Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız!

Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız!

BirGün, Evrensel, Ortadoğu, Sözcü gazeteleri ve Memurlar.Net internet sitesi başta olmak üzere birçok internet sitesinde yer alan “Sosyal Güvenlik Kurumunda Promosyon Yolsuzluğu” haberlerinin henüz kamuoyu gündeminde sıcaklığını kaybetmediği zamanlarda (19 Mart 2012 Pazartesi) “SGK Emekçilerine Diyorlar ki; Size Din İm

Osman Biçer

BirGün, Evrensel, Ortadoğu, Sözcü gazeteleri ve Memurlar.Net internet sitesi başta olmak üzere birçok internet sitesinde yer alan “Sosyal Güvenlik Kurumunda Promosyon Yolsuzluğu” haberlerinin henüz kamuoyu gündeminde sıcaklığını kaybetmediği zamanlarda (19 Mart 2012 Pazartesi) “SGK Emekçilerine Diyorlar ki; Size Din İman, Bize Lüks Mercedes Süper Makam!” başlıklı bir yazı yazmış ve bu yazımı çeşitli basın yayın organları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmıştım.
Bu yazının hemen ardından; 26 Mart 2012 Pazartesi günü, Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı sıfatıyla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’e iletilmek üzere, Özel Kalem Müdürü Rifat KAYAOĞLU’na ekleriyle birlikte toplam 36 sayfayı bulan bir dilekçe vermiş ve SGK Başkanlığıyla ilgili olarak kamuoyunda tartışılan “Kayıp Banka Promosyon Paraları” konusuyla ilgili olarak gereğinin yapılmasını talep etmiştim.

Dilekçeyi verdiğim tarihten hemen sonra SGK Başkanlığı Müfettişlerinden Sayın Cengiz ÖZMEN Sendikamız Genel Merkezini arayarak kamuoyunda “SGK Promosyon Yolsuzluğu” olarak tartışılmakta olan olayla ilgili olarak bendenizle görüşmek istediklerini bildirmişlerdi.

Burada bir dip not olarak belirtmekte yarar var. Sayın Cengiz ÖZMEN, SGK Başkanı Fatih ACAR’ın talimatıyla bu işi soruşturmaya başlamıştı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK kendisine dilekçe ile başvurduğum tarihten bu yana halen bu konuda bir tek adım bile atmış değil.

Aslında bu da sorunlu bir durum. Gerçi, benim gibi birçok insanın iddia etmekte olduğu “Banka Promosyon Yolsuzluğunun” yaşandığı dönemde: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı şu anki Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER, SGK Başkanı ise, şu anki TÜİK Başkanı Birol AYDEMİR ama, ya bu olayın şu anki SGK Başkanı Fatih ACAR’la da bir ilgisi varsa?

O zaman kendi amiri olan SGK Başkanı Fatih ACAR hakkında, Sayın Müfettiş Cengiz ÖZMEN nasıl olumsuz bir rapor yazabilecek? Bu mümkün mü?

O dönemde KESK’in ve Sendikamızın almış olduğu kararlar gereğince Ankara’da iki gün süreyle hayata geçirmeyi planladığımız 27 – 28 Mart 2012 eyleminin olması nedeniyle, SGK Müfettişi Sayın Cengiz ÖZMEN ile görüşememiş, kendileriyle, 4 Nisan 2012 tarihinde görüşmek üzere randevulaşmıştık.

Ancak, hayat bu randevuyu da gerçekleştirme olanağını vermedi bana. Çünkü 4 Nisan 2012 tarihinde KESK Genel Başkanı başkanlığında oluşturulan bir heyetin üyesi olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu değişiklik tasarısının TBMM Genel Kurulundan geri çekilmesi konusunda görüşme yapmak üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gitmem gerekiyordu.

Tabii bu arada SGK Emekçilerinin hak ve çıkarlarını savunmak, onların Banka Promosyon Paralarıyla ilgili taleplerini gerçekleştirmek üzere önemli bir araç olduğunu düşündüğüm bu görüşmeyi, yani SGK Müfettişi Sayın Cengiz ÖZMEN’le olan randevumuzu 6 Nisan 2012 tarihine ertelemeyi de ihmal etmemiştim.

Sonuçta, 6 Nisan 2012 Cuma günü, 10.00 – 12.00 saatleri arasında, Sendikamız Genel Merkezinde, SGK Müfettişi Sayın Cengiz ÖZMEN ve Müfettiş Yardımcısı Sayın Emrah BÜYÜK ile iki saatlik bir görüşme gerçekleştirdik.

Her daim dürüst olmayı erdem sayan bir insan olarak burada ifade etmeliyim ki; bu görüşmeden önce, konuyu kamuoyu gündemine taşıyan kimi gazetecilerle de, herkesten önce bu olaydan haberdar olan ve olayın kamuoyuna yansımasını sağlayan Bursa Milletvekilinin Danışmanıyla da görüşmüştüm.

SGK Başkanlığıyla Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. arasında 2007 yılında imzalanan Banka Promosyon Sözleşmesinin imzalandığı günden bu yana SGK Emekçilerinin hakkı olan Banka Promosyon Paralarından, kendilerine dağıtılmayan 1 milyon 46 bin liralık kısmın SGK Emekçilerine dağıtılmasını sağlamak ve 2007 yılından bu yana ortalarda görünmeyen 3 adet Volkswagen Passat ile 4 adet Ford Focus marka arabanın akıbetini de öğrenmek istiyordum.

En önemli iddiam ve araştırılmasını istediğim husus ise; SGK Başkanlığı ile Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. arasında 13.04.2007 tarihinde imzalanan bahse konu Sözleşmede ilk dikkat çeken hususunun, dönemin koşulları göz önüne alındığında, binlerce personeli olan SGK personelinin maaşlarının, 36 ay boyunca ilgili banka tarafından ödenmesi karşılığında, sadece 1 aylık maaşları toplamının %34’ü kadar Promosyon Bedeli ödenmesi karşılığında Sözleşmenin İmzalanmış (!) olduğu gerçeğiydi.

Böylesi bir Promosyon Bedelinin gerçekten dönemin koşulları dikkate alındığında çok düşük bir miktar olarak ortada durduğunu Sayın Müfettişlere defalarca anlattım. Olayın görünen yüzünün, tıpkı “Buzdağının Görünen Yüzü” gibi olduğuna inandığımı ifade ettim. Bu konuyla ilgili olarak kimi örnekler verdim.

Zaten, SGK Başkanlığı ile Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. arasında 2010 yılında imzalanan 3 yıllık Banka Promosyon Sözleşmesi nedeniyle, SGK Başkanlığına aktarılan miktar da 14 milyon liraya tekabül etmiyor mu? Bu sizce de garip bir durum değil mi?

Ardından; zira dedim, bankaların o dönemde, günlük repo vb. enstrümanlarla değerlendirdiği, maaşlardan elde edilen gelir üzerinden kazandıkları paralar karşısında, bu oran gerçekten “Devede Kulak” misalidir.

Bu konuyla ilgili olarak yazmış olduğum 19.03.2012 tarihli “SGK Emekçilerine Diyorlar ki; Size Din İman, Bize Lüks Mercedes Süper Makam!” başlıklı yazımın orijinal bir kopyası ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’e iletilmek üzere, Özel Kalem Müdürü Rifat KAYAOĞLU’na vermiş olduğum ekleriyle birlikte toplam 36 sayfalık dilekçemin bir kopyasını ve elimde bulunan tüm belgeleri kendilerine verdim.

Bu görüşmenin ardından elime ulaşan belgeleri de 9 Nisan 2012 Pazartesi günü, yani bugün kendilerine ileteceğim.
Görüşme sırasında, olayı kamuoyunda tartışılır hale getiren Sayın Milletvekili İsmet BÜYÜKATAMAN’ın, Danışmanı Sinan ATEŞ’in, Memurlar Net internet sitesinden Yusuf DEMİR’in, Sözcü Gazetesinden Veli TOPRAK’ın, Aydınlık, BirGün, Evrensel, Ortadoğu vd. gazetelerde ve bu konuda haber yapan tüm internet sitelerinde çalışan ve konuyla ilgilenen Haberci Arkadaşlarla, dönemin Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. yetkilileriyle mutlaka görüşmelerini, onların da görüşlerine ve ifadelerine başvurmalarını istedim.

Sayın Müfettişlerle konuştuğum ama çok da tartışmadığım bir hususu, burada yazmakta da bir mahsur görmüyorum.
Ben bir Emek Örgütünün Genel Başkanı olarak bu konuda üzerime düşenleri elbette yapmak durumundayım, peki ya diğerleri? Onların böyle bir sorumluluğu yok mu? Onlar da SGK Emekçilerinin hak ve çıkarları konusunda tutum almak zorunda değil mi?

Onlar dediğim kimler mi? Elbette ki Türk Büro Sen Genel Başkanı Fahrettin YOKUŞ ve Büro Memur Sen Genel Başkanı Yusuf YAZGAN. Şimdi bu iki Sayın Genel Başkan hiçbir şey yapmasınlar mı yani? Yaptıkları tek şey kendi sendikalarının internet sitelerine koydukları yazılardan mı ibaret kalsın? Türk Büro Sen ve Büro Memur Sen’in internet sitelerinde bu konuyla ilgili olarak yayınlanan yazılar, SGK Emekçilerini bile ikna etmedi benim bildiğim! Sendikal Rekabet adı altında, sağa sola çamur atmak da neyin nesi? Buyurun efendiler, şimdi sizin söyleminizle “Er Meydanına Çıkma” zamanıdır.
Bu konuda ne biliyorsanız ve elinizde ne varsa hepsini Sayın Müfettişlere iletin. Gidin ve Sayın Müfettişlere bildiklerinizi anlatın. SGK Emekçilerinin haklarını savunmak için biraz kıpırdanın beyler. SGK Emekçilerini sadece kendi sendikanızda örgütlenmeye çağırmayın. Onlar; sadece Yetki Tespitinde esas alınacak birer sayı, ya da, Aidatları tahsil edilecek olan borçlular değil. Onlar birer Emekçi. Onların hakları var! Sizler de buyurun onların hakları için bir şeyler yapın. Hiç değilse, ileride vicdanen müsterih olursunuz!

Bu yazıda halen sürmekte olan bir soruşturma olması nedeniyle Sayın Müfettişlerle gerçekleştirdiğim görüşmede ifade ettiklerimin çok derununa inemesem de, genel çerçevesini basit bir dille anlatmaya çalışıyorum.
Sayın Müfettişler, olayla ilgili ellerinde somut bir belge olmadığını ifade ettiler. Bu konuda gereken araştırmayı ısrarla yapacaklarını, olayın üzerine gideceklerini, olayı asla kişiselleştirmeyeceklerini söylediler.
Ancak, sadece iddia düzeyinde kalan ve hukuken belgelenemeyen bir zeminde kalırlarsa kendilerinin de yapabilecekleri fazlaca bir şey kalmayacağından bahsettiler. Ben de bu yazı aracılığıyla herkesi göreve çağırıyorum. Sayın Müfettişlere yardımcı olalım!

19 Mart 2012 tarihli: “SGK Emekçilerine Diyorlar ki; Size Din İman, Bize Lüks Mercedes Süper Makam!” başlıklı yazımda:
“Peki, şu anki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK, ya da, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, şu anki Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER bu yaşananlar karşısında bir şey yaparlar mı? Sanmam, ama umarım yaparlar! Keşke onlar bu konuda gereğini yapsalar da, ben yanılmış olsam. Hüsn-ü kabulümdür.
Toplumsal Hafızamızı yokladığımızda her daim hatırladığımız o üzücü tablo yine ortaya çıkarsa, ne Sayın Milletvekilinin talebi üzerine “Kayıp Trilyon” konusunda bir İdari Soruşturma açılır, ne bu olaylar zinciri Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilir, ne o “Kayıp Trilyon SGK Çalışanlarına İade edilir”, ne de şu anki SGK Başkanı Fatih ACAR, ya da TÜİK Başkanı Birol AYDEMİR görevden alınır! Neden mi? Sistem bunlara müsait değil, müsaade etmez de ondan! En azından uzun yıllardan bu yana, bu Genel Kanaati yalanlayacak bir tablo, maalesef pek de ortaya çıkmamıştır.
Üstelik bilinen gerçekler var ortada. Hangi Bakan, kendisine ultra lüks makam odası döşeten bir Bürokratla uğraştı ki? Geçmişte yaşanan, buna örnek teşkil edebilecek kaç örnek var, sayabilir misiniz? Geçmişten günümüze doğru bir değerlendirme yaptığımızda durum gayet açık ve net. Böylesi durumlarda olabilecek her ne varsa, gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi akıp, gitmekte. Zaten yıllardan beridir bu tür olaylarda yaşadığımız kötü geçmiş nedeniyle üzülüp, kahrolmaktayız.

Özetleyecek olursak, Bürokrat Bakan’ına sadakatle hizmet eder, Bakan da Bürokrat’ının arkasında durmaya her daim devam eyler.

Ülkemiz siyasal yaşamında maalesef bunun yüzlerce örneği mevcut. Aksini ispat eden beri gelsin demek geliyor insanın içinden” demiştim.

Şimdi bir kez daha samimi olarak ifade etmek isterim ki, “keşke bu kez gerçekten ben yanılmış olsam”. Bu kez beni yanıltsın devlet aygıtı. Bu kez sorumluları bulsun. Cezalandırsın. SGK Emekçilerinin hakkını teslim etsin.
Yine 19 Mart 2012 tarihli: “SGK Emekçilerine Diyorlar ki; Size Din İman, Bize Lüks Mercedes Süper Makam!” başlıklı yazımdan bir alıntı yapacağım:
“Şimdi, bir taraftan bir Emek Örgütü olarak Büro Emekçileri Sendikası, diğer taraftan vicdanı olan her bir SGK Emekçisi ve hatta her bir Onurlu Yurttaş için bu konuda gerekenleri yapmak, Önemli bir Görev ve Sorumluluk, Ahlaki bir zorunluluk olarak ele alınmalıdır. Ancak son kertede, her sistemin kendisini koruyacağı da bilinmelidir. Zira, her sistem için aslolan ‘Müesses Nizam’dır” demişim.

Eğer yine “Müesses Nizamın Devamı Adına” kamuoyuna mal olmuş bu çirkin olaylar zinciri ve ortaya yayılan kötü yolsuzluk kokusu, “Müfettiş görevlendirdik, incelettirdik, hukuken bir belge bulamadık, dolayısıyla suç da tespit edemedik” denilerek yok sayılmaya çalışılır, üstelik Sayın Müfettişlere ifade ettiğim gibi, Yolsuzluk İddiasında bulunanlar hakkında da herhangi bir işlem yapılmazsa o zaman ne olacak?

Ne olacağını haddimi aşmadan söylemek isterim! Herkes bilsin ki; gücünü ve meşruiyetini Kamu Emekçilerinden ve Fiili ve Meşru Mücadele Geleneğinden alan Büro Emekçileri Sendikası, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının da üstesinden gelecek yol ve yöntemlere başvurmaktan elbette ki geri durmayacaktır…! Mahatma GANDHİ’nin dediği doğrudur. Adaletsiz Rejimi, Adaletle Yıkmak Gerekir…!

*BES Genel Başkanı

www.evrensel.net