Yıldız Cıbıroğlu’na mektup

Yıldız Cıbıroğlu’na mektup

Sevgili Yıldız Cıbıroğlu,Yıllardır Anadolu kadınının kültürel şifreleriyle uğraşıyorsun. Bir “samanlıkta iğne arama” operasyonu. Kitabının önsözünde bu araştırmanın bir basamağını şöyle özetliyorsun:“Türk Dil Kurumu Derleme Sözlüğü’nde (kısaca DS diyeceğim) M ile başlayan sözc&uum

Sennur Sezer

“Türk Dil Kurumu Derleme Sözlüğü’nde (kısaca DS diyeceğim) M ile başlayan sözcükler bölümünde yaptığım araştırmada bir kadın kategorisi ortaya çıkmaktadır. Bu araştırma, DS’ndeki M bölümündeki (yazıya geçirilmemiş) konuşma diline ait olan toplam 3352 adet sözcükle sınırlıdır. Bu sözcüklerin 750 kadarı olumsuz anlamlar taşımakta, var olan kemikleşmiş olumsuz kadın algısı üzerinden çağrışım yoluyla kadına işaret edilmektedir.” 12 ciltlik Derleme Sözlüğünü taramak benim aklımın alamayacağı bir iş. Üstelik bu sözlükteki sözcüklerin konuşma dilinde bulunmadığı, halk ağzından derlendiği notu da var: “1932 yılına kadar yazı diline girmemiş ve 1932–1960 yılları arasında, halk ağzından derlenmiş olan Türkçe veya Türkçeleşmiş sözcükler vardır.”
Sen bu sözcüklerin çoğunun arkaik nitelikte olduğunu, Osmanlı döneminde İstanbullu aydınlarca yok sayılıp, yazılmadığı için evrimleşme sürecini yaşamadığı açıklamasını da ekliyorsun.
Bu sözcüklerin ortak özelliklerinden biri ‘m’ harfiyle başlaması: “Bu sözcüklerin içinde Altayca, Uygurca, Türkmence, Teleütçe, Yakutça, Azerice sözlüklerde bulunan birçok ortak sözcük var. Fakat tahminimce eski Anadolu uygarlıklarını veya komşu ülkelerdeki eski uygarlıkları yaratan halkların arkaik dillerinden veya bugün yaşayan Arap, Fars, Rum, Kürt, Ermeni, Laz, Rus, Süryani, Arnavutça, vb. halkların dillerinden gelen sözcükler de vardır. Arapça olanlar en kolay biçimde ayırt ediliyor: Çünkü bazı sözcükler, bildiğimiz Arapça kelimelerin kırsal kesim Türkçesine uydurulduğu ve başka harflerle başlayanların M’ye dönüştürüldüğü sözcükler olarak karşımıza çıkıyorlar. Sözcükler yazılmadığı, Anadolu coğrafyası dağlar arasında birbirine kapalı alanlar oluşturduğu, yöreler birbirine yollarla bağlanmadığı için, iletişimin kesik olması sebebiyle sözcüklerin telaffuzu her yörede farklı oldu. Bir de milletlerden önce var olan ve birçok dilde bulunan arketipsel (ilk örnek) sözcükler var; M ile başlayan kelimelerde onlara çok rastlanıyor.”
Bir sözcüğün ‘m’ ile başlaması sana göre “anne dili”nin köklülüğünü gösteriyor. Bu “anne dili” “baba dili” karşılaştırması elbet sonunda kadının yerini yitirmesi ya da erkek tarafından yerinden edilmesi konusuna geliyor: “Kadınların devleti yoktu, ama küçük kült merkezleri vardı. Oralardan da sökülüp atıldılar”. Tanrıca Ninmah’ın Tanrı Enki’ye seslenişi günümüze ışık tutuyor: “Benim için yapılan kentte ihanet ettin bana/kentim saldırıya uğradı/evim yerle bir edildi,/oğlum esir alındı./Şimdi burada bir mülteciyim.”.
Mülteciliğin acısını kadınlar kadar kim yaşıyor ki, kim bilebilir ki?
Sevgili Yıldız Cıbıroğlu,
Bence bu çalışmanın önemli yanı kadının üretici yanının vurgulanmasındadır. “Dil üretmeyle ilgilidir” yargın elbette çok önemli. Kadının “çok konuştuğu” genel geçer savını unutmuyorum. Kadının suskun olmaya zorlanmasını da. “Anadolu’da erkeğin, kadını yok saymak amacıyla, dili genel bir strateji aracı olarak kullandığını gördüm. Bugünkü ‘kadın katilleri’ o köhne zihniyetin kurbanlarıdır.”
Savaşçı ve avcı erkeğin karşısında toplayıcı ve tarımcı/hayvancı kadının bulunması elbet uygarlığın ilk adımıdır. Günümüzde uygarlık denilen eylemin silahlara ve öldürümlere yönelmesi acı bir alay sanki. Bu kitabın yazılma amacı her fırsatta anımsanmalı: “Binlerce yıllık geçmişten gelen toplumsal olgulardan ötürü, bütün erkekleri suçlayamayız. İstediğimiz ne kadınsız ne erkeksiz bir dünya! Esenlik eşitlikte! Bunun için çalışmaya geçmeden önce kültürel kodları, yani ‘kendini bilmek’ gerekiyor!”
Sevgili Yıldız, sana araştırma yolunda direnç ve kolaylık diliyorum.

www.evrensel.net