Nuray’a ve Nazlı’ya sözümüz olsun

Nuray’a ve Nazlı’ya sözümüz olsun

O güzel yüreklerin isimleri tek tek açıklanırken Ekmek ve Gül Kadın Çalışmaları Atölyesi’nde birlikte kadın mücadelesi yürüttüğümüz kız kardeşimiz Nuray Koçan’ın ve aynı üniversiteyi, aynı sıraları paylaştığımız Nazlı Akyürek’in de aralarında olduğunu öğrendik.

Gökçe ŞENGÖNÜL
Hepimizin bildiği üzere büyük bir katliam yaşandı geçtiğimiz günlerde. 20 Temmuz günü Suruç’ta çocuklara oyuncak götüren, kütüphane yapmaya giden, Kobane’yi tüm samimiyetleriyle inşa etmeye giden 31 gence, 31 güzel yüreğe kıydılar, acımasızca katlettiler.
O güzel yüreklerin isimleri tek tek açıklanırken Ekmek ve Gül Kadın Çalışmaları Atölyesi’nde birlikte kadın mücadelesi yürüttüğümüz kız kardeşimiz Nuray Koçan’ın ve aynı üniversiteyi, aynı sıraları paylaştığımız Nazlı Akyürek’in de aralarında olduğunu öğrendik.
Nuray ve Nazlı; ikisi de hukuk öğrencisi, ikisi de hayata dair umutları, hayalleri olan, ülkelerinde yaşanan sorunlara karşı son derece duyarlı bir çift yürek… Yurtta başlamıştı arkadaşlığımız, sonra kadın mücadelesinde kesişti yollarımız.
Nuray… Ona dair ne söylesem eksik, ne anlatsam yarım kalacakmış gibi. Kadın mücadelesinin öneminin her an farkında olan ve bunun için elinden geleni yapan yoldaşımız. Ona atölyemizden bahsettiğim zamanı hatırlıyorum, ne kadar heyecanla dinlemişti beni ve onun bu heyecanı beni ne kadar mutlu etmişti. “Beni de çağır mutlaka toplantılarınıza” demişti ve tüm sorumluluk duygusuyla katılmıştı çalışmalarımıza.
Geçtiğimiz kış Ekmek ve Gül olarak ilmek ilmek ördüğümüz “Kobanê ile Kız Kardeşlik Köprüsü”ne bir tuğla da Nuray arkadaşımız koymuştu. Suruç’a giderken ne büyük bir heyecanı paylaşmıştık ve hep Rojava’daki kadın mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu konuşmuştuk; savaşa karşı kadınların direngenliğini ve her daim barıştan yana olmalarını... Ve oradan dönüşümüzü “kucak dolusu bir direnişle döndük” diye tanımlamıştık. Planlar yapmıştık üniversitede tekrar böyle bir çalışma yürütüp Kızkardeşlik Köprüsünü daha da büyütmek için. “Bir daha geleceğiz buraya”demiştik.
Tüm duyarlılıkları, gençliğe düşen sorumluluklarıyla çıkmışlardı yola. Barış için, savaşa ve katliamlara dur demek için... O yolu kapatan da bu katliamın faili de IŞİD olarak gösterildi bize sadece. Halbuki IŞİD’i besleyip büyütenler gün gibi ortada. Katliamdan sonraki süreçte de, düşünen her insanın net bir şekilde göreceği üzere, ellerindeki kan izlerini serdiler gözlerimizin önüne.
AKP’nin yıllardan beri uyguladığı kadın düşmanı politikalarından bıkan biz kadınlar biliyoruz ki, tüm ülkede bir kaos yaratmaya çalışmalarının sebebi iktidar olma hırsıdır. Biz kadınlar sizi en iyi tanıyanlarız. Yıllardan beri sesimizi duymadığınızı, bizi katledenlere, tacizcisine, tecavüzcüsüne iyi hal indirimleri yaptığınızı ve sizin siyasetinizin hiçbir yerinde olmadığımızı biliyoruz. İşte bu yüzden ‘İNADINA BARIŞ’ diyoruz.
Suruç’ta katledilen tüm arkadaşlarımızın en büyük isteği de barış değil miydi zaten? Nuray’da, Nazlı arkadaşımız da şu an aramızda olsalardı kadınların “inadına barış” seslerini yükseltmezler miydi?  
İşte bu yüzden Kocaeli Üniversitesi Ekmek ve Gül Kadın Çalışmaları Atölyesi olarak orada katledilen tüm arkadaşlarımız için, Nazlı için, Nuray için yapılması gerekenin mücadeleyi daha da ileriye taşımak olduğunu biliyoruz. Barışı kadınların getireceğini de…
Ve Nuray’ın cenaze töreninde halası ellerime bakıp şöyle demişti: “Bu kalem tutan eller kırılır mı hiç kızım?” İşte biz kadınlar barışı ellerimizle, kalemlerimizle inşa edeceğiz.

www.evrensel.net