Akdoğan'a göre HDP bir proje, Domabahçe mutabakatı diye bir şey yok...

Akdoğan'a göre HDP bir proje, Domabahçe mutabakatı diye bir şey yok...

Çözüm sürecini HDP'nin seçim başarısı nedeniyle sonlandırdıkları itirafında bulunan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, altında imzası bulunan Dolmabahçe mutabakatını inkar etti.

AKP'nin seçim yenilgisiyle birlikte çözüm sürecinin bitirilmesi ve topyekün savaş konseptinin devreye sokulması nedeniyle tepkilerin hedefindeki isimlerden biri olan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akdoğan'ın değerlendirmelerinin merkezinde HDP'ye yönelik suçlamalar yer aldı.

28 Şubat'ta imzalanan Dolmabahçe Mutabakatı'nın ardından çözüm sürecine ilişkin herhangi bir adım atılmaması ve Kürt tarafının baş müzakereci konumundaki PKK Lideri Abdullah Öcalan ile 5 Nisan'dan bu yana İmralı Heyeti'nin görüşmesine engel olunmasına rağmen Akdoğan, çözüm sürecini HDP'nin bitirdiği iddiasında bulundu.

Akdoğan'ın bu yönlü suçlamasının temeline oturduğu neden ise, HDP'nin parti olarak seçime girmiş olması.

"Çözüm Sürecinin düşmanları" olarak adlandırdığı statüko cephesinin seçimlerden önce HDP'yi bir proje olarak, taşeron şekilde kullandığını suçlamasında bulunan Akdoğan, "Yani HDP, çözüm sürecinin düşmanları olan ve kendi varlığına da karşı olan statüko cephesine kendisini de kullandırtmış oldu. Burada AK Parti'yi devirme hedefinin ardında aslında ç0özüm süreci ve İmralı'yı bitirme yaklaşımı vardı" şeklinde konuştu.

'SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ' TAHRİKMİŞ
"Öcalan’ın şubat başında verdiği, çağrısını üç hafta geciktirmiştir. Öcalan her türlü açıklamayı yapmıştır. HDP bunu açıklamaktan imtina etmiştir. Erdoğan’ı başkan seçtirmeyeceğiz aslında bir tahrikti. Peki seçimde rakipleri Cumhurbaşkanımız mı? Değil. Siz niçin bir siyasi parti başkanı olmayan birini hedef alarak bir kampanya başlatırsınız? Bu büyük bir tahrikti. Asıl gerilimi başlatan hamle buydu. Bu başkanlık seçimi de değil." diyen Akdoğan, "Sayın Cumhurbaşkanımız, 20 Mart’ta, izleme heyetini doğru bulmadığını söyledi. 17 Mart’ta Demirtaş açıklama yaptı. Aynı gün hatırlarsanız Öcalan’ın mesajı Diyarbakır’a götürüldü. Bu mesaj, bizimle mutabakata varılmış bir mesaj gibi oraya götürüldü ve okutuldu. Bu bizim anlaştığımız bir çerçeve değildi. Ama neticede Öcalan’ın cezaevinden örgütü yönetmesine de elbette devlet izin veremez. Böyle bir şey olmamasına rağmen, onlar verilen bütün mesajları devletin kabul ettiği hususlarmış gibi topluma beyan ettiler. Oysa onlar Öcalan’ın beyanlarından ibaret bir metindi. Nevruz konuşmasında da beklenen olmayınca, bir takım ileri laflar edilince ondan sonra sayın cumhurbaşkanımız Dolmabahçe’yle ilgili açıklama yaptı. Buradaki takvimi doğru okumak lazım.

Dolmabahçe’de oturma sorununu bile çözdüğü söyleniyor. Neler söyleyeceksiniz? Dolmabahçe’de okunan ortak metin falan değildi. Onlar Öcalan’ın çağrısını okudular, bende hükümetin duruşunu ifade ettim. Buna bir mutabakat değil, süreçte bir irade beyanı veya yol yürüme iradesi denebilir. Ortada muhtevası kabul edilmiş maddeler yoktu, siyasetin tartışılması gereken kavramlar vardır. Ben o gün söyledim, siyaset kurumu bu başlıkları tartışır. Buradaki genel çerçeve bunların konuşulabilir olduğu.

Artık silahların susması halinde, siyaset kurumunun her şeyi tartışılabileceği ifade ediliyordu. Daha önce bu görüşmeler, makamınızda oluyordu. Normalde heyet beni ziyarete geliyordu. O gün şöyle oldu, Dolmabahçe önceden kurgulanmış, özel anlam yüklenen bir yer değildi." ifadelerini kullandı.

Bunları söyleyen Akdoğan, imzalanan mutabakatın aynı masa etrafında devletin resmi ajansı AA tarafından kamuoyuna duyurulmuş olmasına rağmen, "Burada ben de o günkü konuşmamda ifade ettim. Bir kubbe altında söylenmedik hiçbir söz yoktur, bütün bu konuları konuşma, tartışma kapasitesine Türk demokrasisi ulaşmıştır, siyaset kurumu bunu başlıklarıyla tartışır, başka başlıklarıyla tartışır. Buradaki genel çerçeve bunların konuşulabilir olduğu ve siyaset kurumunun bir bütün olarak tartışması gerektiğidir. Yani burada ortak bir metin okunmadığı gibi bu bir mutabakat çerçevesi de değildi" sözleriyle okunan metnin ortak bir metin olmadığını söylemekten de çekinmedi.

AKP'nin seçimlerde 400 milletvekili çıkaramaması sonucu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın hayalini kurduğu "Başkanlık rejimi"ne ulaşamamasından kaynaklanan öfkeyle Akdoğan'ın, HDP'ye yönelttiği bu suçlamanın bir diğer başlığı da "silah bırakma" meselesi.

Öcalan'ın, Dolmabahçe Mutabakatı sonrası siyasi iktidarın mutabakatın gereklerine uyması halinde KCK'ye silah bırakma çağrısında bulunacağını deklare etmesine rağmen Akdoğan, bunu çözüm sürecinin sonlandırmalarının argümanlarından biri olarak kullanmaya devam etti. Akdoğan, bu konuya ilişkin şunları söyledi: "Son 'çözüm süreci' dediğimizde biraz daha doğrudan örgütün silah bırakmasına odaklanmış bir süreçten bahsediyoruz. Geçmiş dönemlerde örgüt iki üç yılda bir adeta panik atak geçirir gibi süreci sabote eden birtakım eylemlerde bulundu, strateji değiştirip topyekün saldırarak devleti dize getirmeye çalıştı, bunu 2011'de Silvan saldırısından sonra gördük. O dönemde çok kapsamlı bir terörle mücadele uygulandı ve bin 450 civarında örgüt üyesi etkisiz hale getirildi."

İmralı Heyeti ve Yalçın Akdoğan ortak açıklama yaptı

Akdoğan, PKK liderinin silahları bırakmaya dönük kongre çağrısının İmralı Heyeti tarafından Ankara'da düzenlenen basın toplantısı ile tüm kamuoyuna lanse edilmesine rağmen HDP'nin bunu açıklamaktan imtina ettiği manipülasyonunda da bulundu.

Akdoğan, seçim öncesinde yapılan Ağrı-Diyadin provokasyonu, HDP binalarına ve mitinglerine yapılan bombalı saldırılar ve gerçekleştirilen operasyonlara rağmen ateşkes sürecinin de KCK tarafından bozulduğunu ileri sürdü. Yapılan bu ve benzeri saldırılara rağmen ateşkes konumunu, 24 Temmuz'da devreye sokulan topyekûn savaş konsepti çerçevesinde Medya Savunma Alanları'na dönük yapılan hava bombardımanına kadar bozmayan KCK, bu saldırının ardından ateşkesin son bulduğunu duyurdu. Ancak Akdoğan, "Seçimden sonra örgüt doğrudan eylemlilik kararı almıştır, kendisi bunu defalarca ifade etmiştir. 'Hükümet şunu yaptı, bunu yaptı' diyenler açsınlar örgütün açıklamalarına baksınlar" sözleriyle bu gerçeği perdelemeye çalıştı.

Ateşkesi kendilerinin sonlandırdığını kamuoyundan saklamaya çalışan Akdoğan, demokratik kamuoyundan kendilerine gelen bu yönlü eleştirilerin önünü ise tehdit içerikli şu ifadelerle almaya çalıştı: "Örgüt defalarca 'ben ateşkesi bozuyorum' demiştir, kimse Hükümete fatura kesmeye kalkmasın. Ortada çok açık cinayetler var, önce kalkıp bunu yani iki eşit yapı arasında bir mücadelenin verilen kurbanları, zayiatları gibi görmeleri bile teröre destek anlamına gelir, burada daha net bir tavır takınmaları gerekir."

Akdoğan'ın bu konular haricinde çözüm sürecinde taraflar arasında üzerinde anlaşma sağlanan İzleme Heyeti'ni de inkar etmeye devam etti.

Bu konuda hükümet cephesinden bile onlarca açıklama yapılmış olmasına rağmen İzleme Heyeti'nin "yalan ve uydurma" olduğunu söyleyen Akdoğan, "Bu İzleme Heyeti ile ilgili de sayılar verdiler, isimler verdiler, 'şöyle olacak' dediler, 'böyle olacak' dediler. O gün de ben açıkladım 'külliyen yalan' diye. Bu meseleyi tamamen İzleme Heyeti'ne getirip dayandırmaları da doğru değil, anlamsız. Çünkü Öcalan neticede bir çağrı yapacaktı, yaptı. Ve en geniş şekilde bu kamuoyuna yansıdı. Basına yansıdı. Uluslararası camiaya yansıdı. Bunu herkes tartıştı. Bunu başka bir heyete tekrar aktarmasına ihtiyaç yoktu. Burada bunun ötesinde İmralı bir talk-show alanı da değil. Sürekli heyetler oraya turlar yapsınlar. Bunlar aynı mesajı tekrar etsin. Bu mesaj zaten verilmiştir. Bunun ötesinde çok bir anlamının da kalmadığını düşünüyorum" diye konuştu.

AKP'nin, seçimlerde özellikle Kürdistan kentlerinde aldığı yenilgiden gelen öfkeyle çözüm sürecinin sonlandırılmasına rağmen Akdoğan, "HDP barajı geçmek için bu bloku kaldıraç olarak kullandı, ama karşılığında süreci de havaya uçurmuş oldu" ifadesini kullandı. Akdoğan, bu sözleriyle sürecin sonlandırılmasının nedeninin altında HDP'nin elde ettiği başarının yattığını da itiraf etmiş oldu.
Akdoğan, HDP'ye yönelik bu suçlamaları gibi bu güne kadar verdikleri desteğin artık tüm dünya tarafından bilindiği IŞİD üzerinden de PKK'ye yüklenmeye çalıştı.

PKK'nin, IŞİD konusunda çok kirli bir kampanya yürüttüğünü ileri süren Akdoğan, "Bu kampanyada paralel yapı da işbirlikçileri. Dünya genelinde Türkiye'yi bir şekilde zora düşürmek için, bunlar bu örgütü destekliyorlar diye... Çünkü kendileri DAEŞ'i bir kaldıraç olarak kullanmaya çalışıyor. Asıl maskeleyen odur. DAEŞ ile verdikleri mücadeleyi maskeleyerek örgütü meşrulaştırmaya çalışıyorlar. PKK'ya uluslararası zeminde farklı bir konum üretmeye çalışıyorlar. Burada DAEŞ'i bu şekilde kullanan PKK'dır" şeklinde konuştu.

Dile getirdiği tüm bu argümanlar ve gerçeği gizleme çabalarıyla siyasi iktidar olarak kendilerini temize çıkarmaya çalışan Akdoğan, sonlandırdıkları çözüm süreci ile ilgili çözümsüzlük niyetlerini ise şu sözlerle ortaya koydu: Akdoğan, "Son dönemde yaptıkları, var olan güveni tamamen havaya uçurdular. Bu aktörlerle bu kadar alavere dalavere yapan, bu kadar sürece ihanet eden aktörlerle bu sürecin nasıl devam ettirileceği, bu bir muammadır. Bu yüzden bunlar güveni yıkmıştır, sarsmıştır. Burada PKK'nın artık 'onu yapın, bunu yapın' diye şart koşacak hali yok. Onların bir gücü, etkisi varsa, evet örgüte çağrı yapsınlar ve örgüt Türkiye'yi terk etsin, silahları bıraksın. Konuşulacak bir şey varsa ondan sonra konuşulur." (DİHA)

Demirtaş: Derhal karşılıklı çatışmasızlık ve yeniden diyalog, müzakere sürecine dönülmeli

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Temmuz 2015 20:04
www.evrensel.net