19 Ekim 2015 12:30

Demirtaş: Yeni bir çözüm süreci başlamalı

Paylaş

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, silah ve demokratik siyasetin bir arada olmayacağını vurgularken; partisinin sırtını ne silaha, ne de PKK'ye dayadığını söyledi. Demirtaş yeni bir çözüm sürecinin başlatılması gerektiğini belirtti.

Londra’da BBC Türkçe servisinin sorularını cevaplayan Demirtaş, HDP'nin kendini Kandil, İmralı ve Türkiye'de artan milliyetçilik, şiddet olayları arasında sıkışmış hissetmediğini kaydederken, ''Devletin de siyaseti silahla baskı altına alma, zor altına alma politikasını asla kabul etmiyoruz. PKK'nin de silahlı şiddet eylemlerini kabul etmiyoruz. Dolayısıyla bizi zorlayan şey, savaşın kendisidir. Yoksa biz; PKK, Ankara ve İmralı arasında sıkışmış falan değiliz'' dedi.

''PKK'nin nihai olarak Türkiye'ye karşı savaşı bitirip, silahları tümden bırakacağı bir sürecin yeniden başlaması gerektiğini düşünüyoruz'' diyen HDP Eş Başkanı, 'yeni müzakere sürecinin kapalı kapılar ardında değil, yasal bir çerçevede şeffaf, parlamentonun devrede olmasıyla yürütülmesi gerektiğini' söyledi.

'ÖZÜR DİLEMESİ GEREKEN BAŞBAKANDIR'

Demirtaş, Ankara’da yaşanan katliam sonrasında devleti suçlamasıyla ilgili olarak şunları söyledi: “Geçen hafta içerisinde ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı aslında. Türkiye'de bir çok gazete aslında IŞİD elemanlarının, canlı bomba olarak kullanılan IŞİD elemanları dahil olmak üzere, istihbaratın takibi altında olduklarını, aslında gözaltına alındıklarını, serbest bırakıldıklarını, hatta telefonlarının dinlendiğini ve Ankara emniyetinde Ankara eylemini yapabileceklerine dair istihbarat olduğunu ortaya çıkardılar. Dolayısıyla ne kadar haklı olduğum ortaya çıktı. Burada özür dilemesi gereken Başbakan'ın kendisi. Devlet içerisinde IŞİD'e sempatiyle bakan, IŞİD'i kendi çıkarları için kullanan bir anlayış, bir ekip var. Siyasi iktidar da bütün bunlarla iyi geçinen bir politika izledi. Dolayısıyla sorumluluk devlette ve hükümettedir. Hem Suruç, hem Diyarbakır hem de Ankara saldırılarının tamamında devlet içinden bir işbirliği söz konusu. Örneğin Diyarbakır'da bombayı patlatan şahıs bir gün önce kaldığı otelden gözaltına alınıyor. IŞİD üyesi olmaktan hakkında arama kaydı var, buna rağmen kendisine herhangi bir soru sorulmuyor ve serbest bırakılıyor. Peki onu serbest bırakan polis açığa mı alındı, soruşturuldu mu? Hayır. Terfi etti. Emniyet amiriyken emniyet müdür yardımcısı oldu. Bunlar ihmalle falan açıklanacak şeyler değil.

Hükümetin sürekli bir savunma içerisinde olduğunu vurgulayan Demirtaş: “Aslında ne devletin, ne hükümetin ne IŞİD'in bu işte bir sorumluluğu yok diyor. En çok da IŞİD'i savunuyorlar. Yani hiçbir zaman tek başına 'IŞİD bunu yapmıştır ve kınıyoruz' cümlesini hükümetten duymuş değiliz. IŞİD'le birlikte en az 4-5 örgütü birlikte saydıktan sonra "Hepsi bizim için aynıdır" diyebiliyorlar. IŞİD'i bir kokteyl içerisinde ancak eleştirebiliyorlar. Dolayısıyla biz hükümetten bir beklenti içinde değiliz. Anlayış olarak da IŞİD'e ters bir anlayışa sahip olduğunu düşünmüyorum AKP'nin” dedi.

‘BİR PARTİ SİLAHLA OY TOPLAYABİLİYORSA, HÜKÜME İSTİFA ETMELİ’

Hükümetin PKK'nin HDP lehine silahlı bir seçim kampanyası yürüttüğü iddialarını cevaplayan Demirtaş: “ Deniyor ya 'PKK silah zoruyla oy topladı.' Bakın biz Türkiye'nin her yerinden oy topladık. Eğer silahla oy almış olsak kırsaldan aldığımız oy oranının daha yüksek olması gerekir. Bu bir çarpıtmadır. Seçim sonucunu tanımama, meşruiyetine gölge düşürme, iftira kampanyasıdır. HDP İzmir'den de oy aldı, Antalya'dan da oy aldı. Bir de şu var; bunu söyleyen başbakan ya da cumhurbaşkanının istifa etmesi lazım bence. Eğer bir parti silah zoruyla, başkasının silahının desteğiyle altı milyon kişiyi sandığa götürüp oy alabiliyorsa, o ülkede hiç kimse güvende değildir” dedi.

Figen Yüksekdağ'ın "Sırtımızı PKK'ye, PYD'ye dayıyoruz" dediği iddialarına da cevap veren Demirtaş Şunları söyledi: “Öncelikle şunu belirtelim. Siz BBC gibi ciddi bir kuruluşsunuz. Eş genel başkanımızın "Sırtımızı PKK'ye dayıyoruz" diye bir cümlesi varsa, ikimiz de istifa etmeye hazırız. Eş başkanımız "Sırtımızı, YPG'ye ve orada direnen güçlere dayıyoruz" demiştir. Kime karşı? IŞİD saldırılarına karşı. Biz IŞİD'in değil, oradaki YPG'nin ve diğer güçlerin yanındayız. "Biz sırtımızı PKK'ye dayıyoruz" diye bir cümle asla yoktur. Biz sırtımızı ne silaha, ne de PKK'ye dayıyoruz, ama Suriye'deki, özellikle Suriye'nin kuzeyindeki Rojava Kürdistanı'ndaki savaşta, biz YPG'den yanayız, PYD'den yanayız ve bunu söylemekten de hiç imtina etmedik. Biz IŞİD'den yana değiliz. IŞİD barbar bir tecavüz ordusudur, PYD bir halk hareketidir bizim için. O nedenle oradaki savaşta biz onlardan yanayız tutumunu ortaya koyduk. Yoksa eş başkanımız "Biz sırtımızı PKK'ye dayıyoruz" diye bir açıklama asla yapmadı. Bunun düzeltilmesi lazım.”

‘BİZİ ZORLAYAN SAVAŞIN KENDİSİ’

‘HDP’nin Kandil, İmralı ve Türkiye'de artan milliyetçilik, şiddet olayları arasında sıkışmış hissediyor musunuz’ sorusuna cevap veren Demirtaş “Bir sıkışmışlık değil ama şunu her zaman inanarak söyledik: Silah ve demokratik siyaset bir arada olmaz. Bu, devlet için de, hükümet için de, muhalefet için de geçerli. Devletin de siyaseti silahla baskı altına alma, zor altına alma politikasını asla kabul etmiyoruz. PKK'nin de silahlı, şiddet eylemlerini kabul etmiyoruz. Dolayısıyla bizi zorlayan şey savaşın kendisidir. Yoksa biz PKK, Ankara ve İmralı arasında sıkışmış falan değiliz. Ama savaşın kendisi herkesi zorluyor, sadece HDP'yi değil. Demokratik siyaset alanını daraltır savaş. Dünyanın neresinde silahlar çok konuşursa, siyasetin sesi az duyulur. Savaşın, çatışmaların, kanın, gözyaşının olduğu yerde şüphesiz ki her parti kendi siyasetini, politikasını anlatmakta zorlanır. Ama dediğim gibi bu sadece bizim için değil, bütün partiler için geçerli” dedi.

'1 KASIM SEÇİMLERİNDEN AŞAĞI YUKARI AYNI SONUÇ ÇIKAR'

1 Kasım seçimleriyle ilgili konuşan Demirtaş şunları söyledi: “Yani tabi çok kısa bir süre geçti. 7 Haziran'dan bu yana Türkiye toplumunun bir anda eğilimini değiştirmesini beklemek de çok doğru değil, gerçekçi değil. Sonuçta 7 Haziran'dan bu güne ne insanların tümüyle ideolojik yapısını, siyasi eğilimini değiştirecek bir zaman geçti, ne de bu tür olaylar yaşandı. Evet, dramatik bir şekilde Türkiye şiddete doğru kaydı fakat bu oy eğilimlerinde çok büyük bir değişikliğe tekabül etmez diye öngörüyoruz. Aşağı yukarı aynı sonuçlar çıkar. 7 Haziran'dan sonra seçim sonuçlarını kabul etmeyen biz değildik. Seçim sonuçlarını kabul etmeyen Cumhurbaşkanımızın kendisiydi. Aslında, hiçbir şekilde inanmak istemedi buna. Kendisi tek başına Türkiye'de bir hegemonya kurmak istiyordu. ‘Halk tarafından ihanete uğradım’ diye düşünüyor. ‘Ben Türkiye'ye bu kadar iyi işler yaptım ve bana az oy verdiler. Bu işte bir yanlışlık var’ dedi. Eminim ki etrafındakiler de onu yanılttı ve dediler ki ‘Bir daha seçim yapılırsa, HDP'nin silah zoruyla, kandırarak ya da dış güçlerin desteğiyle aldığı oyların hepsini geri alırız ve tek başına iktidar oluruz’. O da ikna oldu ve Türkiye'yi erken seçime götürdü. Ama hiçbir şeyin değişmediğini görüyor çünkü biz silah zoruyla oy almadık, kimseyi kandırarak oy almadık. Biz artık Türkiye'nin ana siyasi akımlarından biriyiz ve Türkiye bir arada yaşamak istiyorsa, bizi dışlayarak, bize oy verenlere küfür ederek, hakaret ederek, ötekileştirerek bir arada yaşayamaz. Türkiye'de İslamcılar var, bir gerçektir, Milletçiler var bir gerçektir, Ulusalcılar var, Kemalistler var bir gerçektir. Kürtler, Aleviler ve solcular var, bunlar da bir gerçektir. Hangisini dışlarsanız, ülkede huzuru bozan bir dengesizlik yaratmış olursunuz. Dolayısıyla 2 Kasım'dan itibaren herkes, Cumhurbaşkanı da, oluşacak yeni koalisyon da bu gerçekleri kabul etmek zorunda kalacak ve Türkiye için eminim daha iyi olacaktır.

‘ÇÖZÜM SÜRECİ YENİDEN BAŞLAYACAKSA, ŞEFFAF OLMALI’

Çözüm sürecinin yeniden başlaması gerektiğini ifade eden Demirtaş: “1,5-2 yıllık bir deneyimimiz oldu. Müzakere dönemimiz oldu. Yani bunun eksileri var, artıları var. Doğru yapılan şeyler var, yanlış yapılan şeyler var. Buradan yola çıkarak yeni bir sürecin başlatılması lazım. "Neydi eksiklerimiz?" geri dönüp baktığımızda; daha şeffaf bir süreç olmalıydı, kamuoyu olanı biteni daha iyi bilmeliydi, duymalıydı, gizli kapaklı işler çeviriliyormuş gibi bir hissiyat oluşmamalıydı. Dolayısıyla yeniden başlayacaksa, şeffaf olmalı. Konuşulan şeyler kamuoyu tarafından, parlamento tarafından bilinmeli. İkincisi parlamento daha aktif rol oynamalı. Yani bu iş parlamentonun işidir. Yasa, anayasa yapım süreci, bunu yasal güvenceye bağlamak parlamentonun işidir. Dolayısıyla parlamentoda oluşacak, bu işe katkı sunacak komisyonlar, hangi parti üye veriyorsa, onlar aracılığıyla yürütülmelidir. Sadece tek bir partiye, iktidar partisine mal olmamalıdır.

‘SİLAHLARI NEREYE BIRAKACAK,HANGİ BETONA GÖMECEK?’

Hükümetin yeni sürecin silahların bırakılması, hatta betona gömülmesi şartıyla ilgili soruyu cevaplandıran Demirtaş: “Türkiye toplumunun, hepimizin beklentisi silahların toptan devre dışı kalmasıdır. Çok mantıklıdır bu beklenti. Fakat bunun Ankara'dan Kandil'e doğru çağrı yaparak olmayacağını cumhurbaşkanı bizden daha iyi biliyor. "Haydi silahlarınızı betona gömün" diye Kandil'e seslendiğinizde "Evet yahu, getirelim gömelim" demezler, demiyorlar. Bu iş için bile bir yasa çıkarması lazım parlamentonun. Silahlarını nereye bırakacak? Hangi betona gömecek? O betonun çimentosunu, kumunu nereden alacak? Bunun bile bir yasasının olması lazım. Dolayısıyla parlamento bu kadar ciddiyetsiz yaklaştıkça, silahı bırak çağrılarıyla bu iş olmuyor. Ben sayın cumhurbaşkanının ya da sayın Davutoğlu'nun şu gün PKK'nin silah bırakmasını yürekten istediğine inanmıyorum. İnansalardı bu çağrıyı yapmazlardı, yasa çıkarırlardı. Üç yıldır bir tek yasa çıkarmadılar silah bırakmayla ilgili. Niye çıkarmadılar? İstiyolarsa bir maddelik yasaya bakar, değil mi? Hangi şartlarda nereye bırakacaklar, bir maddelik yasa. Israr ettik yasa düzeyinde müzakereler yürüsün, görüşmeler yapılsın, çıkarmadılar. Çünkü bakın, savaşla siyaseti dizayn etmek onlara da yarıyor. Milliyetçi oyları toplayabiliyorlar. İstediklerini alamadılar, çünkü HDP var. HDP savaşın niye çıktığını, barışın neden önemli olduğunu anlatabildi. Yoksa bu savaştan AKP'nin beklentileri oylarını yüzde 50'nin üzerine çıkartmaktı” diye konuştu.

‘KIRILMA NOKTASI SEÇİMLERE PARTİ OLARAK GİRMEMİZ’

Çözüm sürecinin bitmesiyle ilgili kırılma noktasının 7 Haziran seçimlerinde parti olarak girmeleri olduğunu vurgulayan Demirtaş: “Sayın Erdoğan'ın başkanlık dayatmasını kabul etmememiz ve barajı aşmamız. Kırılma noktası orasıdır ve kendileri de bunu ifade ettiler bakın. ‘HDP'nin seçime parti olarak girme kararı provokasyondur’ dediler. Bizim kuruluş nedenimizdir parlamentoya girmek. Asıl işimiz o. Bunu provokasyon olarak nitelediler. Sonra da biz barajı geçince "Çözüm sürecinin filmini çekerler. Kendileri bilir artık. Çözüm süreci bitmiştir" dediler. Başka da bir suçumuz, günahımız olduğunu ben hatırlamıyorum” dedi. (HABER MERKEZİ)

ÖNCEKİ HABER

'Kumpas' iddianamesi kabul edildi, Gülen hakkında yakalama kararı çıkarıldı

SONRAKİ HABER

"Çocuklarımın yüzüne bakabilmek istiyorum"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa