11 Ekim 2015 07:38

Şiddetin ne boş, ne tüzel hiddetin

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Şırnak’ta Hacı Lokman Birlik’in yaralı haldeyken infaz edilmesi, ardından cesedinin akrep tipli zırhlı aracının arkasına bağlanarak sürüklenmesi şiddet, infaz ve teşhir “kültürünün” kan donduran bir emsaliydi. Bu “kültür” toplumsal hafızamızda maalesef uzun zamandır yer alıyordu ve bir günde dimağımıza yerleşmemişti.

Sosyal medyada geniş yankı bulan bu korkunç görüntüye dair söyleyecek yeni bir şey kaldı mı bilmiyorum. Fakat anlatılacak “eski” bir hikaye var. Birkaç yüz yıl önceden başlayıp, birkaç on yıl öncesine dek uzanan…

BİR ‘TEMAŞA’ OLARAK İDAM

Herhangi güneşli bir günde toplanıp çoluk çocuk yollara dökülenlerin vardığı yer, meydanlardı. Niyetleri hava almak değildi yalnızca, onlar için bir tür temaşa vardı. Esnafın ellerini ovuşturduğu, simitçilerin, salepçilerin en çok satış yaptığı günlerdi. Bazen binlere varan insan, sözgelimi At Meydanı diye de anılan Sultanahmet Meydanı’nda bir araya gelirdi. O gün seyredecekleri, idamdan başka bir şey değildi.

Lincin bir devlet politikası olduğu topraklarda ölüm bir gösteriden ibaretti nihayetinde. İdam cezası infaz edildiğinde can çekişme ânı büyük bir ilgiyle izlenir, adeta çıt çıkmazdı. Ölüm anı gerçekleştiğinde, hele ki biriken kalabalık öleni kendi değer yargıları ile yargılayıp ölümü de onaylamışsa alkış tufanı dahi kopabiliyordu. Kalabalık ancak ölü beden ağır ağır ipte sallanırken dağılırdı. Bir filmden ya da maçtan çıkarken olduğu gibi yorumlar yapılır, kim bilir, belki en etkileyici an kendi aralarında konuşulurdu. Bazen ölümün gerçekleşmesi uzar, ahali bundan pek keyif alırdı. Devlet öldürmeyi sevdiği gibi, bunu göstermeyi  de seviyordu. İmaj her şeydi ve kana susamışlık her devrin meselesiydi.

HEZARPARE AHMET PAŞA’NIN BİN PARÇALIK CESEDİ

Gözdağı ve linç deyince şüphesiz akla gelen ilk isimlerden biri Tezkireci Ahmet Paşa’ydı. Tezkireci Ahmet Paşa, şahsiyeti ve icraatları tartışılan, tarihçilerce pek çok eleştiriye tabii tutulan bir isim. Ancak ölümü ve ölümünün ardından bedeninin başına gelenler, adlar değişse de devlet aygıtlarının şiddet biçiminin pek değişikliğe uğramadığının bir göstergesiydi. Tezkireci Ahmet Paşa bir yeniçeri ayaklanması sırasında öldürülmüştü. Cansız bedeni At Meydanı’na sürüklenerek getirilmişti. Ahalinin gözü önünde cesedi yeniçeriler tarafından parçalanmış, uzuvları sağa sola fırlatılmıştı. Bu olay Tezkireci Ahmet Paşa’nın bin parça anlamına gelen “hezarpare” ifadesiyle anılır olmasına neden olmuştu. O günden beri, öldürülen kim olursa olsun infaz ve teşhir kültürüne direnen herkesin yüreği  böylesi benzer olayda hezarpare oluyordu.

ORTA YERDE ASMAKTAN GÖZLERDEN UZAK İNFAZA

Bu teşhir adeti Osmanlı döneminde de vardı, cumhuriyetin ilk yıllarında da… İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp asılanların fotoğrafları arşivlerdedir. 1965 yılı 13 Temmuz’unda bir kanun radikal bir değişikliğe neden oldu. Kanun, cezaların infazı hakkında maddeler içeriyordu. Kanundaki bir madde dikkat çekiciydi: “Ölüm cezası, hükmolunan kimse hakkında mahkumiyet ilamı Temyiz Mahkemesince tasdik ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce yerine getirilmesine karar verildikten sonra nizamnamede tespit edilecek esaslar dahilinde gizli şekilde infaz olunur.” Artık kimse meydanda, koca bir güruhun gözü önünde asılmayacaktı. Tabii bu devletin şiddet tarihinde sadece stratejik bir değişiklikten ibaretti. Birkaç yıla kalmadan şiddet; yargılayarak orta yerde infazdan, gözlerden uzak yargısız infaza evirilecekti.

“Sallandıracaksın birkaçını Taksim’de” diye söze başlayan andavallar aslında yüzlerce yıllık bir linç ve seyir kültürünün parçası. Sosyal medyada kan donduran sürükleme videosunu bile övecek kadar gözü dönmüş güruh ise dünün At Meydanı seyircilerinin manevi evlatları. Her kim olursa olsun zulme ve teşhire direnenlerin yüreği “hezarpare”, mücadelesi ise “yekpare…”

ÖNCEKİ HABER

Lokma lokma tükeniyoruz

SONRAKİ HABER

Ankara Elmadağ'da sağanak sele neden oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa