Şeref Bilsel’den ‘Yalnız Şiir’: Hayatla şiir arasındaki mesafe

Şeref Bilsel’den ‘Yalnız Şiir’: Hayatla şiir arasındaki mesafe

Hakan GÜNGÖR
İstanbul

Şeref Bilsel, “Yalnız Şiir” kitabında şiir, şair, tarih ve tartışmalara değiniyor; hayatla şiir arasındaki mesafeye dikkat çekiyor, dil konusunu irdeliyor. Dizelerle, geçmişle, tartışmalarda bizzat taraf olarak örüyor yazılarını. Ana teması şiir olmakla birlikte, kültür ve sanatın başrolde olduğu bir deneme kitabı sunuyor okura.

Bilsel, bugüne dek 4 şiir kitabı çıkarmış bir şair. Pek çok dergide yazıları ve şiirleri yayımlanmış, “Sonra Edebiyat”ın genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Bilsel, “Yalnız Şiir” kitabında yer alan şiir üzerine yazılarının kimi, edebiyat dergilerinde yayımlanmış. 

KİMLİĞİNİ KAYBEDEN ŞİİR

Şiir ve dil ilişkisi kitapta önemli bir yer tutuyor. “Dili yaşatan, şairlerdir. Ya şairleri yaşatan? Yalnızlık kıpırdar bu eşikte; yürür geçmişin üzerine; aşka, meşke, hasrete, ölüme çarpan her şiirin kendi içine çektiği mürekkep yalnızlıktır. Türk şiir dili bir ‘yalnızlık’ dilidir” aynı zamanda” diyor Bilsel. “Şairler dile rüya gördürür olsun; düz yazıcılar ise dilin gördüğü rüyanın peşine terlikle düşsün. Dilin gördüğü rüya şiirde kemikleşmiş biçimde çıkar karşımıza” ifadelerini kullanıyor. Tabii bu dil meselesi ayrı tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bilsel, “Yaşı henüz yirmiyi bulmuş kimi genç arkadaşların şiirlerini, XIII. yüzyıldan Yunus Emre kalkıp gelse ancak sözlük yardımıyla anlayabilir. Hayatla şiir arasındaki mesafenin açılması bu sonucu doğuruyor” diyor. Aslında “Yalnız Şiir” kitabı da bu mesafeyi daraltmak için yazılmış bir kitap. Şiir tartışmaları ve şiir üzerine yazılar, hayat ve şiiri yaklaştırıyor. Nihayetinde, hayattan kopan şiir çok uzun ömürlü olmuyor, önce kimliğini, sonra hayatını kaybediyor. 

ŞAİRİN ÖNCÜ ROLÜ

Kuşkusuz bir şairin dille birlikte başka meseleleri de var. İnsanın emeğinden, uğradığı baskı ve zulümden azade bir şiir insanı tam olarak anlatabilir mi? Bilsel mücadelenin bizzat içinde olmuş şairlerle ilgili şunları söylüyor: “Nefi’yi, Mansur’u, Nesimi’yi, Pir Sultan’ı düşünün. Birbirine halkalanmış, ölümleri el ele tutuşmuş Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa, Torlak Kemal sadece türkülerde, şiirlerde değil pek çok insanın davranış ve tutumlarında da yaşamayı sürdürüyor. 1993 yılını düşünün: Altıok’u, Aysan’ı... düşünün. İyi şairlerin öncü rolü, toparlayıcılığı öldükten sonra da devam ediyor çünkü. Ölümleri, geride kalanların etrafında yeni bir bilinç dairesi örüyor.”

İĞNELEME VE TAŞLAMALAR

Hayatın bizzat içinden çıkan, emek ve mücadele ile belirginleşen şiirde yer alması mümkün iğneleme ve taşlamalara örnekler de veriyor Bilsel, Cemal Süreya’nın “Hükümet” adlı şiirinden dizeleri hatırlatıyor: “Bu hükümet/ Pir Sultan’a pasaport vermiyor,/ Onu anladık./ Yunus Emre’ye de/ Basın kartı vermiyor,/ Onu da anladık./ Ama bu hükümet/ Ferman çıkarmış/ Karacaoğlan’ı/ Otobüse bindirtmiyor.”

“İnsanın sessiz bir ortaklıkla, dil denen mucizevi yapıdan daha büyük bir yapı inşa edeceğini düşünemiyorum. Sonra doksanların başından beri şiire, şaire dair yazdığım bütün yazılarda, aslında şiirden ziyade dil üzerinden kalem oynattığımı, ne yazarsam yazayım dilin çağrısından kurtulamadığımı, dilden bana doğru kabaran sorulara cevap arayıp durduğumu fark ettim” diyor Bilsel ve “Yalnız Şiir” kitabında cevap arayışına ortak ediyor. Şiir ve edebiyat da zaten tam da bu arayışla birlikte varlık kazanıyor...

www.evrensel.net