Mobilyanın parlak ‘başkenti’ Modoko’nun izbe yüzü

Mobilyanın parlak ‘başkenti’ Modoko’nun izbe yüzü

Her itirazın işsizlik tehdidiyle bastırıldığı, ayrımcılığın, keyfiliğin hüküm sürdüğü bu yeraltı dehlizlerinde mobilya üretenlerin elleri parçalanıyor, sosyal hayatları yok ediliyor... Artık bu koşullara boyun eğmek istemeyen elleri nasırlaşmış üç kadın işçiyle şaşaalı vitrinlerin ardındaki gerçeği konuştuk. İşten çıkarılma riskleri dolayısıyla gerçek isimlerini veremiyoruz. Biz onlara Zeynep Funda ve Seher diyeceğiz.

Haşim DEMİR / Gökçe ARSLAN

Dudullu’da kurulu Modoko Mobilyacılar Sitesi’ne geldiğinizde süslü, cazip vitrinleriyle onlarca mağaza görürsünüz. Mağazalarda sergilenen o güzel mobilyalar nerede, nasıl üretilir pek akla gelmez. Oysa Modoko’nun hemen yanı başında Tavukçuoğlu ve Esenşehir mahallelerinde; onlarca, hatta yüzlerce bodrum katında; izbe, güneş görmeyen, rutubetli, tozlu, ağır kokular içindeki işyerlerinde yüzlerce işçi çalışır. Masa, sandalye, koltuk, çekyat, vestiyer gibi ürünlerin tamamı bu işyerlerinde üretilir. Çekyat kumaş dikim işlerinin tümünü kadın işçiler yapar. Toz toprak içindeki 5-10 metrekarelik odalarda bu güzel ürünleri üretenler her haktan yoksundur. Küfürler, hakaretler, aşağılanmalar altında çalışmaktan yenmeyecek kadar kötü yemeklere, gecikmeli verilen düşük ücretlere kadar pek çok sorunları var.
Her itirazın işsizlik tehdidiyle bastırıldığı, ayrımcılığın, keyfiliğin hüküm sürdüğü bu yeraltı dehlizlerinde mobilya üretenlerin elleri parçalanıyor, sosyal hayatları yok ediliyor... Artık bu koşullara boyun eğmek istemeyen elleri nasırlaşmış üç kadın işçiyle şaşaalı vitrinlerin ardındaki gerçeği konuştuk. İşten çıkarılma riskleri dolayısıyla gerçek isimlerini veremiyoruz. Biz onlara Zeynep Funda ve Seher diyeceğiz.

KÖLE OLMAMAK İÇİN
ZEYNEP:
Küçük işyerlerinde daha çok sorun var. Ama büyük yerlerde de çalıştım, sigortam yapılmadı. En basitinden erkeklerle aynı işi yaptım, aynı kumaşları kaldırdım ama bana verilen ücret düşüktü. Mesaiye kaldığım zamanlarda da paramı alamıyordum. Bir şey söylediğimde “Bırak git o zaman” diyorlardı. Çocuğum hasta olduğunda izin almada sorunlar yaşıyordum. Bir gün izin aldığımda, maaşımdan iki gün olarak kesiyorlardı.
En son çalıştığım işyerinde, o kadar küfür etmelerine rağmen işten çıkamadım çünkü iş yoktu. “Neden böyle konuşuyorsunuz” dediğimizde, “İşinize gelmiyorsa, kadınsanız, o zaman çalışmayın, evinizde oturun” diyorlardı. Bunu demek kolay... Nasıl çalışmayacaksın! Bizi işsizlikle, açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlar.
Bazı yerlerde yemekten şikayet ettiğimizde ya da yemek parası istediğimizde, “Beğenmiyorsanız evinizden getirin” diyorlardı. Ramazanda yine öyleydi. Oruç tutmadığımızda “Siz Müslüman değilsiniz, hem oruç tutmuyorsunuz hem de yemek parası istiyorsunuz” diye hakaret ediyorlardı. Yol ücreti de verilmiyordu, ama 10 dakika geç kaldığında sorun ediyorlardı. Maaşı geciktirdiklerindeyse “Para yok, iş yok” diyebiliyorlardı.
Kısacası küçük işyerlerinde, küçük sanayi sitelerinde sosyal hak yok, verilmiyor da. Mücadele vermeliyiz, yoksa köle olmaya devam ederiz. Bir yemek parasını bize çok gören patronlara karşı birleşmeden, mücadele etmeden haklarımızı alamayız. Onun için işçi komiteleri, işyeri komiteleri şart. Kadın işçiler her meselede olduğu gibi bu konularda da duyarlı. Mesele bu sömürü ve yağma düzeninin farkına varıp mücadele etmektir. Ben en azından İMES işçi komitesinde yer alarak mücadele ediyorum.

SENDİKAYSA SENDİKA...
FUNDA: Ellerimiz parçalanıyor, iğne batmalarından parmaklarımız uyuşuyor. Günde 11-12 saat çalışıyorum, ayda 1100 lira alıyorum. Onu da bazen 2-3 ay gecikmeli alıyorum. İtiraz ettiğimde kapı gösteriliyor; çünkü benim bildiğim, buraya günde en az 20-30 kişi iş sormaya geliyor. İstedikleri kadar fazla çalıştırıyorlar ama fazla mesai yazmıyorlar. Ücret bordrosu yok. Sigortamızın yatırıldığından bile şüphem var. Hiçbir sosyal hakkımız yok. Normalde yol-yemek-servis, ikramiye, erzak yardımı gibi sosyal hakların verilmesi lazım... Sabah dikişler için başlıyoruz, akşam 8-9’a kadar bir fiil çalış. İnsanlıktan çıkıyorsun. Eve gittiğimizde bizde hal kalmıyor.
Ama mobilya mağazalarına bak imrenirsin. Ben bile bazen ‘Ya bunları biz mi yapıyoruz’ diye söyleniyorum. Kodamanlar gelip ürettiklerimizi para ile satın alıp gidiyorlar. Onların umurunda mı bizim ellerimiz parçalanmış, açlık sınırında bir ücrete çalışmışız. Onun için öfkeliyim, kinim var onlara. Bize bunu reva görenlerden gün gelir hesap sorarız. Sosyal hak yoksa, insan yerine konulmuyorsan, kanın emiliyorsa ne yapman lazım? Haliyle mücadele etmen lazım; sendikaysa sendika, dernekse dernek...

BAŞKA SEÇENEK YOK!
SEHER: Üç yıldır Esenşehir mahallesinin İMES yakınlarındaki ara caddedeki bu atölyede çalışıyorum. Çakmaktan buraya geliyorum. Kürt kökenliyim. Zor bela bu işi buldum. Buluncaya kadar çay ocaklarında, iş hanlarında çaycılık, yemekhane temizlik işlerinde çalıştım. Hakarete, küfürlere maruz kaldım. Sözlü, fiili cinsel saldırılara maruz kaldım. İlla insana tecavüz etmeleri gerekmiyor. Sözle bile insana tecavüz ediyorlar. Bunu aynı işyerindeki bir erkek işçinin yapması insanı yaralıyor, kahrediyor. Bunu yaratan bu sistemdir, bu zengin zümredir. Kürt olmamdan kaynaklı zaten politiktim, direndim bu tür şeylere. Ama direnemeyen, pes eden arkadaşlarım oldu, işi bırakıp gittiler, hem de ağlayarak. Ben de ağladım onların arkasından.
Sosyal haklarımız yok. İşe girerken “Sigorta istiyor musun? Yol ücreti istiyor musun?” diye soruyorlar bize. “İstiyorum” dediğinde ya çok düşük ücret teklifinde bulunuyorlar ya da “Sigorta yok, parası da yok, çalışıyorsan gel çalış” diyorlar. Mecbur olan, benim gibi kabul edip çalışıyor. Patronlarda din, iman, insaf yok. Onlar para üstüne para koyarken biz açlıktan nasıl kurtulacağız diye çırpınıyoruz. Buna isyan etmeyen daha neye isyan eder!
Kürt olduğum, bir fikri savunduğum için 2 yıl F Tipi cezaevinde yattım. Şimdi hayatımı idame etmek için burada çalışmak zorunda kaldım. İki çocuğum var, bakmakla yükümlüyüm. Ama şunu net biliyorum. Mücadele etmezsen artık hayatını da sürdüremezsin. Onun için bir örgüt, bir parti şart işçiler için. Bunun çabası içindeyim. Başkaca da seçenek yok.

www.evrensel.net