Ölmek bu yazıda geçsin diye değil

Ölmek bu yazıda geçsin diye değil

İkimiz de birbirimizin dilini bilmediğimiz için resim çizmiştik sadece. Onun çizdiği resimdeki kırmızı ve siyah iki insana bakmıştım dakikalarca. Yazılarda da savaşta kaybettiği ailesinin isimleri varmış, sonradan öğrendim. Yıkmak çok kolay, değil mi, insanı öldürmek kolay?

İrem KARABATAK

Geçmişiyle eskiyen ama eskidikçe ağrısı dinmeyen şeyler yaşandı bu ülkede. Yaşım yetmedi bazılarına ama fotoğraflarda gördüm, seslerde dinledim de öğrendim.  İyi ya da kötü; yaşımın yettiği vakitlerdeyim. Geçmişiyle eskiyip eskidikçe dayanılmaz bir ağrıyı körükleyen şeyler yaşanmaya devam ediyor hâlâ
*
Doğmamışlığımda açan siyah bir gül var, dikenleri çok kanatmış ya Kanlı Mayıs demişler ona. Ben de eski bir gazete sayfasının yalancısıyım. Yetmiş yedili vakitlermiş, bunu da Ruhi Su  “Sabahın bir sahibi var, sorarlar bir gün sorarlar” derken duymuştum. Mayıs’ın 1’inde Kazancı Yokuşu’na dair tüm kelimelerim yoruluyor benim. Çünkü orada ölüm var.
*
Sivas’a hiç gitmedim ben ama adıyla “ateş” i bir tuttum hep. O ateş oradakileri yaktı, isi hala yüreğimizde. Kalanları da, gidenleri de, kalanların gidenler için yazdığı şiirleri de tutuşturdu. Güle yel, cana ten değdi. Onlardan geriye bedende can, ağızda mızıka, kâğıtta kalem ve türküde ses rehber oldu bize. Yılın her ayına bir şeyler yakıştırıyoruz; Temmuz’a Sivas hiç yakışmıyor. İyi insanlara da ölüm.
*
Bizimkilerin bir huyu var, babam ve amcam ne vakit bir araya gelseler, çocukken köyde koyunları nasıl otlattıklarını, daha ziyade, o esnada nasıl uyuyakalıp da koyunları kaçırdıklarını anlatırlar. Yıllardır eskimez bu. Geçenlerde kocaman gözlü bir kız çocuğunun resmine bakarken “Çocukluğunda hayvan otlatırken bütün çocuklar uyuyakalır belki de.” dedim.  Kimisi derin uyur hatta bir daha hiç uyanmaz. Havan mermisiyle vurulmuştur çünkü oracıkta. Anası kızının parçalarını eteğinde toplamıştır. Maddi tazminat kararıyla kapatılmaya çalışılmıştır olay. Çocuk gülüşlerini bütün kelimelere mezar ettikleri o yerde devletin vicdanı rahattır çünkü.
 *
Somalı bir arkadaşımla sohbet etmiştik İzmir’de. Madende çalışan yakınları vardı ve demişti ki: “Maden ocağına inenlerin ve ailelerinin yürekleri kuş gibidir; telaşlıdır, tedirgindir.” İnsanın ölümlü olduğu gerçeği gibi kaskatı bir gerçektir bu da.  Fıtrat ise bu meseleye özenle seçilmiş bir kelimedir. Kaçıştır, bahanedir, aldatmacadır. Sarayların tepesinden madenin içine doğru duyulan korkunç bir uğultudur. 301 işçinin kaza değil katliamda can verdikleri gerçeğiyle sunulmayan o televizyon haberleri sonrasında duyduğumuz ve mezar başlarındaki su testilerini paramparça eden sestir. Sussundur, artık duymayalımdır.
*
Sokak başlarında iri kıyım adamlar var, adamların ellerinde göze perde indiren icatlar… Yazmakla tükenmeyecek elbet bunlar. Ne çok ölüyoruz biz. Öyle birer birer de değil üstelik, öbek öbek. Gecenin kör vakti gibi çöküyor üstümüze bu ölümler. Görüyoruz, duyuyoruz. Gittiği yerden henüz dönmeyen çocuklar büyütüyoruz. Işıklı odaların içinde yüzen takım elbiselilere, yasa tasarılarına, bütçelere, yasaklara, oy kaygılarına hayret ediyoruz. Aynı manşetin laciverdi gazeteler ve pembeli morlu boyandığımız televizyon kanallarıyla körebe oynuyoruz.
*
Onca renkli kalem arasından kırmızı ve siyah. Yok etmek çok kolay, bana bu cümleyi Halep’ten, savaşın ortasından gelen Ali söyletmişti o gün. Bornova’da bir çay bahçesinde oturmuştuk. İkimiz de birbirimizin dilini bilmediğimiz için resim çizmiştik sadece. Onun çizdiği resimdeki kırmızı ve siyah iki insana bakmıştım dakikalarca. Yazılarda da savaşta kaybettiği ailesinin isimleri varmış, sonradan öğrendim. Yıkmak çok kolay, değil mi, insanı öldürmek kolay? Evleri, binaları bombalamak kolay; onları yeniden inşa etmek de öyle, hatta daha iyisini, daha dayanıklısını. Peki insan? Asıl yıkıntı insanın ta içinde, kalbimizin ve ruhumuzun kötürümleşmesinde.
İnsana insanca değer vermek, yaşamak sanatı bu değil mi?

www.evrensel.net
ETİKETLER İrem Karabatak