Avrupa Türkiye’nin kirli oyununu konuşuyor

Avrupa Türkiye’nin kirli oyununu konuşuyor

İngiltere’deki sağcı basın Türkiye’nin İncirlik üssünü ABD’ye açmasını ve IŞİD’e yönelik operasyonunu olumlu karşılıyor ve genel olarak IŞİD’e karşı mücadelede önemli bir adım olarak görüyor. The Guardian ve BBC gibi basınlar Türkiye’nin IŞİD’le olan ilişkisini sorguluyor ve IŞİD bahane edilerek Kürtlerin de vurulduğunun altını çiziyor. The Independent gazetesinden aldığımız yazı Kürtlerin 1920’lerden beri uğradı ihaneti ele alıyor, tarihsel bir değerlendirme yapıyor ve de Türkiye’nin bir Pakistan olma yolunda olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin IŞİD’e saldıracağız deyip PKK kamplarını bombalaması Almanya’da hemen hemen tüm partilerin tepkisini çekti. yapılan açıklamalarda barış sürecinin devam etmesi istenerek aksi durumda savaşın Almanya’ya da sıçrayabileceği belirtildi. Buna rağmen Alman hükümeti NATO üyesi Türkiye’ye destek veriyor. Bu hafta Almanya’dan çevirdiğimiz yazı Türkiye’nin IŞİD’le ilişkisini eleştiriyor ve Türkiye’nin tehlikeli bir yol izlediği şeklinde bir değerlendirme yapıyor.


TÜRKİYENİN KÜRT SORUNU:BÖLGEDEKİ TÜM GÜÇLER KÜRTLERE İHANET ETTİ, BU YÜZDEN TÜRKİYE’NİN KÜRTLERE SALDIRISI ŞAŞIRTICI DEĞİL

The Independent 
Robert FİSK 

Kürtler ihanete uğramak için doğmuşlar. Birinci dünya savaşından sonra Ortadoğu’daki bir çok ulusal topluluklara hürriyet söz verilmişti. Kürtler de kendileri için bir ulus ve güvenli sınırlar talebi için Versalles’e bir delegasyon yollamıştı.

Üstelik 1920’de Sevr Anlaşması sonucu Türkiye içerisinde bir Kürt devleti kurma sözü alınmıştı. Hemen sonrasında Türk milliyetçisi olan Mustafa Kemal Atatürk Kürtlerin olabilecek uluslarını ellerinden aldı. Bu yüzden büyük savaşın galipleri 1922-23 de Lozan’da buluştu ve Kürtleri (hatta Ermenileri de) yüz üstü bıraktılar. Bunun sonucu Kürtler, Türkiye devleti, Fransa’nın kontrolündeki Suriye ve İran, ve Britanya’nın kontrolündeki Irak’a dağıldılar. Bu Kürtlerin felaketi oldu – ve neredeyse bölgedeki her gücün bunda bir sorumluluğu var. Bu süreçte en gaddar Türkler ve Iraklı Araplar, en alaycı Amerikanlar ve İngilizler oldu. Bu yüzden Türklerin Kürtlere saldırısı gayet anlaşılır aslında.

1970’lerde Kürtler Irak’ta Saddam Hüseyin’e karşı baş kaldırdıklarında Amerikalılar ve İran’nın şah yönetimi Kürtleri desteklemişti. Dönemin ABD bakanı Henry Kissinger Irak ve İran arasında şöyle bir anlaşmayı sağladı: Şah bölgesel bir hak karşılığı Kürtleri yüz üstü bırakacaktı. Amerikalılar Kürtlere silah sağlamayı durdurdu ve Saddam 182,000 Kürdü katletti. ABD bakanı bu gelişmelerden sonra şöyle bir yorum yaptı “Dış siyaset, misyonerlikle karıştırılmamalı”.

Bundan sonra Kürtler aslında dersini almış olmalıydı. Fakat CIA’nın Suudi Arabistan’dan işleyen gizli radyo istasyonunu kullanarak, birinci Körfez savaşının başında, Kürtleri tekrar Saddam’a karşı başkaldırmaya teşvik etti Amerika. Ve başkaldırdılar. Amerika yine binlerce Kürdün ölmesine izin verdi, ve haftalar sonra on binlerce Kürt, saldırıdan kaçmak ve Türkiye’ye güvende olmak için akın edince, sırf utancından Kuzey Irak’ta “güvenli” bölge kurmak zorunda kaldı. Amerika’nın “güvenli” bölgesi sonradan göz boyama olduğu anlaşıldı.

ABD 2003’de Irak’ta Saddam’a saldırma planları yaparken bile, Türklerin 40,000 askeri beraber yollama planları yaptığını öğrendi Kürtler. Türkler Kürtlerin Irak’ta Musul ve Kerkük şehirlerini elde etmelerini engellemek istedi; Ankara olası egemen bir Kürt fiili devlet Türkiye sınırlarını aşar diye korktu.

Geçen senede Iraklı Kürtler IŞİD’e karşı savaşırken - Amerika yine Kürtlerin işe yaradığını fark etti - ve Kürdistan Batı’nın savaşında öncü rol olurken Türkiye iktidarsız bir şekilde izlemekle yetindi. Kobanê ufak bir Stalingrad oldu, ve Marxist Kürtler tarafından korunması Türkiye’nin utancını oldu. Suriye ve Irak’ın kuzey sınırındaki PKK yandaşı savaşçıları kahraman ilan edildi.

Buna izin verilmemeliydi tabii. Kobanê’yi yeniden inşaa etmek için yardım çağrısı yapan Türkiyeli Kürtlere IŞİD saldırdı - bundan sonra iki Türk polisin öldürülmesinin sorumluluğunu PKK üstlendi - ve Türkiye IŞİD’i hedef gösterme bahanesiyle PKK’ye saldırı düzenlemeye karar verdi. Amerika’ya sus payı olarak - Türkiye sınırları içerisindeki Kürdistan bölgesinde olan - İncirlik hava üssü açıldı ve bugüne kadar Müslüman savaşçıların özgürce Türkiye-Suriye sınırını geçtiklerini unutuldu.
En son gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla Türkler Pakistan’nın yolsuzluğa giden çizgisini takip ediyor. Pakistan’da 1980’lerde - Amerikanın desteği ile - Afganistan için silah ve gerilla aracı olmuştu. Pakistan değişken bir şekilde bazen Talibanı, bazen mücahitleri, bazen de diğer Müslüman oluşumları desteklemişti.

Kürtler acaba 1920’de Irak’ta başkaldırıyı RAF filosunun başını çeken Arthur Harris’in şu sözlerinden haberi var mıdır: “Araplar ve Kürtler artık biliyor ki gerçek bombaların verdiği zararı ve ölüm bilançosunu. 45 Dakika içerisinde bir köy ve orada yaşayanların üç de biri yaralı veya öldürülmüş olabilir.” Türkler belli ki aynı böyle hissediyor (yani Türkler Kürtleri yok etmenin kolay olduğunu düşünüyorlar).

(Çeviren: Çınar Altun)


TÜRKİYE VE IŞİD’LE MÜCADELE

Dietmar OSTERMANN
Badische Zeitung

Türkiye’nin Suriye’deki içsavaşa karışması bölgeye sonu belli olmayan yeni bir dinamik getirecektir. Deneyler, Suriye’de beş yıldan beri süren kanlı mücadelenin yeni aktörün katılımıyla daha acılı ve ölümlü olacağını gösteriyor. Diğer yandan Suriye’deki dramda Türkiye anahtar bir rol oynuyor. 

Ankara komşusu Suriye’deki içsavaşla ilgili olarak daima egoist hedeflere sahip oldu. Esad devrilip  Türkiye’nin etkisinde bir hükümet kurulması bunlardan biri oldu. Bölgede bir Kürt devletinin kurulmasının her halükarda engellenmesi de hedeflerden biriydi. Türkiye bu hedeflerine erişmek için gelecekte de çaba harcayacak. Türkiye’nin başlattığı yasaklanmış PKK’nın  Irak’taki kamplarına yönelik bombardıman bunun göstergesi. 

IŞİD’le mücadele edeceğim diye yola çıkan Türkiye’yi -Almanya’nın yaptığı gibi-Kürtler’e yönelik barış sürecini sürdürmeye ve sağduyulu davranmaya çağırmak doğru olandır. Türkiye şimdiye kadar Kürtlere ve Esat’a savaş açan IŞİD’le mücadele etmek yerine ona destek sundu. Şimdi Türk hava kuvvetleri ABD’nin başını çektiği IŞİD karşıtı müttefiklerle yakınlaşıp ortak çalışabilmek için terör örgütünün üslerini bombalıyor. 

ABD, bu şansı kullanma konusunda kararlı. Bu amaçla Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin kendilerini satılmış gibi hissetmeleri göze alınıyor. Bilindiği gibi Irak ve Suriye’deki Kürtler şimdiye kadar IŞİD’le mücadelede en fazla kurban verenlerdi. Ancak kabul etmek gerekir ki ne müttefiklerin hava saldırıları ne de Kürtlerin kara savunması IŞİD’e belirleyici darbenin vurulmasını sağlamadı. Terör örgütü hala Irak ve Suriye’nin değişik bölgelerinde egemenliğini sürdürüyor. Obama Hükümeti, Türkiye’nin desteğiyle bunun değiştirilebileceğini düşünüyor olmalı.

Türkiye’nin PKK kamplarına yönelik saldırısının ABD ile ortak kararlaştırıldığı açık. Ankara ABD hava kuvvetlerine İncirlik askeri hava üssünü açtı ve ABD de Kürtler’e yönelik saldırıyı kabullendi. İki ülke IŞİD’in elindeki son bölge olan Suriye sınırında viraneye çevrilmiş Halep şehri ile Fırat nehri önünde bir tampon bölge kurmayı hedefliyor.  Bu bölgeyi Kürtler değil ABD tarafından silahlandırılmış Suriyeli ‘ılımlı’ isyancılar kontrol edecek.  Washington burada Türkiye’nin yardımıyla bir güvenlikli bir bölge inşa ederek  Kürt ve İslam tugaylarından bağımsız isyancı güçlerle ittifak içinde IŞİD’le mücadele edecek.  Böyle bir güvenlikli bölge oluşturulabilirse Türkiye’ye kaçmış olan Suriyeli mültecilerin bu bölgeye geri dönmesi de ihtimal dahilinde.
Yapılan plan hiç de problemsiz değil. Kürtler bir kez daha jeopolitik tekerlekler altında kalacaklar. ABD ve Türkiye hesabı Suriye’deki rejimi dikkate almadan yaptı ve ABD’nin ılımlı isyancılar dediği güçler çoğunlukla El Kaide veya diğer köktendinci gruplarla bağlantı içinde çalışıyorlar. Ayrıca durumun daha da kötüleşmesi ve Türkiye’nin kara kuvvetlerinin komşu ülkeye girmesi tehlikesi de var. Ancak planla üç konuda belirginlik sağlandı: IŞİD’e karşı şimdiye kadar sürdürülen strateji iflas etti, Türkiye dahil edilmeden savaşın kazanılması mümkün değil ve Türkiye’nin yardımı koşulsuz değil.

(Çeviren: Semra Çelik)


SAVAŞ VE SAVAŞ SÖYLENTİLERİ ÜZERİNE

Ingolf BOSSENZ
Neues Deutschland

Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2012 yılında Berlin’deki yeni büyük elçiliği açma konuşmasında ‘Almanya’daki Türkler “Hegel, Kant ve Goethe’yi anlamalı.’ demişti. Herşeyden önce Hegel şimdiki Cumhurbaşkanına epey birşeyler öğretmiş olmalı. Özellikle de savaşla ilgili olarak...

Prusyalı devlet filozofu  halkların sağlığı açısından savaş durumunun çok önemli olduğunu söylemişti.   Erdoğan çok cepheli savaş politikasıyla bunu başardı. Türk ordusu şimdi Suriye Ordusu, Anti Esat milisleri, Cihatçılar ve Kürt özgürlük savaşçılarıyla savaşılacağı söylenerek bir kaosun içine sokuldu. Erdoğan’ın umudu NATO’nun yardımıyla bu savaştan jeopolitik açıdan galip olarak çıkmak.  Böyle olacak gibi de görünüyor. Erdoğan Kürtleri politik açıdan güçlendiren barış sürecini sona erdirdi. Barış sürecini kendisi başlatmıştı ve başlatırken muhtemelen ‘ilerideki savaşlar için gizli bir çekincesi’ vardı.  

‘İlerideki savaşlar için gizli çekince’ Emanuel Kant’a ait bir söz ve Erdoğan Almanya’daki Türkiye kökenlilere bu şair ve filozofu da anlamalarını tavsiye etmişti. Kant, o dönemde sonsuz barış talebiyle suçlu bulunmuştu.  Sonuncusuna yani Goethe’ye gelince; Goethe savaş ve savaş çığlıkları arasında uzakta, arkalarda birbirini boğazlayan halklardan söz etmişti. Uzakta ve arkalarda? Hayır, çoktan beri,  güvenlik konseyi zamanlarından bu yana Türkiye’de halklar birbirine düşman edilerek boğazlatılıyor...

Çeviren: Semra Çelik

www.evrensel.net