İşçiler savaş istemiyor barış talebini tartışıyor

İşçiler savaş istemiyor barış talebini tartışıyor

Kayseri’den bir kamu işçisi

Merhaba Evrensel okurları. Geçtiğimiz günlerde ülkemizde 1128 akademisyenin “Bu suça ortak olmayacağız” diye imzaladığı barış bildirisinin tartışmaları hâlâ devam ediyor.  Kayseri’den bir işyerinde kamu işçilerinin bu meseleyi nasıl tartıştığını sizlerle paylaşmak istedim. Benimle beraber 4 işçi arkadaş televizyonda akşam haberlerini seyrediyoruz. Haberlerde bazı akademisyenlerin gözaltına alındığını ve uzaklaştırıldığı söylendi. Kendisini AKP’li olarak ifade eden bir işçi arkadaşım şunları söyedi: “Bu akademisyenlere ne oluyor? Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde PKK’lı teröristleri temizliyoruz işte. Daha ne istiyorlarsa? Anladığım kadarıyla bu akademisyenler de PKK’yı destekliyor. Zaten bu ülkenin başına ne geldiyse çok bilenlerin yüzünden geldi. Devletimiz oraya 20 yıldır giremiyormuş! PKK’lı teröristler de yığınak yapmış. Biz de bunları kökten temizlemek istiyoruz. Ulan ne yapsak muhakkak bir muhalif çıkacak bizim başımıza. Bu akademisyenleri de temizleyeceksin tertemiz olacak bu ülke aslında.”
Kendisini cemaatçi olarak ifade eden bir işçi arkadaşım da hemen sözlerine başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden itibaren AKP’ye oy vermediğini belirten arkadaşım, “Keşke daha önceleri de vermeseymişim” dedi ve AKP’li arkadaşa cevap verdi: “Bu kadar çok akademisyen imza attıysa vardır doğruluk payı. Bu ülkenin koskoca Cumhurbaşkanı da ‘Bu akademisyenler müsvedde ve karanlıktır. Bunlar aydın falan değildir, bu tam tersine karanlıktır’ dedi. Acaba bu Cumhurbaşkanı çok mu aydınlık ki 1128 akademisyen hakkında ileri geri konuştu. Kendinden başka, kendilerinden başka bir şey söylemeye kalkışınca hemen ‘Terörist bunlar, hepsi dış mihrakın oyunu’ diye tutturmuş gidiyorlar. Ülkenin Cumhurbaşkanı konuşuyor, arkasından yetmemiş gibi bir de Sedat Peker konuştu. Ona neyse? Ne zamandan beri pislik işleri bırakmış da bu ülkenin geleceğiyle ilgili yorum yapabilir hale gelmiş? Bu kadar akademisyenin üstüne nasıl gidersiniz. Orada her gün bir sürü kadın, çocuk ölüyor onların ne günahı var? Bu kadar çok ölümden kimseye fayda gelmez. Ölümleri bitirip bir şeye bağlamamız lazım.”
Bu arada söze tekrar AKP’li arkadaş girdi “Siz de iyice muhalif oldunuz. Sizi de temizleyeceğiz, az kaldı. Koynumuzda yılan beslemişiz belli.”
Bu sözün üzerine kendisini CHP’li olarak ifade eden arkadaş da bir hışımla sohbete dahil oldu. AKP’li arkadaşa dönerek, “Kendinizden başka birileri bir şey söyleyemez mi? Ne zaman bir şey söylesek başlıyorsunuz hemen ‘CHP de muhalif olmak için muhalif oluyor’ demeye. Akademisyenler de bu ülkenin vatandaşı, onların da söz söyleme hakları vardır. Hemen akademisyenleri de terörist yaptınız. Yakında sizden olmayan herkesi terörist yapacaksınız. Yıllardır bu meseleyle uğraşıp dururuz. Siz demiyor muydunuz 2002’de iktidara gelmeden önce Kürt meselesini çözeceğiz diye. 2002 seçimlerinde bir sürü Kürt size oy verdi. O zaman bir şey yok tabi. 2009’da Oslo görüşmelerinden sonra Habur sınır kapısından geçmediler mi? Bence artık bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Savaşla, katletmekle bitmez bu mesele. Kaç aydan beri her gün bir şehit haberi geliyor. Şehit haberleri hep AKP yüzünüzden geliyor. Bu ülkenin hep gariban çocukları ölüyor. Bu meselenin çözümü nedir? Ne istiyor bu Kürtler? Özerklik mi, ver gitsin. Özerlik istiyorlar, verelim ondan sonra ne olacağını görürüz” dedi.
AKP’li arkadaş söze tekrar girerek, “Ulan siz hepiniz kafayı sıyırmışınız. Ne kadar çok boş konuşuyorsunuz” dedi. Sonra bana dönerek “Ulan komünist, terörist sen söyle bakayım senin çözümün ne?”
Ben de şunları söyledim: “Bir kere, evet ben komünistim ama terörist değilim. Kendinizden başka herkes terörist sizin için. Hiç kimse söz söylemesin, konuşmasın diyorsunuz. Bizim sözümüz bizim düdüğümüz öter diyorsunuz. Sohbetin başından beri dinliyorum, kendinden hariç üçümüzü de terörist ilan ettin. Demek ki üçümüz de aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyorsak bir doğruluk payı vardır. Bu kadar akademisyen de barış istiyor. Çocuklar ölmesin, sokağa çıkma yasakları kaldırılsın demek suç mu? Yıllardır tankla, topla ve silahla bitiremediniz. Bundan sonra da çözümünüz savaş mı olacak? Artık bu meselenin biz işçiler için kangren haline geldiğini de söylememiz lazım. Bu kadar savaşla, katliamla bitmiyor işte. Doğu’da yapılan operasyonlarda harcanan paralar hep bizim paralarımız, yazık değil mi? Silah tüccarları kazanıyor bu işten. Bu savaş ne kadar devam ederse patronlar bizleri daha çok sömürür. En basitinden geçtiğimiz günlerde asgari ücrete zam açıklandı. Açıklanan zammı daha alamadan eridi gitti bile. Temel tüketim ihtiyaçlarına yapılan zam verilen zammı sildi süpürdü. Bu savaşlar yüzünden ekonomimiz kötü değil mi? Hükümet ve patronlar savaş ekonomisinden faydalanıyorlar. Bizler ücretimize zam istedik mi veremeyiz demiyorlar mı? Bizleri Kürt, Türk, Alevi, Sünni Çerkez, Laz diye bölmediler mi? Ne zaman bir araya gelsek, birlik oluştursak sendikaya üye olmaya kalkışsak, sizler nasıl Kürtlerle yan yana gelirsiniz demiyorlar mı? Biz işçiler ne zaman grev yapacak olsak bizleri bu şekilde bölmediler mi? Daha geçtiğimiz yıl metal işçilerinin grevi savaş hali var denilerek milli güvenlik gerekçesiyle yasaklanmadı mı? Tartışmanın başından beri üçümüz de ifade ettik. Bu savaşlar ve katliamlarla bir yere varamayız. Yıllardır Kürtler her geçen gün daha da güçlenerek bu günlere gelmedi mi? Biz işçiler olarak Kürtleri dinleme vakti geldi demektir. Masa başında çözüme gitmemiz lazım. Biz işçiler de barışın tarafında olmalıyız. Barışı savunmazsak her geçen gün ülkemizin geleceği daha da kötü olacak. Eşit haklara dayalı bir yurttaşlık taleplerini ve özerklik taleplerini kabul etmeliyiz. Kürtlerin kendi dillerinde eğitim, sağlık vb. şekilde hizmet almalarını sağlamalıyız. Bence bu sorun bir an önce çözüme kavuşmalıdır.”
Benim sözlerim bitince Cemaatçi ve CHP’li arkadaş beni desteklediklerini söyledi. İkna edemediğimiz AKP’li arkadaş ise, kafasının karıştığını, bu konuyu araştıracağını söyledi.

www.evrensel.net