Kamu emekçileri hareketinde sınıf dışı tutum ve heba edilen imkanlar

Kamu emekçileri hareketinde sınıf dışı tutum ve heba edilen imkanlar

Hükümetin eğitim sisteminde yapacağı değişiklikler geniş bir kesimin tepkisini çekiyor. Bir eğitim sendikası olarak bu yasada taraf olan Eğitim Sen’in itirazları dikkate alınmadı. Eğitim Sen haklı olarak tavır aldı ve önce sevk eylemi ile sonra da grev kararıyla bu sürece müdahale etti.Yasanın meclise gelmesi üzerine Eğitim Sen i

Aydın Tan

Yasanın meclise gelmesi üzerine Eğitim Sen iş bırakarak Ankara’ya gitme kararı aldı. AKP’nin sokağa çıkan Eğitim Sen ve KESK üyelerine dönük zulmünü herkes yaşayıp gördü.
Bu yazıda AKP’nin çıkarmak istediği 4+4+4 yasasının içeriğini ve kamu emekçilerine dönük zorbalığını tartışmayacağız. AKP kendi işini yapmaktadır. Esas olarak sendikamızın süreci ele alışını ve müdahalesini tartışacağız.
Sendikamız grev kararı gibi ciddi bir sorumluluk altına girmiş ama bunun gereğini yapmamıştır. Yapılacak olan öncelikle üyelerin bu sürece katılması, sonra bütün öğretmenleri birleştirmeyi hedefleyen bir çalışma ve burada ortaya çıkan güçle toplumdaki bütün tepkileri kendi etrafında toplamaktır.
Öncelikle açıkça ilan edilmiş bir eylemin gününü meclis takvimine bağlamak doğru değildi. O nedenle sevk eyleminin ve iş bırakmanın tarihinin iki önce netleşmesi yapılacak çalışmaları olumsuz etkilemiştir. Diğer taraftan bu kararlar merkezden belirlenirken ve şubeler her şeyi merkezden beklerken bir çalışma takvimi oluşturulmaması, sendikanın iddiasıyla uyumlu değildir.
Ancak son kararlar, yönetimlerin asıl hedeflerinin, başta belirlediğimiz, işyerlerine dayanan ve halkın katılımını sağlayacak tarzda bir çalışma değil, Ankara’da basına haber olacak bir eylem örgütlemek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

GREV İŞYERİNDE ÖRGÜTLENİR

Eğitim Sen Genel Merkezi 28-29 Mart’ta iş bırakma kararı almıştır. Neden iki gün olduğunu bir tarafa bırakalım, grev çağrısı yapan sendika aynı zamanda üyelerini Ankara’ya çağırmaktadır. Ankara’ya gidecek olanların 27 Mart akşamı yola çıkacağı düşünüldüğünde grev çağrısı yapanlar grev günü Ankara’da olacaklardır. Bu durumda aslında sendika yönetimi bir grev örgütlemeyecek demektir. Ayrıca grev denilen şey işyerinde örgütlenir. Üyeler işyerine giderler ve çalışmazlar. Çalışanları ikna etmeye çalışırlar. Belli bir saatte de işyerinde topluca ayrılıp merkezi bir gösteri yapılacaksa o alana giderler. Bu söylediğimiz çok mükemmel bir plan gibi görülebilir, ama bu yapılmaya çalışılır. Bu yapılmayacaksa bütün öğretmenlerin katılımını hedefleyen toplumun diğer kesimlerinin desteğini alan güçlü bir grev nasıl örgütlenebilir? Diğer bir sorun örgütçüler Ankara’ya gidecekse, Ankara’ya gitmeyen ama greve katılan diğer kitleye ne önerilmektedir? Çağrıda illerde de bir çalışma yapılması bir cümle ile geçiştirilmiş, ama burada da hedeflenen sendika binası önünde, gelenlerle bir basın açıklaması yapmaktır. Bunun kim tarafından örgütleneceği ise belli değil! Yapılan toplantılarda asıl önemli olanın Ankara olduğu belirtildiğine göre bu önemli de değildir. İki günlük grev gibi büyük bir hedef Ankara’ya taşınacak birkaç bin kişiye bağlanmıştır.
Aslında yapılmak istenen bir Ankara eylemidir. Bu çokça meraklı oldukları bir “kadro grevi” ile garantiye alınmak isteniyor. Çünkü üyelerine, emekçilere güvenmeyen beceriksiz bir yönetim ile karşı karşıyayız. Bir örgütün her etkinliğinin, öncelikle üyelerinin bilinç ve örgütlenme düzeyini yükseltmesi burada ortaya çıkan güçle toplumun diğer kesimlerini etkilemesi ve birleştirmesi hedeflenir. Ancak bu sınıf dışı yaklaşımın bütün ufku protesto ve medyada haber olmakla sınırlıdır. Çünkü emekçilerin aslında mücadeleye hazır olmadıklarını düşünmektedirler. Okulunda böyle bir gelişmeden haberdar olmayan öğretmen eğer haberlere geçerse eylemi medyadan duyacaktır!
Aslında mevcut durum devekuşu hikâyesidir. Bu ne kuştur ne de devedir. Ne grev örgütlenmesi çalışmasına uygun bir yaklaşımdır ne de Ankara eylemi örgütlemeye.
Eylem kararlarının alınma biçimi, üyelerin bu sürecin dışına atılmış olması, örgütün ne olduğu belli olmayan kadrolara indirgenmesi zaafları bir yana bırakılırsa bir süreç başlamıştır. Türkiye’de olup bitenleri izleyen her aklı başında kişi bu yasa teklifine karşı toplumda ciddi bir tepki olduğunu görebilir. Burada ciddi bir imkân vardır. Mesele bunu örgütlenmesidir.
Bütün enerjimizi yerellerde grevin örgütlenmesine harcamamız gerekmektedir. Bu iki günlük iş bırakmada yapılmayan budur. Greve giden öğretmenlerin grevlerinin gerekçelerini başta öğrenci ve veliler olmak üzere herkese anlattıkları bir çalışma örgütlenememiştir. AKP’nin yasakçı, saldırgan tutumu bu sorunların tartışılmasının üstünü örtmemelidir.
Bu yasaya karşı bütün tepkileri birleştiren yerel mitingler, alan toplantıları, velilere çağrılar yapılabilirdi. Bu iki günü tartışırken doğru sonuçlar çıkarmalıyız. Bunun örnekleri de yine hareketin içinde ortaya çıktı. Sevk eylemi sürecinde 4+4+4 ile ilgili Çorum’da yapılan çalışma buna bir örnektir.
Sendikanın yaptığı eylem ve etkinlikler her emekçinin kolayca katılabileceği yalınlıkta olmalıdır. Bütün öğretmenleri hedefleyen bir grev ve bütün toplumsal tepkiyi açığa çıkaracak bir çalışma, ihtiyacımız olan budur. Bu sınıf dışı yaklaşımlar bunun yapılmamasının gerekçesi olamaz. Ancak bunlar yapılırken bu sınıf dışı tutumlarla da araya mesafe koymak ve bu anlayışı emekçiler nezdinde teşhir etmek de bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

*Eğitim Sen İşyeri Temsilcisi / Adana

www.evrensel.net