Gerçek değişikliği parlamento değil, halkın örgütlü gücü yapar

Gerçek değişikliği parlamento değil, halkın örgütlü gücü yapar

Güney Amerika Parlamentosu eski başkan yardımcısı ve federal milletvekili Dr. Rosinha, Evrensel yazarı Erol Anar’a konuştu. Brezilya İşçi Partisi’nin kurucularından Dr. Rosinha, ABD’nin arka bahçesi olarak anılan Güney Amerika’nın bağımsızlık arayışını anlattı.Öncelikle şu noktadan başlamak istiyorum; Türkiye&r

Erol Anar

Öncelikle şu noktadan başlamak istiyorum; Türkiye’de üç kez askeri darbe oldu ve Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Gürcü ve diğer etnik kökenlere mensup binlerce insan tutuklandı, cezaevlerine konuldu, işkence gördü. Bunlardan birisi de benim ağabeyimdi. Kendisi, arkadaşları ve daha binlerce kişi yıllarca cezaevlerinde kötü koşullarda kaldılar. Darbe aynı zamanda emekçileri de ezdi, onların var olan haklarını da geri aldı.  Bu bağlamda Brezilya’da diktatörlük dönemi nasıl yaşandı? Sizin o döneme ilişkin düşünce ve gözlemleriniz nelerdir?

Türkiye’deki askeri diktatörlük dönemiyle ilgili biraz okumuştum, fakat doğrusu bu konuda kapsamlı bir bilgi sahibi değilim. Burada diktatörlük dönemi başladığında ben doğduğum küçük kasabada, Rôlandia’daydım. O zamanlar, tarlada çalışan bir köylüydüm. Hatırlıyorum, yoksul çiftçiler korku içinde idiler. Politikaya çok mesafeli yaklaşıyorlardı. Herkes sindirilmişti. Bir sessizlik egemendi. 1969 yılında Parana eyaletinin başkenti Curitiba’ya geldim. 1971’de burada Tıp Fakültesi’ne başladım. 1975 ya da 1976’da, fakülteyi bitirmek üzereyken, aktif politik mücadeleye adım attım. O zamanlar herhangi bir partiye üye değildim. Bu mücadele kültürel alandaydı daha çok, özellikle de sinema alanında. 1978’de diğer hekim arkadaşlarımla birlikte diktatörlüğe karşı mücadeleye başladım. Ben sağlık alanında aktif mücadele veriyordum. Bu dönemde Tek İşçi Merkezi (Central Unica dos Trabalhadores)’nin kurucularından oldum. Aslında aktif politikaya girmekte geciktim.

Belki geciktiniz, ama bunu fazlasıyla telafi etmişsiniz.

(Gülüyor) 1979’da Brezilya Sağlık Merkezi (Centro Brasileiro de Saude) başkanlığına seçildim. 1980 yılında Brezilya İşçi Partisi’nin yaklaşık bin kurucusundan birisi oldum. Bu eyalette ise, yalnızca elli kurucu vardı. O dönemde, toplumda hâlâ bir sessizlik ve korku egemendi. Diktatörlük dönemi, 1985 yılına kadar sürdü.

Kapitalizmin içine düştüğü son kriz, başta ABD ve Avrupa olmak üzere birçok ülkede emekçileri vurdu. Bu, kapitalizmin, 1929’daki büyük krizinden sonraki en büyük kriz olarak değerlendiriliyor.  İşten çıkarmalar sonucu işsizlik oranları yükseldi, uzun tarihsel mücadeleler sonucu elde edilmiş olan sosyal haklar daha da kısıldı. Bu süreçte insanlar Yunanistan’da, ABD’de, İspanya’da ve daha birçok ülkede sokağa çıkmaya başladılar. Bu bağlamda kapitalizmin içinde bulunduğu durumu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kriz, kapitalizmin kalbinden çıktı. Bu kriz kapitalizmin, neoliberal modelinin krizidir. Bu, finans kapitalin krizi aynı zamanda. Bu kriz, kapitalizmi bir değişiklik sürecine de götürebilir. Avrupa ve ABD küresel bankacılık sistemine teslim oldular. Brezilya ise, bu krizle bir gelişme modeli uygulayarak ve büyüyerek yüzleşti. Spekülasyon azaldı bu sayede. Görünen o ki , egemenlerin elindeki devlet aygıtı daha güçlenecek ve doğrudan sistemi kontrol edecek. Bu krizden etkilenenen kitleler, daha çok sokağa çıkmalı ve tepki göstermelidir.

Kitle hareketleri küresel olarak büyüyor. Bunu gözlemleyebiliyoruz, özellikle ABD ve Avrupa’da. ABD’de “Wall Street’i İşgal Et!” hareketi her geçen gün genişledi. Yunanistan, İtalya ve İspanya’da ise işçiler, öğrenciler, sendikacılar, anarşistler ve sosyalistler zaten sokaktalar.

Evet, belki sokaktalar. Ama  bu hareketler, daha çok kapitalist sistemin kendisine, özüne yönelmelidir. Çünkü kapitalizm, özünde emekçilerin ihtiyaçlarına yanıt vermeyen bir sistemdir. Bazen emekçiler, küçük haklar elde ettiklerinde sosyal direniş hareketleri kesintiye uğrayabiliyor ve sessizliğe gömülüyorlar.

Latin Amerika’da son yıllarda “sosyalist” ya da “ilerici” adaylar başkan oluyor. Brezilya, Ekvador, Venezuela, Uruguay.  Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu arada bu başkanların politikaları sonucu kitlelerin bir hayal kırıklığından söz edilebilir mi? Örneğin, Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, zaman zaman neoliberalizmi eleştirmesine karşın, daha çok neoliberal potilikalar uygulamakla eleştiriliyor. Ona “post neoliberal’ de deniliyor. Burada, Brezilya’da İşçi Partisi’nin uyguladığı bazı neoliberal politikalara yönelik eleştiriler de var. Bu noktada sosyalizmin Latin Amerika’daki geleceği nedir, daha da gelişecek mi ya da nasıl bir sonuç ortaya çıkacak?

Latin Amerika dediniz, orası çok büyük bir alanı kapsıyor. Ben daha çok Güney Amerika için konuşacağım. Çünkü, burada hâlâ ABD’nin ekonomik ve politik olarak etkisinde, güdümünde olan ülkeler var. Buradaki sosyalist ve ilericilerin egemen olduğu ülkelerin tümü askeri diktatörlüklerden geçtiler ve daha sonra neoliberal politikaların egemen olduğu hükümetleri devraldılar. Kitleler, o süreçte daha da yoksullaştılar ve sola yöneldiler. Örneğin diktatörlük döneminde Arjantin ve Şili’de sol liderler öldürüldüler. Brezilyalı sosyalistler ise sürgün edildiler, ancak diktatörlük döneminden sonra ülkeye geri dönebildiler. Bu süreçte legal partiler kurarak mücadeleye başladılar. Seçimleri kazanarak hükümeti devraldıklarında, ülke tamamen, her açıdan  çökmüş ve tükenmiş durumdaydı. O zaman öncelikle ağır işleyen bir geçiş süreci ortaya çıktı. Herşeyi bir anda değiştirmeniz olası değildir. Bu nedenle bu eleştiriler  ortaya çıktı. Bu, bir gelişim modeline geçiş sürecini ifade ediyor. Ve durum her geçen gün daha da iyiye gidiyor. Eski devlet başkanı Lula, bir fabrika işçisi idi. Buradaki liderlerin tümü değişik orijinden geliyorlar. Örneğin Bolivya Lideri Eva Morales bir yerli. Chavez ise yüksek rütbeli bir asker idi.  Böyle olunca gidilen yol da farklı oluyor. Bu hareket, bu kıtada giderek büyüyor. Ve bunların hepsi Güney Amerika’nın bütünleşmesini ve tek vücut olarak hareket etmesini istiyorlar.

‘TÜRKİYE’DEKİ EMEKÇİLERİ KUCAKLIYORUM’’

Siz çevreden, emekçi haklarına, kadın haklarından insan haklarına birçok alanda çalışma yapıyorsunuz. Bu çalışmalarınız nedeniyle geçen yıl Brezilya’nın en çalışkan, en iyi ikinci federal milletvekili seçildiniz. Yeni orman yasası hakkında ne düşünüyorsunuz? İki kez oylanması ertelendi, bu haliyle çıkacak mı, yoksa içeriği değiştirilecek mi?

Brezilya’da yürürlükte olan orman yasası çok eski. Yeni yasanın en önemli özelliği, bildiğiniz gibi büyük çiftlik sahipleri ve şirketlerin cezalarının affedilmesi olarak kamuoyuna yansıdı. Bunlar daha çok kaçak orman kesimi yapmak ve daha az ceza ödemek istiyorlar. Şimdi Senato’dan geçmeyen proje Parlamento’ya federal milletvekillerinin tekrar görüşmesi için geri gönderildi. Ben, cezaların affedilmesine tamamen karşıyım. Bu büyük çiftlik sahipleri ve şirketler ceza ödemenin ötesinde, tahrip ettikleri alanı yeninden inşaa etmelidirler. Böyle bir yükümlülük de yasada yer almalı.  

Dr. Rosinha, sizinle birlikte bu eyalette yayınlanan Folha de Londrina gazetesinde aynı köşeye altlı üstlü bir buçuk yıl yazılar yazmıştık. Hatırlar mısınız?

Evet, o gazetede senin yazılarını okurdum.

Sizin emekçilere, Kürtlere, Çerkezlere, Lazlara, Türklere ve diğer farklı etnik gruptan insanlara; işçilere, kadınlara, ezilenlere yönelik bir mesajınız var mı?

Her ülkenin kendi gerçekliği var. Ben yıllardır federal milletvekili olarak görev yapıyorum. Ama parlamentoda yapacağınız değişiklikler önemli olmakla birlikte, asıl değişikliği halk örgütlenmeleri yapar. Ben oradaki değişik etnik gruplardan tüm insanları, ezilenleri, emekçileri kucaklıyor ve hepsine sevgi ve selamlarımı iletiyorum. (Brezilya/EVRENSEL)


 ‘MORALES BOLİVYA İÇİN ÇOK ÖNEMLİ’

Sizin Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales ile iyi bir ilişkiniz var bildiğim kadarıyla. Üç kez Bolivya’ya seçimleri gözlemlemek için davet edildiniz ve orada bulundunuz. Bolivya’nin geleceği ve Eva Morales yönetimi için ne düşünüyorsunuz?

Bolivya, tarihi boyunca haksızlıklara uğramış, diktatörlük geçirmiş, çok yoksul ve karmaşık bir ülke. Fakat çok köklü, farklı kültürlere sahip bir ülke aynı zamanda. Böyle bir ülkeyi yönetmek çok zor. Çünkü, bu ülkede otuzdan fazla resmi dil var. Farklı dilleri konuşan birçok halk ve azınlık yaşıyor. Brezilya, resmi dil olarak bir birlik sağlayabildi. Fakat Bolivya, hâlâ bu birliği sağlamış değil. Morales, öncelikle toplumsal refahı ve  insanların daha iyi koşullarda yaşamasını hedefliyor. Fakat, bölgeler arasındaki farklıklılar da var.

Örneğin La Paz yoksul, Santa Cruz gibi kentler daha zengin bölgeler.

Evet aynen dediğiniz gibi. Oradaki yerli kültürü, bizim kültürlerimizden daha farklı. Tarihsel olarak sömürülmüş ve geri kalmış yoksul bir ülke. Fakat tüm bunlara karşın, bir Bolivya ulusal bilinci ve etiği de gelişiyor. Morales, demokratik olarak işbaşına gelmiş yerli kökenli bir başkan. Morales, Bolivya için çok önemli, kendisi bu geçiş sürecinin önemli bir aktörü. Bolivya kamuoyu ise politik.

Biraz da Hugo Chavez ve onun Bolivarist politikaları hakkında konuşmak istiyorum. Chavez ve Venezuela hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Chavez, Güney Amerika’da ve dünyada öne çıkan bir lider görünümü veriyor ve Güney Amerika’ya önderlik etmek istiyormuş gibi bir vizyonu var.

Bir dönem Lula ile Chavez’i kıyaslıyorlardı. Bazılarına göre Chavez “devrimci”, Lula ise “muhafazakar” idi. Fakat bunlar farklı orijinlerden gelmiş iki lider. Nasıl bir kıyaslama yapabilirsiniz? Chavez, üst rütbeli bir asker, Lula ise tabandan gelmiş bir fabrika işçisiydi. Lula, kendini geliştirdi ve büyük bir lider oldu. Ayrıca iki ülkenin tarihleri de bir o kadar farklı.


‘MERCOSUL ADALET İÇİN YARATILDI’

Mercosul başkan yardımcısı idiniz. Mercosul tam olarak ne yapar ve hedefleri nelerdir?

Mercosul Parlamentosu, altı yıllık bir geçmişe sahip. Bu kurum daha çok adalet için yaratıldı. Kurumsal olduğu ölçüde bunu da sağlayacaktır. Mercosul ülkelerinin halkları, henüz bu kurumu yeterince tanımıyor ne yazık ki. Mercosul Parlamentosu, kamuoyuna açılarak eğitim, sağlık, kültür ve çevre alanlarında ortak işbirliği ile politik  bütünleşmeyi sağlayacak anlaşmalar yapacak. Önce Parlamento içindeki ülkelerin seçimi var. 2014 yılında bir parlamento seçimi olacak. Parlamentonun amacı, bir politik kimlik yaratarak bütünleşmeyi gerçekleştirmektir.

Mercosul’un üyesi olan dört ülke var değil mi? Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Brezilya. Venezula ise üyelik sürecinde bildiğim kadarıyla.

Evet, Venezuela üyelik sürecinde. Brezilya, Arjantin ve Uruguay tarafından üyeliği onaylandı, fakat henüz Paraguay onaylamadı. Üye olabilmek için bütün üye ülkeler tarafından onaylanmak gerekiyor.

Bir de Mercosul içinde ilişkili ülkeler var. Bolivya, Şili, gibi.

Bunların oy hakları yok. Güney Amerika’da, ABD ile doğrudan ticari anlaşmalar yapan ülkeler var, Şili ve Kolombiya gibi. Oysa Mercosul Parlamentosu üyelerinin, ABD ve Avrupa Birliği’ne ekonomik ve ticari olarak bağımlı olmamaları gerekiyor. Şili ve Kolombiya, bu şekilde devam ederlerse Mercosul’un üyesi olamayacaklar.

Bu noktada şunu sormak istiyorum: ABD’nin “arka bahçesi” Güney Amerika’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz? ABD, yıllarca işkencelerle, baskılarla ve işbirlikçi yönetimler eliyle idare ettiği, sömürdüğü bu alandan kolayca vazgeçecek mi? Artık Güney Amerika halkları kendi bahçelerini, kendileri mi düzenlemek istiyorlar?

Mercosul, 2003’e kadar önemsiz görülen bir blok idi. Lula ile o zamanki Arjantin Devlet Başkanı Néstor Kirchner bu bloku daha işlevli, daha aktif bir hale dönüştürdüler. ABD, öncelikle Mercosul’a karşı ALCA’yı (Amerikan Halkları Serbest Ticaret Bölgeleri) kurdu ve yönetti. Fakat Güney Amerika halkları, çoğunlukla ALCA’yı reddetti. Mercosul, Güney Amerika halklarının bir bağımsızlık arayışıdır. Bugün bu blok, daha az politik ve daha çok ticari yönde gelişmektedir. Fakat, buna paralel olarak kurulan UNASUL (Güney Amerika Halkları Birliği) daha politik ve ticari hedefleri olmayan bir yapılanmadır. UNASUL, Güney Amerika’nın yeniden yapılanma ve bütünleşmesini hedefleyen politik bir örgüttür.


DR. ROSINHA KİMDİR?

Asıl adı Florisvaldo Fier. 12 Kasım 1950’de Brezilya’nın Rolândia kasabasında doğdu. Kente göçmeden önce burada çiftçilik yapıyordu. Bir politikacı ve aynı zamanda tıp doktoru olan Dr. Rosinha, Brezilya İşçi Partisi (Partido dos Trabalhadores = PT)’nin de kurucularından birisi oldu. Kamu Çalışanları Sendikası’nın kurucularından birisiydi ve aynı zamanda Brezilya Sağlık Çalışmaları Merkezi yöneticisi seçildi. 1980’lerin başında ise İşçi Birliği Merkezi’nin de kurucusu oldu. 1988’de  belediye meclisine girdi, 1990’da ise eyalet milletvekilli seçildi. Çalışmalarıyla, kamu çalışanlarını, öğrencileri, öğretmenleri, işçileri ve topraksız köylüleri destekledi, onların safında yer tuttu. Çevre ve kadın haklarını da her zaman savundu, bu doğrultuda mücadele yürüttü. 1998’den bu yana PT’den seçilmiş federal milletvekili olarak görev yapıyor. Mercosul Ulusal Kongresi’nde başkanlık ve genel sekreterlik görevlerini yürüttü. 2007 yılında Mercosul Parlamentosu başkan yardımcısı seçildi, burada Brezilya’yı temsil etti. Üç kez Bolivya seçimlerini gözlemci olarak izledi. Dr. Rosinha Latin Amerika’da belli başlı liderler tarafından (Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales, Paraguay Devlet Başkanı Fernando Lugo) tanınmakta ve saygı görmektedir. Kalbi her zaman solda atan  ve hayatı mücadele ile geçen Dr. Rosinha, 2006 yılında ağır bir kalp ameliyatı geçirdi. Buna rağmen mücadelesine devam etmektedir. Siyasal olarak ona karşı olanlar bile, onun dürüstlüğüne ve mücadelesine saygı duymaktadır.


MERCOSUL NEDİR?

Mercosul (Mercado Comum do Sul = Güney Ortak Pazarı), Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından 1991 yılında kurulmuştur. Mercosul Parlametosu ise 2005 yılı sonunda kuruldu. Güney Amerika ülkelerinin kendi aralarındaki birlik ve dayanışmasının bir ürünüdür. Venezuela üyelik sürecinde, Meksika ise toplantılara gözlemci olarak katılmaktadır. Bolivya, Şili, Peru, Kolombiya ve Ekvator ise Mercosul ile ortak ilişki halinde olan devletlerdir. Kuruluşun resmi dilleri Portekizce ve İspanyolca’dır.

www.evrensel.net