Suruç katliamından kurtulan Ateş Alpar: Ortak şarkımız vardı: Barış

Suruç katliamından kurtulan Ateş Alpar: Ortak şarkımız vardı: Barış

Mesut AKATAY 
DİYARBAKIR

Kobanê’nin yeniden inşası için Adana’dan Suruç’a giden grup içerisinde yer alan ve patlamadan hafif yaralanarak kurtulan Ateş Alpar ile Diyarbakır’da Gazeteciler Derneğinde görüşüyoruz. Röportaj sırasında sık sık boğazımızda düğümlenen kelimelerle Suruç’a yolculuklarını, saldırının öncesini ve  sonrasını konuşuyoruz. Ağlaya ağlaya arkadaşlarının fotoğraflarını çekmek zorunda kaldığını anlatıyor Alpar ve “Hepimizin ortak bir şarkısı vardı ve bu şarkının adı barıştı” diyor. 

Suruç’a giderken neler yaşadınız?
Biz Adana ekibi olarak, Mersin ve Hatay ekibini bekledik. Hatta Yunus Emre (Suruç’ta hayatını kaybeden Yunus Emre Şen)  arkadaşımız ‘Size bir sürprizim var, erken gelirseniz’ dedi. İlk ben  geldim. Hatay ekibi gelince Hatay’a has yöresel acılı ekmek getirmişlerdi. Yunus Emre sürprizim bu dedi. Çok sevinmiştik  biz de. (Meğer acılı olan sadece ekmek değilmiş…) Mersin’deki arkadaşlar da gelince hep birlikte sofra kurduk heyecanlı bir şekilde oturduk sofraya. Yemek yedik, yemeği yedikten sonra Kobanê için toplanan oyuncak ve diğer malzemeleri araçlara yükledik. Daha sonra otobüse bindik. Birçoğumuz birbirimizi ilk defa görmemize rağmen sanki yıllardır arkadaş gibiydik. Çünkü hepimizin ortak bir şarkısı vardı ve bu şarkının adı barıştı. Bizi birbirimize yaklaştıran  barış, kardeşlik köprüsüydü.

Senin için çok zor olacak belki ama patlama anının öncesinde ve sonrasında neler yaşandığından bize biraz bahsedebilir misin? 
Amara Kültür Merkezine geldiğimizde  Yunus Emre’ye ‘Kaç kişiyiz’ diye sordum. Yunus Emre bana, “Ben net olarak bilmiyorum, emniyet biliyordur” diye yanıt verdi.  Hep beraber Amara Kültür Merkezinde kahvaltı hazırlıkları yaptık. Kahvaltıya oturduk. Kahvaltıda herkes daha da kaynaştı. Gülüyoruz, espriler yapıyoruz. Herkeste bir heyecan, bir heyecan anlatamam. Karadenizli abi espriler yapıyor. Ağız dolusu gülüyoruz. Kahvaltımızı yaptıktan sonra basın açıklaması için toparlandık ve basın açıklaması yapılacak alanda toplandık. Ben de fotoğraf çekiyordum. Basın açıklaması yapıldı. Patlama basın açıklaması bittikten 1-2 dakika sonra oldu. Bomba olduğunu hiç düşünmedim. ‘Cam düştü herhalde’ diye düşündüm. Sonra geri çekilince arkadaşlarımın parçalanmış bedenini gördüm. İnanmak istemedim. Donup kaldım. İnsanların bedeni yanıyordu. Gözleriyle yardım istiyordular. O kadar sıcaktılar ki dokunamıyorduk. Galonlarla su boşaltıyorduk arkadaşlarımızın üstüne. Canımız yanıyordu. Parçalanmış arkadaşlarımızın arasında ağır yaralanan bir abi zafer işareti yaparak (Hiç aklımdan çıkmıyor o kare) ‘Yaşasın devrimci mücadelemiz’ , ‘Yaşasın devrimci gençlik’ diye slogan atıyordu. O anda ondan aldığım güçle fotoğraf çekmeye başladım. Ağlaya ağlaya parçalanmış bedenlerin fotoğraflarını çektim. Ama hiçbir fotoğrafa bakamadım.

Görüştüğümüz bazı Suruçlu vatandaşlar, “O gün bir şey olacağı belliydi. Elektrik dünden beri kesilmişti” gibi yorumlarda bulundular. Sizi şüphelendiren ya da kaygılandıran herhangi bir durumla karşılaştınız mı?
Hiçbir kaygımız yoktu. Patlama olacağı aklımızdan bile geçmezdi. Her şey gayet güzeldi. Ta ki patlama olana  kadar… Biliyoruz ki Suruç’ta hayatını kaybedenlerin birçoğu Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen insanlardı ve aslında özlediğimiz tabloyu da bizlere gösterdiler. 

‘BU SALDIRI BARIŞA VE KARDEŞLİĞE YAPILDI’

Bu noktada, saldırının halkların dayanışmasına yönelik  bir saldırı olduğunu söyleyebilir miyiz?Kesinlikle. Samsun’dan, Giresun’dan, İzmir’den, Hatay’dan, Adana’dan, Amed’den, Batman’dan, Ankara’dan, Trabzon’dan insanlar vardı. Dayanışmamız enternasyonalist bir dayanışmaydı. Ekeceğimiz fidanlarda umut yetişecekti. Ama umudu ateşe verdiler. Türkiye halklarına şunu söylemek isterim. Biz acılar coğrafyasında yaşayan bir toplumuz. Bu saldırı sadece bize yapılmadı. Barışa, kardeşliğe, insanlığa karşı yapıldı. İnsanlığın safında olanlara herkesin destek vermesi, giriştiğimiz bu barış mücadelesinde bizleri yalnız bırakmamalarını isterim, en büyük görevimiz olmalı. Yaşasın halkların dayanışması, yaşasın halkların kardeşliği…

‘YARALARINA MERHEM OLMAK İSTEDİK’

Kobanê’de neler  yapmayı planlıyordunuz ?
Kobanêli çocukların ve ailelerin yaralarına biraz da olsun merhem olmak istedik. Kobanê’de hastane inşaatında gönüllü olarak çalışacaktık. Bu dayanışma hepimizi heyecanlandırıyordu. Ben hayatımda birçok işte çalıştım; simit sattım, boyacılık yaptım, dondurma sattım ama ilk defa inşaat yapmak için gidiyordum. Acaba orada “İnsanlık için mücadele eden insanlarla konuşabilecek miyim, onlara sarılabilecek miyim?” düşüncesi beni heyecanlandırıyordu. Şarkılarla türkülerle yola çıktık. Çünkü hepimiz bir barış elçisiydik. Hepimizin türküsü vardı. Türküsü olanlardan zarar gelmez. Ama onlar türkülerimizi susturdular. Suruç’a vardığımızda herkeste bir heyecan vardı. Özellikle kadın arkadaşlar o kadar güzeldiler ki. Büyük bir çoğunluğu  YPJ’li kadınlar gibi saçlarını örmüşlerdi. (Tutamıyor kendini)

www.evrensel.net