Tasarıya usulden mi yoksa esastan mı itiraz edeceğiz?

Tasarıya usulden mi yoksa esastan mı itiraz edeceğiz?

AKP Hükümeti, 4+4+4 ile eğitimde köklü değişiklikler yaptı. 4688 sayılı Yasa’yla da kamu emekçileri alanında. Arkasından Toplu İş İlişkileri Yasası gelecek.Köklü değişiklikler derken, işçiler ve emekçilerden yana köklü değişikliklerden bahsetmiyoruz. Sermayeden yana ve onların çıkarlarını esas a

Seyit Aslan

 

Köklü değişiklikler derken, işçiler ve emekçilerden yana köklü değişikliklerden bahsetmiyoruz. Sermayeden yana ve onların çıkarlarını esas alan değişiklikler bunlar. Daha öncesini saymazsak, son on yıldır 2821 ve 2822 sayılı yasalarda değişiklik yapılacağı beklentisi zirve yapmıştı. Çünkü 12 Eylülün ürünü yasalar o kadar ağır hükümler getirmişti ki işçilerin sendikalaşma süreci “sırat köprüsünden” geçmeye benziyordu. Hal böyle olunca, çıkacak yeni yasanın bundan daha geri ve yasakçı olması beklenemezdi.

Üç, dört defa hazırlanan, geri çekilen, tekrar gündeme gelen taslaklar ortaya çıkınca yeni yasayla getirilmek istenen düzenlemelerin özü itibarıyla eski yasadan aşağı bir yanının olmadığı ortaya çıktı. Bu yasa tasarısının adına “sendikalar yasası” bile denmiyor, içinde “sendika” kelimesi zorunlu olmadıkça yer almıyor.

Yasa tasarısı üzerine çokça şeyler söyleniyor, mevcut olanla yeni hazırlanan arasında karşılaştırmalar yapılıyor. Konfederasyonlara bağlı birçok sendikanın hazırlamış olduğu alternatif yasa tasarılarına bakıldığında, hükümetin önerdiği tasarı üzerine yaptıkları itiraz ve rötuşlar ele alındığında, hiç birisinin soruna esastan yaklaşmadığı, işin özüne dokunmadıkları açıkça görülüyor.

NE İSTİYORUZ?

Hiç birisi gerçek anlamda demokratik ve işçilerin iradesinin açığa çıkacağı bir yasa tasarısının temellerini somut ve köşeli olarak içermiyor. Örnek vermek gerekirse; hiçbir taslakta, öneride sendikaların işyerinde yetki sürecinin belirlenmesinde bakanlığın yürüttüğü sürece itiraz edilmiyor. En fazla yetki sürecinin uzunluğuna itiraz var. Oysa bir işyerinde örgütlenen işçi ve sendikanın asıl muhatabı bakanlık değil patrondur, işverendir. Sendikaların işyerinde örgütlendikten sonra her tür aracı kurum, kişi, bakanlık ve müdürlükleri dahil olmak üzere devre dışı bırakılarak doğrudan işyerinde sözleşme için patron ve işverenle görüşme süreci başlatacak bir yasa olmalıdır.

Patron ve işveren, ilgili sendikanın işyerindeki durumuna itiraz ettiği koşullarda yapılacak iş aylarca mahkemelerde çözüm aramak ve sürünmek olmamalıdır. Doğrudan sendika üyeleri ile işyerinde referandum yaparak sorunu çözecek bir düzenleme yapılmalıdır. Sadece böyle bir düzenleme TİS sürecini güvence altına alabilir ve aylarca mahkeme kapılarında sürünmenin önüne geçebilir.

Yine işçilerin istediği ve dilediği sendikaya üye olma, sendika değiştirme referandumla çözülmeli, her türden baraj ve noter şartı, işletme zorunluluğu kalkmalı ve işyeri tanımı konmalıdır.

Yasaya göre, bir yıla yakın süren bir uyuşmazlık sonucunda ve hükümet-Bakanlar Kurulu yasaklamamışsa işçiler greve çıkabilecek. Oysa işçilerin grev hakkı işveren ve sendika görüşmeleri başladığı andan itibaren yasal olarak tanınmalı ve bir yaptırım olarak yasada güvence altına alınmalıdır. İşçinin ve sendikanın grev hakkını nasıl kullanacağı, ne zaman kullanacağı işçilerin ve sendikaların iradesine bırakılmalıdır. Grev, dayanışma grevi ve genel grev hakkı temel düzenlemelerden birisi olmak zorundadır. Lokavt yasaklanmalı, hiçbir koşulda patronların lokavt hakkı olmamalı. Özellikle hafif sanayide -örneğin tekstilde- çok rahat uygulanabildiği dikkate alınarak yasadan çıkarılmalıdır. Çünkü tekstil yoğunluklu işleri dışarıda ve fason olarak yaptırma imkanları oldukça gelişmiştir.

Sendikaların kendi tüzüklerini özgürce yapmaları ve yöneticilerin kaç kişi olacağını kendilerinin belirleyeceği bir yasal düzenleme olmalıdır. Sendikal bürokrasiyi güçlendirecek ve işçiler üzerinde baskı kuracak tüm mekanizmaları ortadan kaldıracak düzenlemeler mutlaka yasada yer almalıdır.

Sendikaların denetimi bakanlık ve mali müşavirlerin değil, doğrudan işçiler tarafından yapılacak şekilde düzenlenmeli, işçinin denetimini sağlayan hükümler getirilmelidir. İşyerinde temsilci, işyeri komiteleri, delege, şube ve merkez yönetimleri seçimle olmalı ve bunlar güvenceye alınmalıdır. İşyerinde temsilciler, komiteler ve amatör yöneticilerin iş güvencesi olmazsa olmaz bir hüküm olarak yasada yer almalıdır. İşyerinde kapsam dışı personel olmamalı, işyerinde çalışan patron ve vekili dışındaki tüm çalışanlara sendikaya üye olma hakkı tanınmalı, işçilere dönük genel eğitimlerin işyerinde yapılabileceği koşullar oluşturularak, güvence altına alınmalıdır.

SUYA SABUNA DOKUNMADAN...

Yasanın tümü üzerinde daha çok söylenecek şeyler var. Ama genel anlamda nasıl bir yasa ve TİS süreci olması gerektiği konusunda bir çerçeve bu şekilde çizilebilir. Soruna böyle yaklaşılmadığında ve böyle ele alınmadığında ortaya şöyle bir durum çıkıyor. Hükümet bir yasa taslağı hazırlıyor, mevcut olanın şurası şöyle olsun, burası böyle olsun eleştirilerinin ötesine geçilmiyor. Hükümet de zaten böyle istiyor. Küçük eleştiriler, suya sabuna dokunmayan sözler, sürece giderken bir iki açıklama ve gösteri ile “demokratik” süreç tamamlanmış oluyor. “Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz” misali, her iki taraf da görevlerini yerine getirmiş oluyor.

Bir de sürecin şöyle bir yanı var. Ne 4+4+4 ne de 4688 ve Toplu İş İlişkileri Kanunu baskın bir yasa olarak gelmedi. Her üç yasa da aylardır gündemde. Toplu İş İlişkiler Yasası ise yıllardır gündemde. Sendikalı olan 882 bin işçinin ne kadarı bu yasanın ne getirdiğini, ne götürdüğünü biliyor. Toplu iş sözleşmeli 573 bin işçinin ne kadarına bu yasa anlatıldı ve “Ey işçiler, şöyle bir yasa çıkıyor, buna karşı şöyle mücadele edelim” denildi. Hangi sendika kendi bulunduğu işyerlerinde tüm işçileri kapsayan bilgilendirme toplantıları yaptı ve mücadele kararları aldı. “Milyonlarca sendikasız ve sigortasız işçiye gidilecek mekanizmalar kuruldu ve işçiler aydınlatıldı mı?” diye sorulsa iyice yanıtsız kalınır. Bütün bunların yapılmadığı koşullarda geriye kalan tek şey çıkacak yasaya razı olmak, orasından, burasından eleştirmektir. Bu da soruna esastan değil, usulden bakmak olur ki şimdi yapılan da budur.


‘12 EYLÜLDE BİLE BÖYLE YETKİ VERİLMEDİ’

Adnan Serdaroğlu (DİSK Genel Sekreteri ve Birleşik Metal-İş Genel Başkanı): Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı konusunda uzlaşı sağlanmadı. Bakanlar Kuruluna gelmeden önce de Üçlü Danışma Kurulunda itirazlarımızı ifade edip çekildik. Ekonomik Sosyal Konsey meselesinin daha da kötüleşeceğini biliyorduk. Tahmin ettiğimiz gibi oldu. Bakanlar Kurulundan da komisyonlardan daha da kötüleşerek çıktı.
12 Eylül yasalarını aratan bir yasa tasarısı var önümüzde. 12 Eylül döneminde bile Bakanlar Kuruluna böyle yetki (Gerektiğinde barajı yükseltme ya da düşürme yetkisi) verilmedi. Bu yasanın hiçbir tarafına onay vermiyoruz, kabul etmiyoruz. ILO işgal eylemlerimizin nedeni de buydu. Yasa gündeme geleceği zamanla ilgili de eylem hazırlığı içerisindeyiz. Bizim yaptığımız iş uluslararası alanda Türkiye’ye teşhir etmek. Bu yasal düzenlemeler nedeniyle ILO’nun Türkiye’yi yine kara listeye alması söz konusu. ILO Hükümete mektup yazdı. Yasaların antidemokratik olduğunu belirtti ve düzeltilmesini istedi. Türk-İş ve Hak-İş sorumluluklarını yerine getirmiyor. Bazı yerlerde farklı konuşuyorlar, bazı yerlerde bizim girişimlerimizi ülkeyi karalamak olarak ifade ediyorlar.


‘SENDİKALAR NE İSTEDİKLERİ KONUSUNDA ORTAKLAŞAMIYOR’

Mustafa Türkel (Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı ve Sendikal Güç Birliği Platformu Dönem Sözcüsü): Konfederasyonların Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı konusunda bir uzlaşmaya vardığı kesin. Sendikal Güç Birliği Platformu olarak hem konfederasyona hem de kamuoyuna düşüncelerimizi söyledik. 2821 ve 2822 sayılı yasalardan daha fazla sendikaları bakanlığa bağlayan bir yasa. Tasarının içinde iyi olan sadece üç madde vardı; noter şartının kalkması, işyeri temsilcilerine ve amatör yöneticilere güvence getirilmesi, sendikaların barajlarla ilgili sorunları aşılıyordu ama son düzenleme ile yine son kararı bakanlığa devrettiler. Çalışma Bakanlığının barajları belirlemesi sendikaları yeniden siyasetin emrine sokuyor. İyi diyeceğimiz hiç bir tarafı yok. Sendikal yasalarla ilgili ortak hareket edilmediği sürece ses cılız çıkıyor.
Sendikalar Yasası konusunda sendikaların oldum olası kafası berrak değil. Sendikal hareketin bağımsızlaştırılması konusunda hareket edilmedi. Bağımsız bir kurul tarafından (işçi, işveren, üniversite) çalışma hayatının sorunlarını çözecek bir kurul oluşturulmalıdır.
Siyasi iktidar her tarafa mavi boncuk dağıtıyor. Sendikaların toplusözleşme ehliyeti konusunda başta Hak-İş’e bağlı sendikalar olmak üzere Türk-İş’e de mavi boncuk dağıtıyorlar. Sendikalar ise ne istedikleri konusunda da ortaklaşamıyor. Kendi pencerelerinden bakıyorlar. Buradan kaynaklı birlikte hareket edemiyor. Kendi hedeflerinde netleşmemiş bir hareketin toplumsal bir muhalefet örmesi güç.
SGBP olarak bu konuyla ilgili toplantı yapıp sonuçları kamuoyuyla paylaşacağız.


BİTTİ

evrensel.net

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Aralık 2014 09:44
www.evrensel.net