Acaba bugün kaç kişinin düştü yüreğine ateş

Acaba bugün kaç kişinin düştü yüreğine ateş

Daha önce de yaşanan katliamlar tekrarlanıyor, öldürülen herkes terörist ilan ediliyor. Sözde, halkının güvenliği adına halk öldürülüyor, mahalleler, evler yakılıp yıkılıyor. Ölümlerin ardı arkası kesilmedi, belki de şu an öldürülen birileri var ve bizim haberimiz bile yok.

Daha önce de yaşanan katliamlar tekrarlanıyor, öldürülen herkes terörist ilan ediliyor. Sözde, halkının güvenliği adına halk öldürülüyor, mahalleler, evler yakılıp yıkılıyor. Ölümlerin ardı arkası kesilmedi, belki de şu an öldürülen birileri var ve bizim haberimiz bile yok.

Bu acıya sessiz kalmak istemiyoruz. Bağırmaya, sesimizi yükseltmeye çalıştığımız her an sesimizi kesmeye çalışıyorlar. Yaşananları Diyarbakır’da hemşirelik yapan bir kadın arkadaşımıza sokağa çıkma yasaklarına ve bu savaş dönemine nasıl baktığını soruyorum. Cevabı da gözlerindeki ateş gibi oturuyor yüreğime: “Öncelikle savaşın olduğu bölgede (Suriçi) yaşamıyorum ama Suriçi’ndeki katliam beni, bizi çok etkiliyor. Doğup büyüdüğüm, sokaklarında huzur bulduğum yerin şu an yakılıp yıkılmasını yüreğim paramparça olarak izliyorum maalesef” diye başlıyor anlatmaya. Her gün bomba ve silah seslerini duymanın, her güne “Acaba bugün kaç kişinin yüreğine ateş düşürdüler” diye başlamanın ruhunda onarılmayacak yaralar açtığını anlatıyor. “Haberlere bakmak istemiyorum. Çünkü elimizden bir şey gelmesine izin vermiyorlar. Yapılan eylemlere gerçek mermilerle karşılık veriyorlar. Oturduğumuz yerden yaptığımız gürültü eylemine de izin vermiyorlar. Hemen bir kaç TOMA ve akrep geliyor ortalığı biber gazına boğup, küfürler, tehditler savurup gidiyorlar” diye devam ediyor. Bu savaşta en masum olan ve hiç ilgisi olmayan çocuklar bile her gün öldürülüyorken, kendisinin hayatını şans eseri sürdürdüğünü düşünüyor. Hem çocuklar nasıl terörist olabilir ki? 

Savaş insanlık suçudur ve insanlığın sağlığını korumaya çalışan biz sağlıkçılar savaşın birer parçası olmaya zorlanıyoruz. Devletin bu vahşi katliam girişimi, hastaneleri cephe ve sağlıkçıları da bunun bir parçası olmaya zorluyor. Buna karşı ses çıkaranlar ise devlet tarafından cezalandırılıyor, tehdit ediliyor. Sokağa çıkma yasakları, insanları hapsedip ölüme mahkum etmek için yapılıyor... Oysa biz sağlıkçıların görevi yaşatmak. Son süreçte sağlıkçıların bu görevlerine de darbe vuruluyor, ölümlere karşı sessizleştirilmeye çalışılıyorlar... Hastaneleri basıp, çalışanlara ve hastalara silah doğrultarak, fiziksel ve duygusal şiddet uygulayarak sindirme politikası birçok yerde maalesef işe yaradı. Direnişte olanlar ölümü görüp sıtmaya razı olmazken, pasifize edilen kesim daha çekingenleşti.

Biz kadın sağlıkçılar, örgütlü ve 90 kuşağının çocukları olanlar biraz daha cesaretle haykırıyoruz: “Hastaneleri karakollara çevirtmeyeceğiz ve elimizden geldiğince direnecek ve eninde sonunda kazanacağız!” Barış şiarını daha yüksek sesle söyleyeceğiz!

Berfin EREN

Sağlık emekçisi /ANKARA

www.evrensel.net