‘Adam Olacak Çocuk’ neyinden belli olur?

‘Adam Olacak Çocuk’ neyinden belli olur?

Engin ESEN
   
“Adam Olacak Çocuk efsanesi devam ediyor” başlığını görünce -yine- irkildim. Haberi okumaya başladım: “Türk televizyonlarının efsanevi programı ‘Adam Olacak Çocuk’, Barış Manço’nun oğlu Doğukan Manço ile devam ediyor. Proje, yeni dönemde televizyon ekranına taşınmadan önce okullar ve AVM’lerde çocuklarla buluşuyor. (...)”

Mekan artık, eski posta kodu 81300 ile özdeşleşmiş mahallemiz Moda değil, bazı okullar ve AVM’ler olmuş. 1980’lerin sonuyla 1990’ların başında büyüyen kuşak “Adam Olacak Çocuk” efsanesi ile haşır neşirken, İstanbul’da birinci nesil alışveriş merkezleri açılıyordu. Barış Manço’nun TRT’de yayınlanan “7’den 77’ye” programının çocuklara adanmış ayrılmaz parçasıydı bu bölüm. Sahneye çıkardığı veletlerle ufak bir sohbet edip onlara 10 puanlar veren ünlü müzisyene, Kurtalan Ekspres’teki saçlı sakallı arkadaşları “Mini Mini Bir Kuş” şarkısıyla eşlik ederdi. 

Programın diğer bölümlerinden biri, efsanevi “Dönence” şarkısından adını alan dünya turuydu. Barış abi Japonya’dan Afrika’ya kadar ülke ülke gezer, oralardaki çocuklar ve yetişkinlerle kaynaşır, kendisini de sevdirirdi. “Dere Tepe Türkiye” bölümündeyse ülkemizin farklı köşelerini izlerdik.

Aileler evlatlarını “Adam Olacak Çocuk” bölümüne çıkartabilmek için türlü yarışlara girerdi. “Barış Manço / Moda 81300 İstanbul” adresine mektuplar yağardı. Moda gençliği biraz daha az meraklıydı bu sahneye çıkmaya. Çünkü Barış Manço zaten komşumuzdu; onu sıkça görüyor, arabasıyla geçerken ona el sallıyorduk. 

‘TÜFTÜF’ OPERASYONU

Elimizde topla sokaklarda futbol takımı toplamaya çalıştığımız bir gün, eski sahiplerine atıfla “İngiliz evi” diye bilinen Manço’ların köşkünde bir hareketlilik fark ettik. Süslenen bahçeye şık kıyafetli hanımefendiler ve beyefendiler akın ediyordu. Doğukan’ın veya henüz epey ufak olan Batıkan’ın doğum günü kutlamasıydı bu. 

Kek ve pastalardan nasiplenme ve hatta belki Barış Manço ile komiklikler yaşama fırsatıydı bizim için. Ama köşkün bahçesine adım atmamızla kovulmamız arasında o kadar kısa bir süre geçti ki ne olduğunu anlayamadık bile. Demir parmaklıklarla çevrili bahçenin sağından solundan sızma girişimlerinin ardından kapıda Barış Manço belirdi. “Nihayet içeri girebiliriz” diye düşünürken bu defa evin efendisi tarafından kovulduk. Hem de oradan gitmemiz için bağıran, Japonya’dan Afrika’ya kadar tüm çocukların sevgilisiydi!.. Kovulanlar ise bizzat bu mahallenin çocukları olan bizlerdik. Bize 10 puan yok muydu! 

“Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya / Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” 

Neyse ki irkilmemiz uzun sürmedi. Topu bir kenara sakladık; daha büyük eğlence bizi bekliyordu. Savaş ilan edilmişti! Nalbur amcalardan aldığımız ince plastik borular ve ucu iğneli kağıttan külahlar ile ‘tüftüf’ cephanemiz tamdı. Köşkün tam karşısındaki küçük kilisenin bahçesine, köşkün iki yanındaki boşluklara mevzilendik ve bahçeye adım atan oldukça yaylım ateşini sürdürdük. Bahçede kimseler kalmayınca, zafer coşkusu içinde top oynamak için yine yollara koyulduk.

10 PUANLAR KİMLERE?

Zaten “Adam Olacak Çocuk” başlı başına bir aşağılama değil miydi? O sahneye çıkarılan kaç çocuk, bölümün isminin “Adam olacak çocuk bokundan bellidir” sözünden geldiğini biliyordu? “Bok” dese azarlanan çocuklar aslında yetişkinlerin gülüp eğlenmesine alet olmuyor muydu?  Üstelik bu bölüm aslında Fransa’daki “L’École des fans” şovunun Türkiye versiyonundan başka bir şey değilmiş, sonradan öğrendik.

Neyse ki “Dönence”yi, “Halil İbrahim Sofrası”nı dinleyerek büyüdük; “Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor” diye bildik, “Kula kulluk edenlerse ömür boyu taş döşeğe” dedik. 

Ne yazık ki 10 puanlar herkese eşitçe ve bol keseden verilmiyor, onu da sonradan öğrendik.

İlk olarak Arka Mahalle fanzininde yayımlanmıştır.

www.evrensel.net