11 Nisan 2012 14:26

Suriye'ye müdahale kaosa sürükler

Suriye’de faaliyet gösteren Kürt partisi Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Başkanı Saleh Mohamed, Suriye’ye yapılacak emperyalist bir müdahaleye karşı olduklarını, Kürtlere ve diğer halklara demokratik özerklik hakkı tanıyan özgür ve demokratik bir Suriye kurmak istediklerini söyledi.Partilerinin hem Esad rejimine hem de

Suriye'ye müdahale kaosa sürükler
Paylaş
Murat Kuseyri

Partilerinin hem Esad rejimine hem de Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) karşı olduğunu vurgulayan Mohamed, Suriye’ye yapılacak bir askeri müdahalenin ülkeyi iç savaşa ve tüm bölgeyi kaosa ve istikrarsızlığa sürükleyeceği uyarısında bulundu. PYD Başkanı Saleh Mohamed son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Güncel bir gelişmeyle başlarsak, size göre Annan Planının uygulanma şansı nedir?
Annan Planı Suriye için bir umuttur. Her gün insanlar ölüyor ve yaralanıyor. Ülke yıkıma gidiyor. Rejimin gözü dönmüş. Şimdiye kadar hep baskı, katliam ve işkenceyle halkın mücadelesini bastıracağını sanıyordu. Son bir yıldır Anayasada değişiklikler ve kısmi reformlar yaparak ayakta kalmaya çalışıyor. Ama inandırıcılığını kaybetti. Kimse rejime inanmıyor. Beşar Esad, Annan Planını kabul edip ateşkese uyacağını söylese de halk buna inanmıyor. Ancak  saldırıları fiilen durdurursa o zaman inanır. Gidişat hiç iç açıcı değil. Bir şey yapılmazsa, Suriye yok olmaya ve parçalanmaya gider. Annan Planı sayesinde belki bu parçalanmanın önüne geçilebilir. Bu plan silahların susması için, Kürt, Arap ve bölgede yaşayan tüm halklar için son fırsattır. Rejim kendisine direnen silahlı muhalif grupları bitirmek için zaman kazanmak istiyor. Ama bunu başarması oldukça güç. Çünkü bu gruplara para ve silah sağlayan Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi ülkeler var. Bunların tutumları sorunu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

AKP hükümeti Suriye ile neden bu kadar yakından ilgileniyor?
2007 yılında AKP hükümeti ABD ile mutabakata vardı. AKP’ye Ortadoğu’da siyasi İslamı geliştirmesi misyonu verildi. Buna karşılık da emperyalistler Türk hükümetinin Kürt halkına yönelik saldırı ve katliamlarına göz yumacaklardı. Tunus, Mısır ve Libya’daki gelişmelerde Türkiye’nin parmağı vardı. Şimdi de Suriye’de var. Bu ülkelerde halk demokrasi ve özgürlük istiyor. Emperyalizm bunu görüyor, yıpranan diktatörlerin yerine siyasi İslamı yerleştirip egemenliğini sürdürmek istiyor. Tunus’ta halk ayağa kalktı ve diktatörlüğü yıktı. Ama başa Muhammed Gannuşi getirildi. AKP iktidarının bir kopyası. Biz Tunus’a gidip görüşmeler yaptık. Demokratlarla, ilericilerle konuşmamızda bize şunları söylediler: “Bize yapılanlar size de yapılmasın. Çok dikkat edin. Bizim devrimimizi çaldılar. Sizinkini çalmasınlar. Biz fedakarlık yaptık, ayaklandık ama bir baktık ki başkaları iktidara gelmiş.” Şimdi de Gannuşi’ye karşı direniyorlar.
Türkiye ve AKP yıllardan beri Müslüman Kardeşler’le ilişkide. Kürt halkından korktukları için, Müslüman Kardeşler’den 1998 yılında Suriye ile Türkiye arasında Kürtlerin mücadelelerini kırmak amacıyla imzalanan Adana Anlaşmasına sadık kalmasını istiyorlar. Aynı şeyleri Suriye Ulusal Konseyi’ne de şart koşuyorlar. Kürtlerin haklarının tanınmamasını dayatıyorlar. Türk devletini asıl korkutan Batı Kürdistan’daki (Suriye) Kürtlerin haklarını almaları. Bunun Türkiye’de yaşayan Kürtleri etkileyeceğinden korkuyorlar.
Partimiz PYD’yi PKK’nin uzantısı olmakla suçluyorlar. Bu doğru değil. Kuzeyde Kürtler istedikleri gibi savaşıyor ve mücadele ediyorlar. Halk desteğine sahipler. Bizlere ihtiyaçları yok. AKP ise bizim ülkemizde cirit atıyor. 12 sene Esad rejimi ile kol kolaydı. Her türlü uluslararası anlaşma ve hukuk kurallarını çiğnedi. O dönemde halkımız üzerindeki baskı ve saldırılar daha da arttı. Bu baskıların karşılığında sınırları açtılar, vize zorunluluğunu kaldırdılar. Şimdi Esad rejimine düşman oldu ama iktidara getirmek istediği muhalefete Kürtlere aynı şeyleri yaptırmak istiyor.

Türkiye, Suriye’de hangi tür faaliyetler yürütüyor?
Suriye Ulusal Konseyi’ni örgütlüyor. Bunlara silah ve para yardımında bulunuyor. Fransa, Katar ve Suudi Arabistan Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesini istiyor. Türkiye bunlara tam olarak güvenmiyor. Arkasında NATO ve ABD’nin olmasını istiyor. Eğer bunların desteğini alırsa Suriye’ye anında müdahale eder.

Bunun sonuçları ne olur?
Bütün Ortadoğu karışır. Sunni - Şii, Türk - Kürt, Arap - Türk çatışması, her türlü çatışma yaşanabilir. Tüm bölgenin, bu arada da İsrail’in güvenliği tehlikeye girer. İsrail, Esad’a karşı ama yerine kendisine zarar vermeyecek bir alternatif bulamadığı için rejimin devamından yana.

PYD’nin Esad rejimine destek verdiği iddialarını nasıl yorumluyorsunuz?
Belirli odaklar, özellikle de AKP, bilinçli olarak partimize karşı spekülatif bir kampanya yürütüyor. El Arabiye, El Cezire gibi kanallar SUK’un medyası gibi yayınlar yapıyor. Amaçları bizi tecrit etmek. Kürdistan’da örgütlediğimiz faaliyetleri hazmedemiyorlar. Halkı örgütleyerek hırsızlığı, soygunu engelledik. Biz silahlı eylemler değil kitle eylemleri örgütlüyoruz. Silaha sarılmadığımız için bu tür suçlamaları yöneltiyorlar. Biz Müslüman Kardeşler ve ona benzer örgütlerle birlikte hareket edemeyiz. Biz Suriye’nin parçalanmasına ve dağılmasına karşıyız. Kürtlere demokratik özerklik tanıyan özgür ve demokratik bir Suriye istiyoruz.

Hem Esad hem de SUK’a karşı olduğunuzu söylüyorsunuz? Esad karşıtı eylemler içinde yer almıyor musunuz?
Biz baştan beri Esad rejimine karşı yapılan gösterilerde yer aldık. Ama Suriye Ulusal Muhalefeti barışcıl gösterileri silahlı saldırılara dönüştürdü. Devletin kurumlarına saldırmaya, yakıp yıkmaya başladılar. Biz o noktada onlarla aramızda sınır koyduk. Biz gösterileri şimdi de sürdürüyoruz. Ama kendi renklerimizle ve kendi dilimizden sloganlar atarak. Fakat hiç bir yeri de tahrip etmedik. Aslında rejim barışcıl gösterilerin silahlı saldırılara dönüşmesini istedi. Bizi de zorlamaya çalıştılar. Gösterilere gaz bombalarıyla saldırdılar. Kürt liderlerden bazılarını suikastlar yaparak öldürttüler. Bunlar Kürtlerin silaha sarılmalarını amaçlayan provokasyonlardı. Biz bu kışkırtmalara gelmedik. Bizim gibi düşünen demokrat ve ilerici güçlerle, sosyalist ve komünist partilerle birlikte Ulusal Koordinasyon Komitesi’ni oluşturduk.

Kürtlerin talepleri neler?
Biz demokratik özerklik istiyoruz. Kitle örgütlerinin ve halkın sosyal, ekonomik, kültürel olarak kendi kendisini örgütlemesinden yanayız. Halk kendi savunma birimlerini de oluşturmalı. Biz bunu sadece Kürtler için değil Suriye’de yaşayan tüm halklar, Araplar, Süryaniler için de istiyoruz.

Esad karşıtı gösterilerin başlamasından bu yana Suriye’de demokratik özerkliğin kurulması için ne tür adımlar attınız?
Dilimizi ve kültürümüzü geliştirecek girişimlerde bulunuyoruz. Açtığımız okullarda Kürtçe dersleri veriyor öğretmenler. Bunlar sembolik ve yeterli değil. Biz bunları yaparak halkımızın diline, kültürüne ve kimliğine sahip çıkmasını amaçlıyoruz. Halk, okulu kendisi inşa ediyor. Yarın kendi yaptığı okula birileri saldırırsa okulu savunacaktır. Köylerde savunma birlikleri kuruluyor. Halkımız ağır baskı koşullarında yaşıyor. Hiç bir hakkı yok. Her tarafta aynı şeyler olduğunu sanıyor. Ama gerçek farklı. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Esad rejiminin Kürtlere çok sınırlı da olsa bazı haklar tanımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rejim zor durumda. Ayrıca geçmişin tecrübelerinden de faydalanıyor. 2004 yılındaki Kürt ayaklanmasının tekrarlanmasından çekiniyor. Rejim on yıllardır haklarımızı gasbetmiş durumda. Kimliğimizi geri verdiler ama bu rejimin bize verdiği bir hak değil. Yapılan bir hatanın düzeltilmesidir. Arazilerimize el koydular. İllerimizin, köylerimizin adlarını değiştirdiler. Bunların geri verilmesi bir hak verme olarak algılanmamalı. Bunları yaparlarsa hatalarını düzeltmiş olacaklar. Ondan sonra demokratik, sosyal ve kültürel haklarımızı vermek zorundalar.

Suriye’de yaşayan Müslüman olmayan halkın Esad rejimine karşı tutumu nasıl?
Korku içindeler. Esat rejimine karşılar ancak fanatik Müslümanların iktidara gelme ihtimali onları korkutuyor. Bunlarla iç içe yaşıyoruz ve bizim tutumumuzu destekliyorlar. Halep’te Ermeni Milli Meclisi’nin üyeleriyle görüştüm. Kamışlı’da Süryanilerle birlikte yaşıyoruz. Gençlerimiz çetelere karşı onları savunuyorlar. Onlar da bize güveniyorlar.
(Stockholm/EVRENSEL)


KCK İLE PYD ARASINDA ORGANİK BAĞ YOK

İstanbul KCK iddianamesinde PYD’nin KCK projesinin bir parçası olarak yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz KCK’nın bir parçası değiliz ve KCK ile organik hiç bir bağımız yok. Kaldı ki partimiz 2003 yılında kurulduğunda KCK yoktu. Ama KCK bir Kürt örgütlenmesidir. Felsefi ve düşünsel olarak aynı görüşleri savunabiliriz. KCK operasyonlarının amacı Kürt halkını yok etmektir. 1990’lı yıllarda Kürtleri öldürüyorlardı, şimdi tutuklayarak hapiste çürütüyorlar. Türk devleti Kürt halkını yok etmek için çok yönlü saldırılar yürütüyor. Öcalan’a uygulanan tecrit, Roj Tv’yi kapatma girişimleri, KCK tutuklamaları, Kandil’e yapılan saldırılar planlı bir şekilde Kürt halkını imha etmek amacıyla yapılıyor. Türk Devleti Sri Lanka’da Tamil Kaplanları’na yapılan imhayı Kürt halkına yapmaya çalışıyor.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Göktepe ödülleri tutuklu gazeteciler için alındı

SONRAKİ HABER

EMO Bilim - Akademi - Mühendislik buluşması gerçekleşiyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa