30 Temmuz 2015 04:23

Trakya Döküm işçileri: Henüz her şey bitmedi

Paylaş

Vedat YALVAÇ
Kırklareli

Lüleburgaz’da kurulu Trakya Döküm fabrikasında, patronun, işçilerin metal direnişinin kazanımlarından yararlanma ve Türk Metal’den kurtulma isteğini sindirme çabaları sürüyor. Ancak metal direnişinden sonra hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığını ifade eden işçiler, patronun saldırılarının korkunun ifadesi olduğunun farkında. Direnişin kazanımlarından olduğu kadar zayıflıklarından da öğrenen Trakya Döküm işçileri, “Yeterince örgütlü değildik, ama henüz her şey bitmiş değil” diyor.

Trakya Döküm’de daha önce öncü işçileri tazminatsız olarak işten atan patron, şimdi de ‘çıkmak isteyen varsa gelsin tazminatını alıp gitsin’ diyerek, fabrikayı mücadeleci işçilerden temizlemeye çalışıyor. Tazminatsız atılan işçilerden Bahattin Tayfun, “Patronun elinde liste var. Çıkmak için başvuran işçinin ismi eğer listede varsa tazminatını verip çıkarıyor. Ancak eğer listede ismi yoksa ‘sen bekle, biz sana haber veririz’ diyerek geri gönderiyorlar” dedi. Tayfun, ayrıca işçilerin bir kısmının zorunlu yıllık izne çıkarıldığını da belirtti.

PATRONLAR HÂLÂ KORKUYOR

Trakya Döküm’de işçiler, ocak ayında MESS ile Türk Metal arasında imzalanan sözleşmeye itiraz ettikleri için onlarca işçi işten atılmıştı. O zaman metal direnişi henüz başlamamıştı. İşten atmaların Türk Metal patron ortaklığı ile gerçekleştiğini söyleyen işçiler öfkeliydi. Bursa’da Renault fabrikasında başlayan ve hızla diğer metal fabrikalarına yayılan direnişin Trakya Döküm’e de sıçramasını engellemek için Personel Müdürü ile Türk Metal temsilcisi işçilere, “Eylem yapmayın, Renault ne verirse aynısını size vereceğiz” sözü vermişti.

Verilen sözler tutulmadı. Bu duruma tepki gösteren işçilerden ikisi işten atıldı. Bahattin Tayfun o iki işçiden biri. İşten atılma sürecini şöyle anlattı: “Hafta sonu için toplantı çağrısı yaptık fabrikada, 60 işçi katıldı, bazı kararlar aldık. Pazartesi sabah servise bindiğim durağa gittim. Orada fabrikadan bir yetkili işten çıkarıldığımı gösteren kağıdı bana uzattı. İşten atılma gerekçesi de ‘işçileri galeyana getirmek ve patron aleyhinde yalan söylemek’ olarak gösterildi. Ben de ‘Ben durakta işe başvurmadım. Fabrikada başvurdum. Fabrikaya kadar geleyim en azından neden işten çıkarıldığımı sorarım” dedim, ama ‘sen artık bizim işçimiz değilsin’ diyerek servise almadılar.”

Arkadaşının özel aracı ile fabrikanın önüne giden Tayfun, burada servisten inen arkadaşlarına seslenerek durumu anlattı. Bunun üzerine üretimi durduran işçiler, jandarmanın ve patron temsilcilerinin ‘bunun arkasında başkaları var, başka hesapları var, zengin olacak’ diyerek  Tayfun aleyhine yaptıkları propagandanın etkisiyle bölündü ve üretim iki saat sonra tekrar başladı. Metal direnişinin patronlara yaşattığı korkunun devam ettiğini ifade eden Tayfun, “İşçiler bir araya gelmesin diye çıkış saatleri değiştirildi. Servis sayısı iki katına çıkarıldı. Eskiden içeride çalışma sürerken, eski işçiler fabrikaya girerdi. Şimdi işçilerin servisleri yolda karşılaşıyor. İşçiler bir araya gelmesin diye artık 7.5 saat çalıştırılıyor” dedi.  

RENAULT’YU ÖRNEK TOFAŞ’I İBRET ALDIK

Metal direnişinden çok şey öğrendiklerini ifade eden Tayfun, şunları söyledi: “Renault işçileri 1 işçinin dahi atılmasına izin vermeyerek büyük bir kazanım elde etti. TOFAŞ işçileri ise atılan 2 arkadaşına sahip çıkmayarak bölündü. Bu yüzden biz de kendimize Renault’u örnek, Tofaş’ı ibret aldık. Maalesef Renault’un yaptığını değil TOFAŞ’ın yaptığını yaptık. Yeterince örgütlü değildik çünkü. Ama henüz bir şey bitmiş değil.”

Sözleşmeden sonra Türk Metal’den istifalar yaşandığını ve Birleşik Metal-İş’e geçişler olduğunu belirten Tayfun, “O zamanlar ‘istifa edenler işten çıkmak isteyenler’ deniliyordu. Bu yüzden yeterince destek görmedi. Ancak bu son eylem sonrası gördük ki az kişi değilmişiz. Bir sürü arkadaşımız sendikadan rahatsız” dedi.

SATIN ALINMAYACAK SENDİKACILAR LAZIM

Türk Metal’in hiçbir zaman değişmeyeceğine inanan Bahattin Tayfun, işçi arkadaşlarını uyardı: “Bunlar MESS’e hizmet ediyor. Bir süre demokratik davranırlar sonra eski haline dönerler. Türk Metal ne vaat verirse versin asla geri dönülmemeli. Türk Metal’i tüm fabrikalardan kazımak lazım.”

“Patronda para var, biz de yok. Bu yüzden bize satın alınmayacak sendikacılar lazım” diyen Tayfun, “Hiçbirimiz bu sendikadan istifa edip gönderebileceğimizi düşünmüyordu. Ama bunu bazı yerlerde başardık. Eğer mücadeleye devam edersek bunu da başarabiliriz” diye konuştu.

Birleşik Metal-İş’e de seslenen Tayfun, “Bir grup işçi Birleşik Metal-İş’e üye olduk. Üye olduğumuz için erzak parası olan 300 TL bize verilmedi. Ben de sendikayı aradım. Durumu anlattım. Gelin fabrika önüne kendinizi anlatın, diye. Onlar da ‘siz gelin’ dedi. Biz Çorlu’ya nasıl gidelim! Birleşik Metal-İş’in fabrika önlerine gelerek kendisini anlatması gerekiyor” dedi.

İŞİMİZ ÇOK TEHLİKELİ, HER GÜN BİR KAZA VAR

Trakya Döküm’de çalışma koşullarının çok ağır olduğunu söyleyen Bahattin Tayfun, şunları anlattı: “Bel fıtığı çok fazla. Makine titriyor, makine ile birlikte titriyoruz. Kas ağrıları o yüzden çok fazla. İşçilerin en büyük kaygısı her an bir uzvunu kaybetmek. Çünkü maliyet gerekçesiyle makinelerle yapması gereken çok şeyi elle yapıyoruz. İşimiz çok tehlikeli. Her an bir işçinin parmağı kopabilir. Tozdan kaynaklı da çok sayıda işçi ciğerlerinden rahatsız. Maske istediğimde bana ‘Bu sıcakta maskeyi ne yapacaksın’ diye yanıt verdiler. Yazın çok sıcak. Camlar açılmıyor. Havalandırma fanı da elektrik maliyeti yüzünden sürekli çalıştırılmıyor.”

NEDEN BİZDE DE OLMASIN

Metal işçilerinin direnişi diğer sektörleri de etkiledi. Trakya Döküm ve EGO işçilerinin eylemleri, Trakya’nın en yoğun sektörlerinden biri olan tekstile de yansıdı. İşçiler, “Neden biz de de olmasın” demeye başladı. TEKSİF sendikasının örgütlü olduğu 450 kişilik Öztek Tekstil’de işçiler, “Biz de bıktık” diyor. Türk Metal gibi patronun yoğun sömürüsüne göz yumduğunu söyledikleri TEKSİF’e çok tepkililer.

Çalışma koşullarının kötü olduğunu belirten Öztek işçilerinin en önemli şikayetlerinden biri fabrikada kötü yemek çıkması. Boya operatörü bir işçi, “Ramazanda soğuk yemek verdiler. Çıkan etli kuru fasulyede et bulana aşk olsun” derken, başka bir işçi bu duruma tepkisini “Zaten çok zor koşullarda çalışıyoruz. Sıcaktan durulmuyor içerde. Bari boğazımızdan sıcak bir yemek geçsin istiyoruz o da çok görülüyor” diyerek gösterdi.

Çalışma ortamında yoğun kimyasala maruz kalan işçiler, koruyucu ekipmanlardan mahrum olduklarını söylüyor. Bir arkadaşlarının “maliyetli” olduğu gerekçesiyle kurulmayan raylı bir sistem nedeniyle düşerek bacağını kırdığını anlattılar. “Bir gün boyunca iş güvenliği dersi verdiler, ama buna uygun hareket edilmiyor. Sadece kağıt üzerinde biz iş güvenliği dersi verdik görüntüsü yaratılmak isteniyor” diyorlar.

Yaşadıkları sorunları sendika temsilcisine ilettiklerini, onun ise kendilerine, “Ben de sizin gibi çalışanım, ne yapabilirim” demekle yetindiğini söyleyen işçiler, “Sendika her ay her birimizden 44 lira aidat kesiyor. O zaman bunun gereğini yapsın” diyerek sendikayı göreve çağırdı.

15 YILDIR OLMAYANLAR OLDU

Metalde yaşanan direnişler, Öztek işçileri arasında “birlik olunca kazanabiliriz” fikrini güçlendirmiş. Metal direnişinden sonra patronların benzer tepkilere engel olmak için ek erzak yardımı yaptığını söyleyen 5 yıllık bir işçi, “Ailelerimizle birlikte hepimize yemekli bir gece düzenlediler. 15 yıldır hiç olmayan bir şey! Bizi yakın zamanda Çanakkale’ye geziye götürecekler. Tüm bunlar, benzer şeylerin bizde de olmaması için yapılıyor” dedi.

Trakya Döküm işçilerinin eylemlerden sonra banka promosyon paralarının verildiğini öğrenen işçiler, şimdi kendi fabrikalarında da benzer bir tartışma başlatmış. Kendilerine “banka vermiyor” denildiğini söyleyen işçiler, “Madem öyle bankayı değiştirsinler” dediler.
İşçilerin ancak birlik ve mücadele ile kazanabildiğini görseler de güvensizlik hakim. “Herkes çekiniyor. Yeterli sayımız yok. Birkaç kişi kendi aramızda konuşuyoruz. Bize sağlam, güvenilir öncüler lazım” diyen Öztek işçileri, örgütlülüklerinin yetersizliğine işaret ediyorlar.

KOŞULLAR AĞIR, ÜCRETLER DÜŞÜK

Tekstil işyerlerinde kötü çalışma koşulları ve ücretlerin düşüklüğü nedeniyle sürekli bir işçi sirkülasyonu yaşanıyor. Öztek’te birkaç aydır çalışan bir işçi, kendi bölümünde 22 işçinin işe başladığını ancak çalışma koşulları nedeniyle 21’inin işi bıraktığını söylüyor. Şu anda 350 kişilik Ünteks fabrikasında çalışan eski bir Öztek işçisi ise “99 yılından beri tekstil sektöründe çalışıyorum. Çalışmadığım yer kalmadı. İtaat etmek zorundasın. Ben itaat etmediğim için sürekli iş değiştiriyorum” diyor.

Tekstilde işçilerin günlük çalışma süresinin 16 saate çıktığı oluyor. Pazar günleri de genelde mesaiye kalınıyor. İşçilerin önemli bir kısmı fazla mesaiye kalmayı tercih ediyor, yoksa aldıkları ücret yetmiyor. Genç bir işçi bu durumu “Bir gün evli bir arkadaşımıza, ‘abi bir hafta sonu da git çocuklarınla vakit geçir’ dedim. O da bana ‘evlenince seni de görürüz’ dedi. Yani o saatten sonra diyecek bir şey yok. İnsanlar mecbur...” diye anlatıyor.

ÖNCEKİ HABER

Meslek hastalığı: Öyle bir sorunumuz yok ki ülke olarak çok başarılıyız

SONRAKİ HABER

Aliağa Belediyesi’nde 179 işçinin işine son verilmesine tepkiler sürüyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa