Demokrasi tehdit altında

Demokrasi tehdit altında

Paris saldırılarından sonra OHAL’i Anayasa’ya işletmeye yönelik tartışmalar bu hafta Fransa’da hız kazandı. Çarşamba Cumhurbaşkanı François Hollande’ın yönettiği bakanlar kurulu toplantısında bu konu netleşti ve ocak ayında gündeme gelecek. Çevirdiğimiz ilk yazı Uluslararası Af Örgütü’nün Fransa Başkanı Genevieve Garrigos’a ait ve yazıda Fransa’da demokrasiye yönetik ciddi bir tehditin gündeme geldiği belirtiliyor. Yine Fransa’dan çevirdiğimiz ikinci bir yazı ise kendisini “solcu” diye tanımlayan bir hükümetin aşırı sağın yıllardır savunduğu bir önlemi gündeme getirmesiyle ne kadar sağa kaydığına dikkat çekiliyor. 

'HİTLER SOLCU MUYDU' TARTIŞMASI!

Öte yandan Almanya’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde Hitler’in “Kavgam” kitabı yıllardan beri ilk kez ocak ayında basılacak ve satışa sunulacak. Serbest bırakılmasından yana olanlarla karşı çıkanlar arasında uzlaşılması mümkün olmayan bir tartışma devam ediyor. Bu tartışmayı “sağ ve sol”un  “aşırı uçlar” olarak aynı olduğunu ama “çok şükür” bu ideolojilerin iflas ettiği argümanıyla yürütenler dikkat çekiyor. Der Spiegel’deki köşesinde Jakop Augstein, bu tartışmanın solun itibarını azaltıp aşırı sağa güç kazandırma politikası olduğunu belirtiyor. 


FRANSA’DA DEMOKRASİ BÜYÜK TEHDİT ALTINDA

Genevieve GARRIGOS*
Humanite

Olağanüstü halin Anayasa’ya geçirilmesi ve devam ettirilmesi, gerçek bir tehlike teşkil ediyor. Gündeme gelen Anayasal değişiklik ile olağanüstü ve istisna olan, giderek olağanlaşarak kural haline getirilecektir. Kimi özel durumlarda özgürlükler kısıtlanabilinir, yalnız uluslararası hukuk bunun çerçevesini çok net bir şekilde çiziyor. Kimi ilkeler kalın çizgilerle belirtiliyor: Orantılılık, ayrımcılığın retti ve özgürlük kısıtlanmasının gerekçesinin izah edilmesi. Ama bizler Fransa’da açıkça insan haklarının çiğnenmesi konusunda keyfi davranmaların olduğuna tanıklık ediyoruz. İnsanların haklarına saygı konusunda hiçbir garanti vermeden OHAL’in Anayasa’ya işlemesi, bu önlemlerin hukuksal bir çerçevenin dışında 6 ay devam etmesini büyük bir tehdit olarak değerlendiriyoruz. Bu konuda Fransa birçok başka ülkeye göre çok daha geriye gidiyor. Kimi insanlar ev hapsini Guantanamo hapsine benzetmemize itiraz ediyor. Yalnız, insanların şüpheli olarak nitelendirilmesi ya da yapacakları varsayılan bir suç ihtimaline dayanarak sınırsız bir süre özgürlüklerinden alıkonulmaları çok ileriye giden bir durumdur. 

Unutmamak gerekir ki Fransa’da, Anayasal değişikliği yapma gündeme gelmeden önce bile 10 tane terörle mücadele yasası onaylanmıştı. Anayasada planlanan değişikliklerden önce de, örneğin gece ev baskınları yapma zaten mümkündü. Değişen tek şey, önceden bir hakimim izni gerekiyordu ve onun denetimi altında yapılması gerekirken artık bu kalkıyor. Delil, somut suç unsuru, olguların savcı tarafından temel alındığı bir sistemden, kuşkulu ya da şüpheli davranışın olduğunu kabul eden bir sisteme geçiyoruz. Terörle mücadelenin çizgisi tamamen değişmiş oluyor artık. Burada yaşanan bizden daha geri olan demokrasilere doğru bir kayıştır. Üstelik hiçbir tartışma olmadan ve öyle bir hızla ilerliyor ki insanın tüyleri ürperiyor. 

* Uluslararası Af Örgütü Fransa başkanı 
(Çeviren: Nihat Polat)


VATANDAŞLIKTAN ÇIKARTMA: ÇİZGİYİ AŞAN BİR ADIM DAHA

Clementine AUTAIN
Regards

Sert bir hamle yapıldı. 23 Aralık Çarşamba günkü bakanlar kurulu toplantısında, François Hollande ve Manuel Valls anayasa değişikliğine yüksek sembolik bir düzeyi olan bir önlem eklemeyi onaylattılar: Terör saldırından ceza almış Fransa’da doğan çifte vatandaşları vatandaşlıktan çıkartma. 

Fransa en son Fransızları vatandaşlıktan çıkartmayı gündemine aldığında, (Hitler işbirlikçisi) Vichy hükümeti dönemindeydi. Geçen haftalarda basında çıkan kimi kulis haberlere göre, hükümet önerilen bu önlemi anayasaya eklemeyecekti: François Hollande’un Kongre önünde yaptığı bu öneriye yönelik soldan yapılan tüm eleştiriler duyulmuş gibiydi. Ama sonuçta tam tersi kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan için terör saldırılarından sonra gündeme gelen güvenlik önlemleri ve ulusal birlik konusunda dillendirilen eleştirilere karşı sağlam durmaktı söz konusu olan. 

Yalnız sola verilen mesaj gayet açık: Sadece sağa el uzatılmıyor, direksiyon tam gaz sağa. Bu önleme karşı olduğunu açıkça dillendiren Adalet Bakanı Christian Taubira boynunu eğip söylemine bin bir pişman oldu. Tatile ayrılmadan önce kısaca “son sözü cumhurbaşkanı söyler” deyip hükümet çizgisine geldi. 

SAĞA KAYMANIN BİR ÖRNEĞİ DAHA

Hükümet, Hollande’ın seçim programında olan yabancılara oy hakkı ve keyfi kimlik kontrollerine karşı önlemler konusunda geri atmakla sınırlı kalmadı, yanı sıra aşırı sağın ideolojik çizgisinde olan önlemleri de gündeme getirdi. Ulusal Cephe (FN) Lideri Florian Philippot ve Marine Le Pen, zaferlerini kutlamaktan geri kalmadılar. Marine Le Pen, “Vatandaşlıktan çıkartma: Ulusal Cephe’nin 6.8 milyon oyunun ilk sonuçları” diye, Philippot ise “Vatandaşlıktan çıkartma: Hükümet Christiane’a göre Marine’i tercih ediyor. İdeolojik bir zafer daha” diye tweet attı.  

Tam ters cepheden ise Sosyalist Parti milletvekili Pascal Cherki, kendince hükümetin bu önleminin ne anlama geldiğini doğru bir şekilde ortaya koyuyor: “Programını meşrulaştırarak aşırı sağa karşı nasıl mücadele edile bilinir ki ?”. 

Vatandaşlıktan çıkartmanın teröre karşı mücadelede kesinlikle bir faydasının olmayacağına göre, sorun burada aşırı sağa yeni bir sinyal daha göndermektir. Bunun için, toprak hakkına saldırarak François Hollande, Fransa Cumhuriyeti’nin tüm değerlerini ayaklar altına alıyor. Ulusal Cephe’nin uzun yıllardır savunduğu “iki tür Fransız vardır” tezini onaylamaya hazır bir pozisyona geldi. 

Nicolas Sarkozy iktidardayken Sosyalist Partinin karşı çıktığı “yabancı kökenli olana ikinci ceza” tezini tekrar gündeme getirmeye de hazır. 

Vatandaşlıktan çıkartma sınırı aşan yeni bir adım. Sol görüşlü militan ve hükümet çoğunluğuna üye olan milletvekilleri şimdiden kara kara düşünmeye başladılar. Ama buradan yeni bir yapılanmaya, yeniliği geçmeye adım atarlar mı ?… atılacak tek bir adım kaldı bir çoğu için. Valls ve Hollande sağcı bir çizgiden yönetmeye devam ediyor, ama solda bir alternatif hala oluşmuş değil. Elleri artık çabuk tutmak gerekiyor. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)


SAĞ VE SOL, İKİSİ DE AYNI YALANI ÜZERİNE

Jakob AUGSTEIN
Der Spiegel

Sağ ve solu aynılaştırmak yeniden moda oldu. Burjuvazi, orta tabakalar krize girdiğinde “sağ da sol da aşırı uçlar ve ikisi de aynı ve tehlikeli” yalanını yayıyor. Önce kendini aldatıyor sonra halkı...
Adolf Hitler bir solcu muydu? Bu soruyu ilk kez tanınmış gazeteci Joachim Fest ortaya attı. 2003 yılındaki bir gazetede Nasyonal Sosyalizmi sağ değil sol olarak nitelemek için epey nedenin olduğunu yazdı. Sağ ve solun aynı olduğu miti, muhafazakârlar ve sosyal demokratlar tarafından da her zaman kullanıldı. Şimdilerde ise solcuların aşırı sağcı PEGİDA ve AfD ile aynı kefeye konduğunu görüyoruz. 

Almanlar endişeli. Yarısından çoğu geleceğe korku içinde bakıyor. Orta tabakalar paniğe girdikçe sağ ve sol düşüncelere yakınlık duyuyorlar. Der Spiegel dergisi geçen hafta sendikalara yakınlığıyla tanınan Otto Brenner Vakfı’nın bir araştırmasını yayınladı. Buna göre Alman aşırı sağcılar, sağ ve sol düşüncelerin ortaklıklarını öne çıkaran bir cephe kurma çabası içindeler. Dergi, “Böyle bir cephe fikri ta Weimar Cumhuriyeti dönemine kadar uzanıyor. O dönemde Arthur Moeller van den Bruck gibi genç muhafazakâr düşünürler milliyetçi ve sosyalist güçlerin nasıl birleştirile bileceğine kafa yoruyorlardı. Görüldüğü gibi sonunda da başardılar” diye devam ediyor.

Yukarıdaki cümle, normal gibi görülmesine rağmen korkunç bir yalan öne sürüyor. Nasyonal Sosyalizm, milliyetçi ve sosyalist güçlerin birliği anlamına mı geliyor? Doğudaki şimdiki huzursuz mızıldanmalar, içinde sağcının solcunun ayırt edilemediği batı demokrasisinin reddi anlamına mı gelmekte? Kısacası sağ ya da sol hepsi aynı mı?

Solun aşırı sağın güçlendirmesini sağlamak için kullanılmasında en iyi yol, ikisinin de aynı olduğuna halkı inandırmak. Jan Fleischauer, geçen hafta, “Biri sosyal homojenlik, diğeri kültürel homojenlik istiyor. Her ikisi de dünyada çok eşitsizlik görüyor ve bunlara karşı!” diye yazarak ‘sağ ve solun ne kadar benzediği’ni (!) örnekleyiverdi. 

Solun tavizsiz savunduğu ve Batı medeniyetinin teslim aldığı en değerli miras olan Fransız Devrimi ve Amerikan bağımsızlık hareketinin eşitlik vaatlerinin sağın insanlık dışı uygulamalarıyla aynı kefeye konulması tamamen sahtekarlıktır. 

Ancak sol umutların itibarsızlaştırılması sahtekarlığı yüzyıllardır burjuvazinin başvurduğu bir yöntemdir. 1992 yılında Joachim Fest şöyle yazmıştı: “Sosyalizmin yıkılmasıyla, Nasyonal Sosyalizmin ardından çağımızın başka bir güçlü ütopyası daha sona erdi. Yıkılan 200 yıldan fazla bir süredir propagandası yapılan bambaşka bir dünyanın kurulabileceği inancıdır. Dünyayı mezbahaya çeviren, insanlığın geleceğiyle ilgili sözde parlak rüyalar parçalandı gitti”.

Nasyonal Sosyalizmi ütopya olarak nitelemek ona epeyce itibar kazandırmak anlamına geliyor. Hitler biyografisi yazan Joachim Fest’in, Nasyonal Sosyalizmini özgürlük değil ölüm sunduğunu herkesten daha iyi bilmesi gerekmez mi?

Sağ ve sol birbirinin aynısı mı? Tarihimize baktığımızda bunun ne kadar saçma bir suçlama olduğunu anlarız. Hitler’in toplama kamplarına ilk atılanlar sosyalistlerdi. Ölümleriyle mi Nazilerle birlikte sosyalist toplumu kuracaklardı?

Savaş aralarındaki boş zamanlarda en iyi ideolojileri oluşturmak adına sağdan biraz, soldan biraz alıp yeni bir ideolojiymiş gibi ortaya sürmek modaydı. Otto Strasser de “Alman Sosyalizmi” diye iğrenç bir ideolojik sos oluşturdu. İşte o zamandan beri solcular, Hitler’in ne kadar demokrat, sosyalist olduğunu dinlemek zorunda kaldılar. Örneğin CDU’dan Erika Steinbach; “Hitler’in partisinin sol bir parti olduğunu kimse reddedemez. Milliyetçi sosyalist bir partiydi NSDAP”  iddiasıyla ortaya çıkarken tarihçi Götz Aly, bunu Hitler’in toplumsal politikasını hatırlatarak yaptı.  

Eğer 1934 yılında çocuk parasını uygulamaya sokan Hitler, bu sayede sosyalistliğini kanıtlıyorsa, 1883 yılında hastalık sigortasını yürürlüğe sokan Bismarck, çoktan sosyalistliğini ilan etmiş olmalıydı. Eğer adlarında Nasyonal Sosyalist sözcükleri geçiyor diye Naziler sosyalist olarak değerlendiriliyorsa Demokratik Alman Cumhuriyeti de demokrat olarak görülmek zorundadır. Ama bu sağla solu aynılaştırmak isteyenlerin ne işine ne aklına gelir? 

Ütopya gelecekte adil, eşit, özgür ve savaşsız günlerin kurulacağından yola çıkan ve bu umutları yaygınlaştıran bir içeriğe sahip olmak zorundadır.

Bu nedenle daha iyi bir dünya kurma fikriyle yola çıkanlarla her dönemde birilerini öldürme duygularıyla, intikamla yola çıkanlar aynılaştırılamaz. 
(Çeviren: Semra Çelik)

 

 

www.evrensel.net