Resim ve  müzikten toplum çözümlemesine (2)

Resim ve müzikten toplum çözümlemesine (2)

Ahmet SAY

Bir ekonomi kitabı düşünün ki, toplam 318 sayfadan oluşsun ve bunun 77 sayfası, kitabın tezini somut biçimde açıklamak üzere, söz konusu çağda yaşayan ressamların tablolarına ayrılmış olsun… Yineliyorum: Bu bir “sanat tarihi” kitabı değil, bir “ekonomi” kitabı! Adı, “Uzun” XIX. Yüzyılda Orta Avrupa. 

Prof. Oktar Türel, hiçbir zorlamaya yönelmeksizin, siyasal planda sanatçı ile toplumsal düzen etkileşimini üç farklı düzeyde ele alıyor: 

Birincisi: Sanatçı, içinde yaşamasına ve etkilenmesine karşın, toplumsal dönüşüm olgusunu  eserlerinde yeterince yansıtmamış olabilir: Ancak eserleri, o çağdaki siyasal ve entelektüel ortamın izlerini ister istemez taşıyacaktır. (Yazar, bu olguya, kitabın ikinci kısmında incelediği ressam Gustav Klimt’i örnek gösteriyor.) 

İkincisi: Özellikle “gerçekçi” ya da “natüralist” akımın sanatçıları, yaşadıkları toplumsal dönüşümün somut olgularını eserlerine doğrudan yansıtabilmiştir. (Bu olguya yazar, kitabın üçüncü kısmında ele aldığı ressam Mihaly Munkacsy’yi örnek gösteriyor.) 

Üçüncüsü: Sanatçının kişisel yaşam biçimi ve kariyer öyküsü ile içinde bulunduğu siyasal toplumun iniş-çıkışları arasında çarpıcı bir “karşılıklılık” izlenebilir. Başka deyişle “kişisel” ve “toplumsal” anlatı, büyük ölçüde örtüşür bu eserlerde. Böyle bir durumun parlak örneği, kitabın dördüncü kısmında resimleriyle tanıtılan ressam Alfons Mucha’dır. 

Aslında, kitabın temel mesajını içeren geniş sayfaları bu üç kısım oluşturuyor. Böylece, yazarın deyişiyle, “Avusturya-Macaristan (ya da sık kullanılan deyişle Habsburg) İmparatorluğu” bileşenlerinin ‘Uzun’ XIX. yüzyıldaki toplumsal tarihi ele alınıyor.” Daha yakından bir bakışla kitabın “İkinci Kısmı”nda İmparatorluğun Avusturya parçası, “Üçüncü Kısmı”nda Macaristan Krallığı, “Dördüncü kısmı”nda ise Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Avusturya’nın siyasal sınırları içinde yer alan Çek toprakları inceleniyor. Ancak, Türel’e göre bu tarihsel, siyasal ve sanatsal serüven, “yeri geldiğinde, hem daha uzak geçmişe hem de günümüze bağlanıyor.” 

Kitabın “Beşinci Kısmı”nı yazar şöyle özetlemiş: “Bu kısımda Birinci Dünya Savaşı öncesi ulusalcılığının genel karakteristikleri ve Habsburg İmparatorluğu’ndaki özel şartlar üzerinde kısaca durulmuş, sömürgeciliğin biçimsel olarak tasfiye edildiği İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulusalcı hareketlerin değişen coğrafya ve bağlamına dikkat çekilmiştir. 20. Yüzyıl sonu ve 21.Yüzyıl başında, ulusalcılığı yeniden siyasal gündeme taşıyan gelişmelerin ortaya çıktığı izleniyor.” 
Değerli okurlarım, gördüğünüz gibi, söyleyecek söz kalmamış bana.

www.evrensel.net