Biz ne zaman kendi toprağımıza ait olacağız?

Biz ne zaman kendi toprağımıza ait olacağız?

Kemal ÖZER
Dersim

Dersim’de Valilik kararıyla 4-18 Ağustos tarihleri arasında 14 bölgenin ‘özel güvenlik bölgesi’ ilan edilmesinin ardından, şimdi de köylerin boşaltılması gündemde. Yaklaşık 3 yıldır devam eden çözüm süreciyle birlikte 1990’lı yıllarda terk etmek zorunda kaldıkları yakılıp yıkılan köylerine, yaylarına geri dönerek arıcılık, hayvancılık yapan köylüler şimdi yine eski günlere dönecek olmanın tedirginliğini yaşıyor. Yerle bir edilen köylerini henüz inşa edemeyen, geri dönüşe rağmen devletin hiçbir destek sunmaması nedeniyle çadırlarda yaşayan köylüler, Tunceli Valiliği’nin kentin neredeyse tamamını kapsayan özel güvenlik bölgesi uygulamasna tepkili. 

Özel güvenlik bölgesi içinde kalan arıcılar ve sürü sahipleri başta olmak üzere yurttaşlara muhtarlar aracılığıyla tebliğde bulunularak yaşadıkları mekanları terk etmeleri istendi.  Ovacık ilçesine bağlı Sultanbaba, Sal Deresi, Ağdat, Çambulak, Çet ve Yağmanlar’da ‘özel güvenlik bölgesi’ içinde kalan yerlerde yaşayanlar gazetemize konuştu. Tepkiler ortak; Devlet bize çok acı yaşattı. Artık yeter. Biz kendi topraklarımızda huzur içinde yaşamak istiyoruz. Yeniden göç yollarına düşmek istemiyoruz.”

90’LARA DÖNMEK İSTEMİYORUZ

Dersim’in simge ismi Seyit Rıza’nın torunu olan Zeliha Polat, 1990’lı yıllarda yaşadıkları acılardan sonra yeniden geldikleri köylerinde kendilerine bir ev yaptıklarını belirterek, “İnsanlar arı aldı, geçimini sağlamaya başladı. Barış sürecinden memnunduk. Umutlanaraka bu yörelere çıktık. Ama şimdi yine ortam gerildi, bundan huzursuzuz” dedi. Tek isteklerinin kalıcı barış olduğunu söyleyen Polat, “Sürekli hava araçları dolaşıyor. Tedirginiz, uyuyamadık. Herkesin huzuru kaçtı. Hangi taraftan olursa olsun, artık ölüm istemiyoruz” dedi. Bu coğrafyda yaşayanların çok büyük acılar çektiğini söyleyen Zeliha Polat, “O acıları en iyi biz biliriz. 90’larda kalan, o günlerde kalsın. Yeni bir süreç başlasın. Anneler ve babalar artık çocuklarının ölümünü görmek istemiyor” dedi. 

KENDİ KÖYLERİMİZDE GÖÇMEN OLDUK

Kendi köylerinde göçmen durumuna düştüklerini söyleyen Polat, “Ortam düzelirken, yeniden gerdiler. Onların askerde çocuğu yok. Rahatlar. Devlet ve hükümet gereğini yapmalı. Bu sorunu çözmezse, yeniden OHAL’e dönerse kan gölüne dönecek buralar. Büyük katliamlar gördük. Artık görmek istemiyoruz” dedi. 

BİZ NE ZANAN KENDİ TOPRAĞIMIZA AİT OLACAĞIZ?

Allahverdi Candemir ise devlet baskısı nedeniyle merkeze bağlı Alacık Köyü’nden 1994 yılında göç ederek, Pertek merkezine taşınmak zorunda kalmış. Yıllar sonra yeniden köyüne dönerek arıcılık yapmaya başlamış. “Yoğun bir mağduriyetten sonra barış süreciyle birlikte köyümüze geri geldik, üretime geçtik. Şimdi çatışmalı ortama dönülmesi ve buraların yasak bölge ilan edilmesi bizi tedgirgin ediyor” diyor Candemir. Geçimlerini sağladıkları arıcılık için geniş bir mera gerektiğini söyleyen Candemir, “Bu bölgede yapabiliyorduk arıcılığı ama şimdi bura da yasaklandı. Yasak bölge çatışma demektir. Tedirginiz, arılarımızı başka yere de nakledemeyiz. Biz ne zanan kendi toprağımıza ait olacağız? Sürekli aynı sancıları yaşıyoruz. Dedelerimizden bu güne kadar hep aynı şeyler. Biz burada yaşamak, üretmek, buraya ait olmak istiyoruz. Bura bizim toprağımız. Kanın, şiddetin bitmesini istiyoruz. 

BARIŞ İSTİYORUZ, ÖLÜM DEĞİL

Hayvancılık yapan Saniye Candemir çözüm süreciyle birlikte köylerine geri dönerek, hayvan aldıklarını ve kendi topraklarında yaşamaya başladıklarını söylüyor. “Ama şimdi buralar yine yasak bölge oldu. Bu iyi olmadı. Biz barış istiyoruz. Anaların ağlamasını istemiyoruz. Yetkilereden çözüm istiyoruz. Yazık bu insanlara. Yapabileceğimiz başka bir şey yok. Barış istiyoruz, savaş istemiyoruz, insanların ölmesini istemiyoruz. Köylerine döndü insanlar, ev yapıyorlar, bıraksınlar köyler şenlensin, insanlar geçimlerini sağlasın” diyor. 

AKP, 7 HAZİRAN’IN BEDELİNİ BİZE ÖDETİYOR 

“Biz bu uygulamaları daha önce de yaşadık” diyen Aydın Doğan da 90’lara geri dönmek istemediklerini belirtiyor. 1994’de Erzincan’a göç etmek zorunda kaldıklarını söyleyen Doğan, “Zorla köyler boşaltıldı. Çok zor günler yaşadık. Evimiz yoktu, akraba evlerinde kaldık. Şimdi geri döndük, bir düzen kurduk. Yeniden aynı şeyleri yaşamak istemiyoruz” dedi. Köyde 13 hane olduğunu, büyükbaş hayvan sayısının ise bin civarında olduğunu söyleyen Doğan, “Herşey olumlu gidiyordu. Ama AKP kendi istediklerini yapamayınca, 7 Haziran seçimlerinin bedelini ödetiyor insanlara. Halk olarak tepkimizi ortaya koyacağız. İnsanlar barış için oy vermişti” dedi. 

18 YIL SONRA DÖNDÜK, ŞİMDİ GERİ Mİ GİDELİM?

Hüseyin Çetin’in köyü 1994’te boşaltılmış. Yaşadıklarını şu “Sıkıntı çoktu. İşsizlik had safhadaydı. Sağda solda çlışıp ekmeğimizi kazanıyorduk. Yer yoktu, bir sürü sıkıntı yaşadık. 9 çocuğum var. 11 nüfustuk. Ortam düzeldi, geldik. Şimdi yine bozuldu. Eski eziyete dönüyoruz. 18 yıl gelmedik buralara. İlk kez bu sene geldik. Şimdi yine yasak başladı, yine durum kötüye gidecek.” 

1938 Dersim Katliamı’ndan beri aynı şeyleri yaşadıklarını söyleyen Gülbahar Anlar da
“Belliki daha yıllarca aynı şeyleri yaşatacaklar bize” diyor.  

TAM BARIŞ GELECEK DİYORDUK...

6 yıldır arıcılık yapan Erdal Ekici de “Buraların tekrar yasaklı bölge olması kötü oldu. Tam da barış sürecine adapte olduğumuz, umudumuzun yeşerdiği bir dönemde çatışmalı sürece dönülmesi iyi olmadı” diyor. Silahların susmasıyla birlikte geri dönüşler konusunda insanların umutlandığını söyleyen Ekici, “İnşallah barış süreci yeniden inşa edilir. Toplum yeniden bir huzura kavuşur. 90’lı yıllara yeniden dönülmesini istemiyoruz. O dönemlerin travmasını ağır şekilde yaşadık. Ahpanos Mezrası’na o dönemlerde çok ağır bombardırmanlar oldu. O günler geri gelmesin” dedi. Tek isteklerinin barışın olduğunu söyleyen Ekici, “90’lı yıllarda acımazsızca köyler, evler yakıldı, bombardıman yapıldı. Bu bir daha olmasın” şeklinde konuştu. 

O GÜNLERİ HATIRLAMAK BİLE İSTEMİYORUZ

Kazım Yallı, söze “1994’te buradaydık. O günleri ne hatırlamak ne de konuşmak isterim. Nasıl anlatayım. Öyle bir kötü günlerdiki. Akla gelmeyecek şeyler yaşadık. Evimizi bıraktık, geldik evimiz yok. Şu karakol, Çambulak Karakolu, yatırıyordu bizi yola. Tutuyordu, dövüyordu. Hatırlamak istemiyorum. Ovacık’a yerleştik. Mercan’da işe girdim. Ora kapandı. İş yok, aç perperişan olduk. Gidemiyorduk bir yere. Barakalardan, Ovacık merkeze giderken iki kere aranıyorduk. Öyle bir dram, eziyet vardı. Biz 38’de Balıkesir’e sürgü edilmişiz. 94’te evlerimizi yaktı devlet, ‘nereye gidersen git’ dedi” sözleriyle anlatıyor o yılları. 

BARIŞ SİYASİ RANTA KURBAN EDİLMESİN

Şimdi 2015 yılında devletin yine kendilerini sürgün etmek istediğini belirten Yallı, “Fiilen zaten yasak. Kendi köyümüze gidemiyoruz. Yolumuz yok, suyumuz yok. Köy orada, ben buradayım. Barış süreci hepimizin istediği bir şeydi. Siyasi rant uğruna barış süreci harcanmasın” diyor. AKP’nin seçim sonuçları nedeniyle barış sürecini bitirdiğini söyleyen Yallı, “Hükümet savaş istiyor. Güç kimdeyse savaşı isteyen odur. Savaş artık bitmeli. Tek devlet, tek millet, tek adam diyorlar. Biz bunu istemiyoruz” dedi. 

BİZ 38’DEN BERİ ACI ÇEKİYORUZ

Sabire Molu “Neler çektik neler” diye başlıyor söze. Dersim halkının 38’den bu yana çok acı, çok sıkıntı yaşadığını söyleyen Molu, “İstanbul’da her yerde yaşadık. Sıkıntı çektik. 40 yıl sonra geri geldik. Yeter artık. Bu ne? Arıcılık yapıyoruz. Tek geçimimiz bu. Barış sürecinde iyiydi. Herkes geldi, arı aldı, hayvan aldı besliyordu. Biz besliyoruz, şehirdekiler yiyor. Sultan Baba eteklerindeyiz. Yine aynı şeyleri yaşatıyorlar. Biz kime ne yapmışız? Tek istediğimiz huzur, temiz hava ve köyümüzde mutlu, güzel yaşamak” diyor. 

www.evrensel.net