O Ses Türkiye: Su diyorum heval su!  Su heval su su...

O Ses Türkiye: Su diyorum heval su! Su heval su su...

Mehmet TARHAN

4 Şubat 2016. Saat 17:32. Cizre’de vahşet bodrumunda yavaş yavaş ölmekte olan insanlardan bir haftadır haber alınamıyor. HDP’li milletvekilleri açlık grevi yaparak ambulansların ulaşmasını sağlamaya çalışırken yeni bir haber geliyor Cizre’den. Telefondaki kişi kendisiyle birlikte 30’u aşkın insanın başka bir binanın bodrumunda sıkışmış olduğunu, top atışları nedeniyle üst katlarda yangın çıktığını, itfaiye ve sağlık ekiplerinin acilen ulaşmaması durumunda öleceklerini söylüyor.

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in 5 Şubat tarihli açıklaması, ayrıntılarıyla açıklıyor hem bakanlık hem de ikinci vahşet bodrumunda sıkışanlarla yapılan görüşmeleri. Belediyenin itfaiye araçları ile ambulansların yanmakta olan binaya ulaşması için İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile görüşmeler yapılıyor. Alışıldık bir şekilde bakanlar ve bakanlıklar telefonlara saatlerce cevap vermiyor. İtfaiye araçlarının geçişine izin verilmiyor, sabah gelen habere göre 9 kişi yangın nedeniyle yaşamını yitiriyor, 25 kişinin ise vücutlarında yanıklar oluşuyor. Görüşmeleri beklemeye, gözünün önünde insanların cayır cayır yanmasına tahammül edemeyen 16 yaşında bir çocuk can havliyle dışarıya çıkıyor ve keskin nişancılar tarafından vuruluyor. Telefondaki kişi ölü mü yaralı mı bilemiyor, binanın dışında yerde yatıyor çocuk bedeni.

Açıklamayı okuduktan hemen sonra T24’ten Hazal Özvarış’ın bir röportajını* okuyorum. Sur’da öldürülen 9 Eylül Üniversitesi öğrencisi İsa Oran’ın babası Mehmet Oran ve annesi Zahide Oran ile görüşmüş Özvarış. Mehmet Oran “Bütün dünya görsün” diye cenazesine 27 gün sonra ulaşabildiği oğlunun morgda çekilmiş fotoğraflarını gösteriyor. Bakmaya kıyamadığı, eşi Zahide’ye gösteremediği oğlunun parçalanmış, yanmış bedenini bütün dünyanın suratına çarpmak istiyor. Elindeki yara izinden tanımış oğlunu. Röportaj İsa’nın nasıl birisi olduğu hakkında sorularla başlıyor; okul hayatı, çocukluğu, hayata bakışı, hayalleri… Üniversite’de karşılaştığı baskılar sonrası Sur’a uzanan yolculuğu…

Özvarış’ın kastı o mudur bilemem ama röportaj bir noktadan sonra incelikli bir sorgulamaya dönüşüyor. Sorular ardı ardına geliyor. Uğradıkları zulmü görünür kılmaya çalışan bir anne-baba çapraz sorgu seviyesine ulaşan sorular karşısında oğullarının “masumiyetini” kanıtlamaya çalışıyor. Soruların bir kısmı aşağıda:

- Sizce İsa için nerede, ne değişti? Örneğin, şiddete nasıl yaklaşıyordu?

- Bir şey yapmamalarına rağmen, sadece nereli olduklarını bildikleri için mi saldırıyorlar?

- T24 yazarı Nurcan Baysal’a, gözaltı sebeplerinden birinin Azadiya Welat ve Özgür Gündem gazeteleri satmak olduğu söylediniz.

- “Bu çocuklar neden hendeğin önüne arkasına geçiyorlar, bu sorunun cevabını bulmak lazım” diyorsunuz. Bu soruya sizin cevabınız ne?

- O zaman YDG-H’a katılması gibi bir şüpheniz var mıydı?

- JİNHA’nın haberinde İsa için “2. sınıfta tanıştığı Kürt özgürlük hareketiyle, her fırsatta yoldaşlarına anlattığı dünyayı kurmak için yola koyuldu”, DİHA’da “İşgal başladığında YPS’ye katıldı” deniliyor.

- “3 ay önce geldiğinde sivildi” mi diyorsunuz?

- Sizce İsa ne oldu ve hendeklerin arkasına geçmeye karar verdi?

- Bahsettiğiniz emniyet müdürü bunları söylediyse kabul edilemez. Ancak bunun AKP ile bağlantısını siz nasıl kuruyorsunuz?

- 3 ay önce görüştüğünüzde İsa Sur’a gideceğini size söylemiş miydi?

- “Hakarete bile dayanamazdı” demiştiniz, son süreçte şiddete bakışında bir değişim olduğunu düşündünüz mü?

- Sizce İsa’nın genetiği mi bozuldu?

- Haber gelmeden önce İsa nerede sanıyordunuz?

- Mehmet Bey, acınız sebebiyle AKP’nin eksilerini çoğaltıyor olabilir misiniz? Dink öldürüldüğünde Erdoğan, “O kurşun bize sıkıldı” dedi.

- “Devlet bizi katletmek için oyun oynadı” iddianızı daha önce dile getirdiğinizde merak ettik; aileden birilerini ateşe atmaktan devletin nasıl bir çıkarı olabilir? Esedullah Timleri gibi sahiplenilmeyen bazı kişilerin işi olamaz mı?

- Erdoğan’ın eksileri ve artıları var, ancak böyle bir söz söylemedi.

- Oran ailesinin PKK’ya bir eleştirisi var mı?

- Siz bize şiddetle arasında mesafe olan bir İsa tarif ettiniz. Ama o annelerin de aklına takılacaktır; eline silah alıp hendeğin karşısında sizin deyimizle “faşist bir çete” de olsa, elinde silah olanın silahından çıkan merminin vuracağı bir insan.

- Hendekler tartışmalı bir konu, Altan Tan gibi HDP’li milletvekilleri içinde de bu sebeple PKK’yı da eleştiren isimler var. Sizin yaşadıklarınızı soracağız, cenazeyi alma sürecinde neler yaşadınız? Başvurduğunuz savcılık ve valilik size neler dedi?

- Açlık grevi kararını nasıl aldınız?

- Siz İsa’yı bir yara izinden teşhis edebildiğinizi söylediniz, o yaranın sebebi neydi?

- Bu İsa’nın silah tutup tutmadığına dair kuşkuyu artıracak bir bilgi.

Her bir soru için yüzlerce cümle kurulabilir, sadece kendinizi oğlu öldürülmüş birinin yerine koyun ve acınızı insanlara duyurmak isterken bu sorulara muhatap kaldığınızı düşünün. Ben sadece öfke ve Oran ailesinin engin sabrına hayranlık duydum. Bu vakar ve sabra sığınarak hala ortak bir geleceği mümkün görebiliyoruz, borcumuz büyük.

Bütün bunlar olurken Cem Adrian’ın O Ses Türkiye ile yaşadığı polemiği okuyoruz anaakım medyadan. Gençlerin hayalleri ve umutlarıyla oynanarak elde edilen kazancı yüzüne vuruyor Acun Ilıcalı ve jürinin yüzüne. Üstü kapalı cevaplar veriliyor Cem Adrian’a, o da kendi cevaplarını veriyor. Umutlar, sömürü, hassasiyet, fırsat, şans, emek, biz, ben… Aklımda kalan kelimeler bunlar. Kimsenin hassasiyetini sorguluyor değilim ama kimse kusura da bakmasın, benim için bu ara duyulan tek ses var:

O Ses Türkiye: Su diyorum heval su. Su heval su su…

* http://t24.com.tr/haber/bizim-cocuklarimizin-adi-ana-rahmine-dustuklerinde-terorist-dogduklarinda-suclu,326588

www.evrensel.net