Acil barış, acil demokrasi çağrısı

Acil barış, acil demokrasi çağrısı

EMEP MYK ÜYesi Levent Tüzel Maltepe Gülsuyu'nda gerçekleşen "Türkiye ve Ortadoğu'da Neler Oluyor?" başlıklı panelin konuşmacısı oldu. Düzenlenen panele Gülsuyu Mahallesi'nden emekçilerin yoğun bir katılımı vardı. Tüzel; derinleşen bölgesel savaşlar, başkanlık sistemi ve yeni anayasa olmak üzere üç başlık altında konuşmalar yaparak tartışma konuları açtı. 
 
Bölgenin sürekli kaynayan bir kazan olduğuna ve ölüm haberlerinin ardı ardına kesilmediğini vurgulayan Tüzel; "Kürt mahallelerinde taş taş üzerinde bırakılmıyor. Tüm bu yaşananların doğru aktarılması çok önemli. Yoğun bir propaganda halindeyiz. Özellikle Cumhurbaşkanı çeşitli bahanelerle sürekli açıklama yapıyor. Terörle mücadele adı altında her şeyi teslim almak istiyorlar. Bölgede başta Kürtler olmak üzere AKP rejiminin yaptıklarına boyun eğsin istiyorlar. Hendek, barikat gibi olguları öne sürüyorlar, bunları önümüze getiriyorlar. Barıştan, Kürt halkının haklarından kim söz ederse terörist ilan ediyorlar. Bu yaşananların hukuki olarak bir karşılığı var elbette fakat her şey Tayyip Erdoğan'ın iki dudağı arasında olduğundan daha farklı işliyor." dedi. 
 
‘SAVAŞIN HABERCİSİ OLDULAR’
 
AKP’nin Ortadoğu'da bir güç olmayı hedeflediğini ve Can Dündar’ın bunu açıkladığı için bugün cezaevinde olduğunu belirten Tüzel şunları söyledi: “Kimse hakime ve savcılara talimat veremez fakat Tayyip Erdoğan bugün bunu yapabiliyor. 1 Kasım seçimlerine giderken yaptıkları gibi bugünde halkı korkutarak, biz olmazsak savaş olur diyerek hareket ediyorlar. Nisan 2015'de Kürt sorunundan bahsetmek suçtur, anadil hakkı suçtur gibi ifadeler kullanarak yeni bir savaşın habercisi oldular. Özel timler ve askeri güçlerle belli kentlerde savaş politikalarını sürdürüyorlar. Dünyanın bir yanında PYD muhattap alınırken, Davutoğlu burada "PYD terör örgütüdür" diyor. Demokrasi güçleri ve Kürtlerin 27 Haziran'daki başarısı AKP'yi ürkütmüş ve çöktürme operasyonlarını devreye sokmuşlardır. Son 30 yıldır Kürt halkının isyanı devam ediyor. Şuanda da alevlenmiş durumda. Kürtler ezelden vardı ve var olmaya da devam edecekler.” 
 
‘ERDOĞAN'IN HİTLER'İ AĞZINA ALMASI TESADÜF DEĞİL’
 
Erdoğan'ın tek derdinin başkanlık sistemini getirmek olduğunu dile getiren Tüzel: “Şu anda yaptıklarını anayasal bir zeminde yapabilmek, bir dikta rejimi kurmak istiyor. Hitleri ağzına alması bir tesadüf değildir aslında. 2. Dünya Savaşı'nı başlatan Nazizm söylemleri ile Erdoğan'ın söylemleri birbirine benzemiyor diyemeyiz. Osmanlı kılıcı sallamak, dindar-kindar nesiller yetiştirmek, kadınları eve hapsetmek gibi olgularla Türkiye'de İslamcı bir formu kurmak istediler. Bunun içinde şovenizme sarıldılar. Okullar, camiler yakılıyor. Yarattıkları ortama razı olalım istiyorlar. Tek devlet, tek millet, tek bayrak diyerek tekçilikten gitmeyi, gençliğin karşısına çıkarak onlara şehit olmayı öneriyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Tekçiliği, ırkçılığı gençliğe gelecek olarak sunabiliyorlar. 
 
Gazeteciler sıkça vurguluyor artık bölgede yaşananları. Devletin sesi Anadolu Ajansı (AA) teröristler yine şöyle yaptı, böyle yaptı diyorlar. İşte AKP'ye oyunu veren %49 hep böyle haber ajanslarını dinliyor. Tayyip Erdoğan etrafındaki gazeteler yaşananları sürekli ters düz ediyor” dedi.
 
Bölgedeki insanların hayatta kalma mücadelesi verdiğini vurgulayan Tüzel şöyle konuştu: “Oradaki gençler gücü yettikçe barikat kurup devlete karşılık veriyor. Devletin başındakiler bölge için "ev ev temizleyeceğiz" diyorlar, ama onlarda bizim insanlarımız. Ah vah ederek bu yaşananların izlenmesi doğru değildir. Sindirilmek istenen akademi dünyasından imzalar topladılar, insanlar bu sürece karşı onurlu bir irade gösteriyorlar. Geçtiğimiz günlerde çocuklarımız karne aldı ama Sur'da Cizre'de çocuklar değil karne almayı, 2 aydır okula bile gidemiyorlar. 
 
‘BASKILARA KARŞI BİRLEŞİK MÜCADELEYİ SAĞLAYALIM’
 
Peki ya gerçeklerin görünmesini nasıl sağlayacağız? Tipik bir Ortadoğu ülkesi haline geldik. Oradaki savaş şimdide burada yaşanıyor. Davutoğlu ve Erdoğan'a kalırsa da bu böyle sürüp gidecek. Mesela sahile vuran Aylan bebeği vicdan meselesi haline getirdiler. Oysaki bunun arkasında çeşitli emperyalist güçlerin çıkar savaşları yatıyordu. Mülteci ölümleri, kürt kardeşlerimizin ölümleri, iş cinayetleri de sürüp gidiyor. Kürtler bu ülkeyi bölüyor türündeki propagandalar Kürtleri savaşa zorlayan bir zihniyet bizleri yönetiyor. Kürtler öz yönetim tartışılsın dediğinde terörist ve yıkıcı ilan ediliyor. Artık bizim bunlara dur dememiz gerekiyor. Asker ölümleri de yaşanıyor, şehit haberleri geliyor. Peki ya kim bu şehitler? Onlarda emekçi halk çocukları. Hiç bir bürokratın, bir zenginin çocuğunun şehit olduğu görülmüş müdür? Sonuç olarak ölen insanlar gariban insanlardır. Şehitliği kutsayarak, dini anlamlar yükleyerek kendi yaptıklarının üstünü örtmek istiyorlar. Yalan propagandalarının başta işçiler üzerinde büyük bir etkisi oluyor. Sınıf kardeşliğinin esas alınması gereken yerde milliyetçi söylemlerin var olması büyük olumsuz etkileri beraberinde getiriyor. Emekçi halkı örgütlemek, bu yalan propagandayı kırmak bizlere düşüyor. Sermayenin baskılarına karşı birleşik mücadeleyi sağlamak yıllardır Emek Partisi'nin söylediği bir şeydir. Savaş ortamında greve çıkanların, hak isteyenlerin taleplerini bastırarak işçi sınıfını, emekçi kitleleri susturmaya çalışıyorlar. Örgütlenmemiz her ne kadar yetersiz olsa da durmamamız gerekmektedir. Yaşanan bu kriz aşırı üretimden gelen bir krizdir. Bölgedeki savaşı, dünya savaşına çevirebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu savaş Tayyip Erdoğan istediği için değil ya da sadece Türkçülük için çıkmamıştır. Bunun çeşitli ekonomik ve politik sebepleri vardır. Türkiye'de tam olarak bunların göbeğinde yer almakta.”
 
‘TOPUN AĞZINDA OLAN EMEKÇİLERDİR’
 
"Ülkede çeşitli hak ve taleplerini elde edemeyen Aleviler'i de örnek gösteren Tüzel; yaşananların yalnızca Alevilerin ya da Kürtlerin sorunu olmadığına önemle dikkat çekerek: "Diyanet en sonunda baklayı ağzından çıkardı. Cemevleri ibadethane değildir, camii de ibadet etsinler dedi. Onların varacağı yer budur elbette. Topun ağzında olan Kürtler ya da Aleviler değildir yalnızca. Topun ağzında ülkenin halkları, emekçileri var. Bu yüzden hiç durmamalıyız, imzalar toplamalıyız. Bundan bir süre önce Ayşe öğretmen bütün duygusallığı ile burada çocuklar ölüyor dedi. Ertesi gün bütün savaş medyası onu suçlu ilan etti. Kürt'ün yarası yalnızca Kürt'ün derdi değildir. Bu yaşananlar hepimizin derdidir. Burada ki yanlışlığı işaret edip bunları düzeltmeliyiz. Onurdan ve adaletten yana olmalıyız. Faşizm ve şiddet dalgasını durdurmalıyız. Ev ev, kapı kapı dolaşalım. Yardımlar toplayalım. Sokağa çıkma yasakları ile açıkta bırakılmş insanları yalnız bırakmayalım. Acilen yardım kampanyaları başlatalım. Halk güçleri olarak birleşmeliyiz. Bir araya geldiğimiz bir faşizme karşı birleşik cephe, bir halk cephesi örmeliyiz. 1 Kasım'da %49'luk oy korkuyla, kaygıyla ve tehditle alınmış oylardır. Demokratik ve örgütlü bir toplum olmadığımız müddetçe insanlar bireyse kurtuluşlarını arayacaklardır. İnsanlar sermaye partilerine oy vermekte kurtuluşu arıyorlar. Bunu değiştirmek bizim çalışmalarımızla mümkün olacaktır" diyen Tüzel, acil demokrasinin ve  barışın çağrısını yaptı.  
 
Levent Tüzel'in yaptığı barış ve birleşik mücadele çağrılarının ardından dinleyicilerinde katılımı ile panel devam etti.

Maltepe Gençlik Kültürevi'nden Damla Ekici AKP rejiminin kindar ve dindar nesil hayallerine karşılık gençliğin; barış mücadelesinde  önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekti. Bundan ötürü tüm Maltepe gençliğini 29 Ocak Cuma günü saat 17:00'da Türkan Saylan Kültürmerkezi'nde gerçekleşecek olan "Barışa Çağrı" etkinliğine davet etti. Genç arkadaşlarımızın barış mücadelesinin bir parçası olması gerektiğini ve bu etkinlikle Maltepe'li gençlerle bir araya gelinebileceğine vurgu yaptı. Yapılan tartışmaların ardından panel son buldu. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net