Zeytinler, çocuklar ve disiplin

Zeytinler, çocuklar ve disiplin

Çiğdem TEZEL

Dün (3 Ağustos 2015) toprağa verdik Alaattin Bilgi’yi. En son bir yıl önce gelmiştim Umurbey’e. Dönüşte Gemlik Terminali’ne yürüyerek inmiştik, Selma ve ben, Osman Bey’le beraber. Sözünü etmişlerdi, yeni yol yapılacak, zeytinlikler kesilecek, istimlak … Evet, kesilmiş zeytin ağaçları, hem de pek çoğu. Yeni yol için (yoksa hızlı tren hattı mı?) beton bacaklar dikilmiş eskiden zeytin ağaçlarının olduğu yerlere. Ankara’ya döndükten sonra düşündüm. Hocam gördü mü acaba? Görmediyse de duymuştur muhakkak. Ne çok kızmıştır, ne çok sinirlenmiştir. Saksıdaki çiçeğin kırılan yaprağına bakıp üzülen, bak ne güzel diyerek kaktüs çiçeğinin açılışını gözleyen bir insan onca zeytin ağacına üzülmez mi hiç? 

2009’dan itibaren yapmayı planladığı çalışmalara dahil oldum; Kızıl Harf, Auschwitz Toplama Kampı,  “Yine de Aydınlık” kitaplarının dizgileri, düzeltmeleri, ikinci baskı hazırlıkları… Yaz ayları için Umurbey’e giderken “ev ödevi” olarak verdiği doküman taramaları, oluşturulacak listeler, okumalar …  2011’de “yazmak gittikçe zorlaşıyor” diye başlayan konuşmalarımızın sonra ses ve video kaydı aşamalarına dönüşmesi, bu süreçler sonrasında gelişen belgesel fikri ve “Neyimiz Var Övünecek Dostlarımızdan Başka” belgeseli. 

Geçirdiğimiz onca zaman önceden de tanıdığım Hocam’ın farklı yönlerini görmeme sebep oldu. Örneğin, günlük yaşamını da oluşturduğu programlara bağlı olarak sürdürmesi. Düşünmeye ayırdığı uyku saatleri yüzünden az uyku ile geçen geceleri, klasik batı müziği radyo programları, öğle yemeğinden sonra uyur-uyanıklık arası geçen “güzellik uykusu” saatleri, peşinden her gün keyifle beklediği “beş çayı” saati programlanmış günlük rutinlerdendi. Tabii bu periyodu sürdürülebilir kılan Ayfer Hanım. Göz damlası saati, perdesi açık penceren dışarı bakılarak yapılan kuş yuvasındaki yumurtaların son durum denetimi … Akşamüzeri saat dört-dört buçuk arası geleceğimi söyleyip de beşe yirmi kala geldiğim Maltepe’deki evde Hocam’ın “geç kaldın” diyen ama kızmayan bakışları …  Düzenli bir şekilde teslim edilmiş bir dokümanın O’nu mutlu etmesi ve rahatlatması …  Tabii bir de Ankara’daki evin dışı vardı. Katılacağı panel, seminer türü bir etkinlik varsa birkaç gün öncesinden konuşacaklarını belirler, hazırlar, tasarlardı. Nasıl ve hangi araçla gideceğini düşünür, organize ederdi. 6 Mayıslarda Karşıyaka’da olmak, kimi zaman o bedene yorucu geliyordu ancak Ağabeyi Halit Çelenk’le Denizlerin anmasına katılmaktan duyduğu onur karşısında bu zorluk hep yenilgi alıyordu. 

ÜÇ TANE AĞACIN ARASINA YERLEŞTİ...

Kendimce siyaset ve iş yaşamımın getirdiği disiplinli ve düzenli çalışma alışkanlığı ve becerisine sahip olduğumu zannederdim. Oysa, onun deyişiyle “birlikte çalışmak” benim bu niteliklere sadece başlangıç düzeyinde sahip olduğumu anlamamı sağladı. Daha önceleri “Sadece çevresindeki bazı kişilerden beklentisi” olarak algıladığım çalışma ve disiplinin en tutarlı uygulayıcısının kendisi olduğunu gördüm. Bence en kuvvetli ve etkili kişilik özelliği çalışma şevki, çalışma disiplini ve zamanı programlama yeteneği idi. 

Hayatı sosyalist bilinçle ve  ciddiyetle kavrayan Alaattin Bilgi bana bir gün, pamuk şeker ve dondurma peşinde koşan çocuk Alaattin’i anlattı kahkahalar atarak, gözüne, yüzüne, ellerine “çocukluklar” dolmuştu o gün. Bir gün de yatağının başucundaki komedinde her gün sabah baktığı Denizlerin fotoğrafını anlatmıştı, anlatırken gözlerine yaşlar ve “o çocuklar” dolmuştu. Belgesel tasarısı ciddileşti, çekimlere Umurbey’de devam ettik. Sonra “tamam” dedi, planladıklarını anlatmış, bitirmişti. Montajdan sonra izleyip, “güzel olmuş, iyi” dediğinde okumayı söküp de kırmızı kurdele almış çocuk gibi olmuştum. 3 Ağustos’ta toprağa verdik Alaattin Bilgi’yi. Bahçede 2 yaşındaki torunu koşturuyordu, neşe içinde, gülerek… Üç tane ağacın arasına yerleşti mezarı. Kalabalıktık, ailesi, akrabaları, dostları, komşuları ... Alkışladık onu, eserleri, yaşamı ve dokunduğu, değiştirdiği ve güzelleştirdiği tüm yaşamlar için ...

www.evrensel.net
ETİKETLER Alaattin Bilgi