eylem Planı’ ile emekçilere nasıl bir Türkiye vadettiğini ortaya koydu. Hükümetin 3, 6 ve 12 aylık süreler içerisinde gerçekleştireceğini ilan ettiği “reformlar” olarak sunduğu Eylem Planı, esasta sermayenin çıkarlarını gözeten, başkanlık rejiminin inşasını hedefleyen, emekçilere yönelen bir saldırı programıdır.
13 yıllık iktidarı boyunca sermayenin bütün isteklerini yerine getiren AKP, işçi ve emekçilerin mücadele ederek kazandığı bütün hakları gasbetmekte kararlı. Şimdi de uzun yıllardır patronların hedefinde olan işçilerin kıdem tazminatı ile kamu emekçilerinin iş güvencesi ve diğer özlük haklarının ortadan kaldırılması gündemde.
Asgari ücret artışı, Asgari Geçim İndirimi eklenerek bir aldatmacaya dönüştü, “taşeron çalışanları kadroya alacağız” vaadi unutuldu. Tam tersine kamu emekçilerinin 657 Sayılı Devlet Personel Yasası’ndaki iş güvencesini kaldırıp bütün emekçileri güvencesizlikte eşitleyecek adımlar atıldı. Performans dayatması, kıdem tazminatının fona devredilmesi ve benzeri saldırılar, işçi ve emekçilerin geleceğini tehdit ediyor.
Bu yüzden 2016 yılı işçi ve emekçiler için herkese iş güvenceli çalışma hakkı, kamuda ve özelde taşeron çalışmanın kaldırılması, kıdem tazminatına dokundurmama mücadelesinin yılı olacaktır. Bunun için birleşik bir mücadele örgütlemek son derece önem kazanmıştır.

BÖLÜNMÜŞLÜĞE KARŞI NE YAPACAĞIZ?

Bugün işyerlerinin en önemli sorunu kamu emekçilerinin parçalanmışlığı sorunudur. Farklı istihdam biçimleri, statü farklılıkları ve bunun neden olduğu yabancılaşma, siyasi görüş ve dini inanç farklılıkları, farklı sendikalara üye olma, sendikal rekabetin getirdiği bölünmüşlük üzerinden işyerlerinde emekçiler arasında bir parçalanmışlık ve kutuplaşma yaşanmaktadır. Bütün bu olumsuzlukların üzerine ülkede yaşanan savaş ortamı, Kürt sorununu ve çözüm önerilerimizi yığınlara anlatmadığımız için yükselen milliyetçi şoven dalga işimizi oldukça zorlaştırmış, işyerlerinde emekçileri birleştirecek çalışmalar yapılması önünde önemli engeller ortaya çıkarmıştır. Bu engelleri gerekçe gösteren ve emekçilerden umudunu kesen kimi anlayışlar “işyerlerinde çözülecek bir şey kalmamıştır” diyerek kamu emekçileri içindeki çalışmayı bozuşturucu bir rol oynamaktadır. Oysa ki bölünmüşlüğün ve parçalanmışlığın panzehiri işyerlerinde, yığınlar içinde çalışma yapmaktır. Kamu emekçilerini birleştirecek ve mücadeleyi yükseltecek yegâne iş istikrarlı, sabırlı bir mücadele programıyla yeniden işyerlerine yönelmektir. Bölünmüşlük ve parçalanmışlık doğru bir mücadele programıyla ortadan kaldırılabilir.
240 bin üyesiyle, birikimi ve deneyimleri ile KESK, bu mücadelenin ana unsurlarındandır. Ancak son yıllarda ağırlıklı olarak gündeme gelen eylem biçimleri ve karar alma süreçlerinin doğru işletilmemesi, KESK ve bağlı sendikaların yönetimlerine egemen olan anlayışla mücadelenin nasıl yükseltileceği tartışmasına neden olmaktadır. Bugünü konuşmak ve yarını planlamak için bu noktaya nasıl gelindiğini görmemiz gerekir. Hak alma mücadelesini etkili örgütlemek yerine protestocu eylem çizgisinin yaygınlaşması, karar alma süreçlerindeki darlaşma, sendika organlarının emekçilerin ihtiyaçları üzerinden karar almaması ve bu organların giderek işlevsizleşmesi KESK ve bağlı sendikaları emekçilerden ve işyerlerinden koparmıştır. Bu biçimiyle alınmış kararlar, üyeler tarafından sahiplenilmediği gibi, örgütte tartışma yaratmaktadır.

KAMU EMEKÇİLERİ MÜCADELESİ VE KESK

KESK ve bağlı sendikalar içerisindeki sınıf dışı kimi anlayışlar, mücadele alanını “işyeri” değil de “sokak” olarak ifade ederken, mücadelenin hayat bulacağı yer olarak kamu emekçilerinin ana gövdesini görmezden gelmekte, süreci politik kadrolarla götürmeye çalışmaktadır. Artık bu anlayış iflas etmiş, miadını doldurmuştur. Sonuçta ortaya çıkan, kitleselliğini yitiren eylemler, dar kadrolu basın açıklamaları, üyelerin dahi ikna edilemediği iş bırakmalardır. Son yıllarda plansız, programsız ve hedefleri belli olmayan iş bırakma, grev kararları, taleplerimizin ve örgütlerimizin altını boşaltmaktadır. Merkezden anlık alınan kararlar, kararı alanlar için bile inandırıcı olmamakta, sıkışmışlığa karşı bir şeyler yapma telaşından öteye gitmemektedir.
Yapılması gereken kamu emekçileri içerisinde aydınlatma faaliyeti yürüterek neler yapılacağına, nasıl bir tepki verileceğine yine onlarla birlikte karar vermektir. Çünkü sokağa çıkılacaksa da, greve gidilecekse de, basın açıklaması yapılacaksa da işyerlerinde çalışanlarla yapılacaktır. Bu bakımdan alınan kararlar, kamu emekçilerinin birliğine hizmet etmeli, örgütlülüğü daha ileriye taşımayı hedeflemelidir.
Birliği sağlayabilmek için de işyerlerimizde kamu emekçilerinin bütününü kapsayan bir çalışma yapmalıyız. Her işyerinin kendi özgünlükleri içinde ve acil taleplerden yola çıktığımızda, çalışmayı işyeri düzeyinde sadeleştirdiğimizde, mutlaka karşılığını bulacak, en geniş emekçilerin birliği sağlanacaktır. Bunun sigortası da sürekli, istikrarlı, her aşamada hedefleri belirlenmiş günlük bir faaliyetin yürütülmesidir. Bunu sağlamadan emekçileri sürece ve örgütlü mücadeleye katmak, değiştirip dönüştürmek mümkün değildir.
Bugün sendikal mücadelenin ilerletilmesi ayrım gözetmeksizin bütün kamu emekçilerinin ortak çıkarları ve talepleri için birlikte mücadeleyi yükseltmekten geçer. Ancak o zaman sınıf sendikacılığını hayata geçirebilir ve emekçilerin bölünmüşlüğünü ortadan kaldırabiliriz.
KESK bir toplumsal muhalefet örgütü değildir. Kamu emekçilerinin mücadele merkezidir ve emek örgütüdür. Bugün KESK’i işlemez hale getiren, sivil toplum örgütü anlayışıyla hareket eden, sınıf dışı akımların bozuşturucu tutumudur. Emekçilere yabancı, sınıf dışı, dar kadro eylem tarzını savunan bu anlayışları sadece eleştirmek yetmez. Bu türden anlayışlar en geniş kamu emekçileri içinde teşhir edilmeli ve kamu emekçilerini kitlesel olarak mücadelenin içine çekerek tasfiye edilmelidir.
Sonuç olarak sendikal harekette yaşanan tıkanıklık, zayıflık ve işyerlerindeki çeşitli nedenlerden dolayı parçalanmışlık bir yanda, iktidar eliyle kurulmuş sendikaların mücadeleyi bozuşturan tutumları bir yanda... İşimiz hiç kolay değil. Ancak sınıf sendikacılığı temelinde yürüteceğimiz tartışmalar, kamu emekçilerinin birlikte mücadele olanaklarını geliştirecek çalışmalar ve geçmişten gelen mücadele deneyimlerinin aktarımıyla bütün bu zayıflıklarımızı aşabiliriz.

ÖNCEKİ HABER

SP yönetiminden işçiyi bölme platformu

SONRAKİ HABER

AKP Sözcüsü Çelik: Hükümetin vazifelerinin çok ötesinde bir durum

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa