O yanan ağaç bizim ağacımız

O yanan ağaç bizim ağacımız

Rıdvan UYSAL*

Bu yazıyı kaleme almadan önce biraz düşündüm. Nasıl yazmalıydım ki, yazı gerçekten dikkatte değer olsun.  Okuyanlar yazının etkisinde kalsın.  Bir ölçüde vicdan muhasebesi yapsın. Nasıl başlamalıydım? Nerden başlamalıydım? Bir ağaç ile empati yapabilir miydim? O ağaca yuvasını yapmış bir sincapla, o ağacın dalında yuva yapmış bir kuşla, o ağacın gölgesinde dinlenmiş bir dağ ceylanı ile, her hangi bir canlı ile, orada ki karıncalarla empati yapabilir miydim gerçekten? Çok ciddi sorular? Hem ben canlıların en acımasızı insanoğluna ait bir nefer değil miydim ki? O canlılar benim empatimi kabul ederler miydi ki? Ne olursa olsun, o ağaçlar onunla birebir iç içe olan canlılar kadar, hem benim, hem bütün insanlığın ağacıdır. O canlılar kadar, insanoğlu da onlarsız yaşayamaz. İçinde ki vahşi, dizginlenemez gibi görünen yaşama bağlılık iç güdüleri ne kadar canlı ve güçlü olursa olsun, tabiatı yaşanılır kılan en önemli özellik olan ağaçlar, bitki örtüsü, yeşil bir doğa olmadan, insanoğlu yaşayamaz! Tam da bu noktada, bir birlerine şu veya bu gerekçelerle düşmanlık besleyen insanoğlu, düşman saydığı insanı veya insan kümelerinin yaşamını sonlandırmak için başvurduğu yöntemlerin en vahşi olanlarından birisi olan, “yaşanılan ortamı yaşanılamaz kılan” gayretlere geliyor konu! Evet . Konumuz Kürdistan’da süregiden orman yangınları ve hışımla katledilen doğamız, coğrafyamız! Kimisi adına “bataklığı kurutmak”, kimileri “güvenlik önlemi”, kimileri de “kurunun yanında yaş ta yanar” tarzında izaha çalışır bu gayr-ı insani eylemleri. Kürdistan’da 30 yılı aşkın bir süredir devam eden kirli bir savaş var. Bu savaş süresince binlerce köy boşaltıldı, yüz binleri bulan insan kitlesi yerinden-yurdundan göç etmek zorunda kaldı. On binleri bulan faili bulunmayan cinayetler işlendi. Doğayı tahrip etmek için girişilen eylemler ise ne rakam vermekle, ne de saymakla bitmez! On binlerce hektarı bulan ormanlar yakıldı, ekili topraklar ateşlere verildi, bağ-bahçeler tahrip edildi. Sonuç? Kaybolan insanlık, yitirilen umutlar, yiten umutların yerine filizlenen şiddet tohumları, nefret ve isyan! Peki bu doğaya karşı işlenen gayr-ı insani eylemler, gerçekten doğayı sistematik olarak katletmek isteyenlere bir şeyler kazandırabildi mi? Şu an yaşadıklarımız bunun koca bir “hayır” olduğunu gösteriyor. İnternetin meşhur arama motorlarında “Kürdistan’da orman yangınları” diye yazarak, bir araştırma yapmak istedim. ‘90’lı yıllarda ki Kürdistan’daki  orman yangınları ile ilgili haberlerle karşılaştım. Top atışları, helikopterlerden atılan yangın bombaları, hava saldırıları sonucu çıkan yangınlar ile ilgili haberler var. Özellikle bu sene, belki de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin son 30 yıldır gerçekleştirdiği en sistematik doğa tahribatı olayları-eylemleri ile karşılaşmaktayız. Hidroelektrik Santralleri (HES) ile, ormanları bilinçli olarak yakmakla, hummalı bir doğa katliamı uygulamaktadır. Duyarlı herkesin malumu olduğu üzere bu sadece Kürdistan’la sınırlı bir doğa katliamı-tahribatı eylemleri değildir. Karadeniz’den, Akdeniz’e, Ege den Trakya ya, Trakya dan Kürdisan’ın her köşesine kadar bu tahrip fütursuzca devam etmektedir. Temmuz-Ağustos ayları içerisinde meydana gelen Kürdistan’daki orman yangınlarına baktığımız da bile nasıl bir dehşet tablosu ile karşılaşıyoruz? Dersim, Lice, Şırnak, Hakkari yangınları günlerce sürmüş (ki hâlâ tam olarak sönmüş değiller) ve halkın yangınları söndürme girişimleri bile engellenmişti, engellenmeye devam ediliyor. Burada amaçlanan ne olursa olsun, geridir, ahmakçadır. Geçen 30 yıllık süreç bunu çok net ve açık şekilde ortaya çıkarmıştır. Kürdistan’da ormanları ateşe vermek, doğayı tahrip etmek, sonuç itibari ile bütün Türkiye ye, ardından Ortadoğu ya ve bütün insanlığa zarar verir ve veriyor. Türkiye’deki çevreci kurumlara, örgütlere çok serzenişte bulunuldu bugüne kadar. Bende benzer şekilde eleştiri yapsam mı acaba diye düşünüyorum? “Kürdistan’daki orman yangınlarına karşı neden duyarsızsınız?” diye sorsam mı acaba?
Ulusal medya ya da “bu konuda da, diğer bütün konularda olduğu gibi ikiyüzlüsünüz!” desem mi acaba? Ne değişecek? Bence hiç bir şey! Bir Gezi Parkı’nı bile layıkı ile haber yapmayanların Kürdistan’daki orman yangınlarını gündemlerine almalarını beklemek çok safça olur. O medya, Penguen belgeselleri yayınlaya dursun, Kürdistan’daki meşe, közlerinden filizlenmeye devam edecek!

*Şırnak

www.evrensel.net