Grev kararı ve çözüm için izlenecek yol

Grev kararı ve çözüm için izlenecek yol

Kadir YALÇINKAYA

Çözüm sürecinin, Cumhurbaşkanı ve egemen güçler tarafından buzdolabına konulmasıyla başlayan çatışmalar şiddetlenerek devam ediyor. 7 Haziran seçimlerinden bugüne, asker, polis, çocuk, Kürt genci yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Kürt halkının demokrasi ve eşitlik talebine, kendini yönetme iradesine karşı başlatılan saldırılar, günlerce süren sokağa çıkma yasakları, kentlerin tank ve toplarla kuşatılması, operasyonlara en üst düzeydeki askerlerin, generallerin komuta etmesi noktasına gelmiştir.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB de 29 Aralık günü bu yaşananlara karşı iş bırakma (grev) yapacağını ilan etti. Elbette emekçiler hem Kürt halkı için hem de sınıf olarak kendileri için barış ve kardeşlik mücadelesinde taraf olmalıdır. Kürt kentlerindeki ablukanın dağıtılması için mücadeleyi geliştirmek üzere bir şeyler yapma zorunluluğunun tartışılacak bir yanı yoktur. Ancak konfederasyon ve meslek örgütleri bu kararı ne yazık ki başları kuma gömülü olarak almışlardır. Bu yüzden de sonucu bugünden bellidir.

EYLEM KARARLARI YUKARIDAN DİKTE EDİLİYOR

Bu elbette bugünün sorunu değildir. Eylem kararları uzun süredir, yığınların ruh hali dikkate alınmadan, yukarıdan dikte edilmektedir. Gelişmelerle ilgili üyeleri aydınlatmadan, işyerlerinde ve yerellerde hiçbir çalışma yapmadan, merkezde oturarak alınmış kararların hayata geçmediği, geçirilemediği deneyimlerle sabittir. Bu biçimiyle alınan eylem kararları, yığınları birleştirmekten, kendi gücünün farkına varmasını ve saldırıları püskürtme inancını geliştirmekten çok sendikaların üyeleriyle kopuşuna neden olmaktadır.
Kararı eleştirenlere yönelik Kürt halkının yanında olmamak suçlamalarını, “Kürt halkı bu acıları yaşarken elimiz kolumuz bağlı mı durmalıydık?” şeklindeki soruları şimdiden duymak mümkün.

Bir kere eleştirmek alınan kararı hayata geçirmek için çalışılmayacağı anlamına gelmez, gelmemelidir de. Söylemeye çalıştığımızın bu olmadığı açık, ama daha açık konuşalım; işyerlerinde bu kararın çalışması bile yapılmayacaktır. Çünkü gerek KESK’in gerek DİSK’in üyeleriyle bağları önemli ölçüde zayıflamış, hatta işyeri çalışması yapamaz hale gelmişlerdir. Bunun somut verileri son bir iki yıl içinde alınan eylem kararları hayata geçirilirken ortaya çıkmadı mı? Daha geçen yaz yaşadığımız kamu emekçilerinin ‘toplu görüşme’ süreci, DİSK’in örneğin asgari ücret kampanyası bunu göstermedi mi? En asgari ekonomik hakları ve talepleri için bile kitlesini hareket ettiremez durumdaki bu konfederasyonlar, böyle bir iş bırakma eylemini üç günde nasıl örgütleyecektir? Grev kararı almak kolaydır, grevin hayata geçmesi için ne yapılacaktır? Yığınlar içinde çalışmayan örgütler bu kararı nasıl hayata geçirecektir? Yanıtlanması gereken sorular bunlardır.

Bugün savaş ve çatışma ortamının şoven ve milliyetçi anlayışları etkili hale getirdiği, emek örgütlerinin zayıflığı ve aslında örgütsüzlüğü nedeniyle egemenlerin bu en gerici politikalarının işyerlerinde etkili olduğu herkesin bildiği bir gerçek. Cumhurbaşkanı, AKP ve egemenler tüm olanaklarıyla savaş politikasına desteği artırmaya çalışırken, iktidar yanlısı medya gece gündüz halklar arasında düşmanlığı körüklerken, üye sayısı bakımından üstün olan hükümet yanlısı sendikaların karşı propagandası bizzat işyerlerinde hayat bulurken en küçük bir çalışma olmadan farklı bir sonuç beklemek en hafifinden saflıktır. Bir avuç kadronun eylemiyle saldırıların püskürtülemeyeceğini, aksine olanın ezdirileceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok.

PEKİ NE YAPMALI NASIL YAPMALI?

Öncelikle ‘Biz bir sendika değil, muhalefet ve kadro örgütüyüz, en ileri olanlar eylem yapsa başarılı oluruz’ yaklaşımından vazgeçilmelidir. Sendikalar ‘muhalefet’ değil, sınıf ve emek örgütleridir. Birer mücadele merkezi olarak bu temelde yeniden inşa edilmelidir. Her koşul altında emekçileri kendi iş güvenceleri, bütçe ve gelecekleri üzerine söz ve karar sahibi yapmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılmalıdır.
Tabanın söz ve karar hakkını çiğneyerek, yukarıdan kararlar dayatmaktan vazgeçilmelidir. Sendikaların en azından mevcut karar mekanizmaları işletilerek üyeler karar sürecine dahil edilmelidir. Üyelerin, hatta diğer sendikaların üyelerinin sürekli aydınlatma çalışması ile kazanılacağı ve eyleme geçirileceği bir tarzın hakim kılınması gerekir.
Sendikalar için ‘sokak’ önce işyerleri ve fabrikalardır, alanlara buradan çıkılmalıdır. Grevi ve iş bırakmayı işlevsizleştiren, içini boşaltan bir tarza prim verilmemelidir. Örneğin dört emek örgütü, Kürt sorununu, yaşanan süreci, iktidarın savaş politikalarını bütün işyerlerinde anlatmalı, öncelikle yerellerde bir araya gelmeli ve tepkiyi emekçilerle yüz yüze bir çalışma üzerinden örgütlemelidir. Pratikte karşılığı olmayan, vicdan bile soğutmayacak grev kararları almak yerine, işyerlerinden yükselecek ve bir genel eyleme doğru ilerleyecek mücadele hattı izlemek esas olmalıdır.
Savaş ve çatışma ortamının emekçiler arasındaki kutuplaşmayı, kamplaşmayı keskinleştirirken buna hizmet edecek tarz ve yaklaşımlardan uzaklaşılmalıdır. Aksi, dönüp yine her milliyetten işçileri ve emekçileri vuracaktır.

www.evrensel.net
ETİKETLER Kadir Yalçınkaya