Gazeteciler, Arınç hakkında suç duyurusunda bulunacak

Gazeteciler, Arınç hakkında suç duyurusunda bulunacak

Evrensel ve Özgür Gündem gazetelerine yönelik geçici hükümet sözcüsü Bülent Arınç'ın "Bunlar suç makineleri" ifadesi kullanmasına gazetecilerden tepki yağıyor.

Gazeteciler twitter hesaplarından yarın yapacakları suç duyurusuna ilişkin kampanya başlattı. "Bazı gazeteleri 'suç makinesi' olarak gören Arınç anlayışının yargılanması için yarın saat 10.00'da Çağlayan Adliyesi'ndeyim" yazılı tweetler atan gazeteciler arasında şu isimler var; Celal Başlangıç, Fatih Polat, Barış İnce, Melda Onur, Elif Yılmaz, Esra Arsan, Erol Önderoğlu, Uğur Güç, İnci Hekimoğlu, Gökhan Durmuş, Mehmet Güç, Şenay Aydemir, Ceyda Karan, Fehim Işık, Ahmet Şık, Ahmet Tulgar, İshak Karakaş, Elif Ilgaz, Özgür Mumcu, Nazmi Belge, Meriç Şenyüz ...

Gazeteciler yarın yapacakları suç duyurusunda şu ifadeleri kullanacaklar; “Şüpheli, 20.,21.,22.,23 ve 24. dönem milletvekilidir. 2002-2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapmış bir siyasetçidir. 60. Hükümette görev almış Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığına atanmıştır. 61. Hükümette Türkiye Başbakan Yardımcısı olarak halen görevini sürdürmektedir.
24 Temmuz 2015 günü Başbakan Yardımcısı ve Geçici Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç,  HaberTürk TV'de katıldığı canlı yayında “Bunlar suç makinesi. Terör örgütünü övüyorlar" diyerek gazeteciler hakkında şöyle konuşmuştur:
"...Benim daha sözlerim bitmedi. Elimde bir dosyayla geldim ama süre kalmadı. Bakın size göstereyim. Özgür Gündem ve Evrensel'in de içinde olduğu, diğerlerini saymayayım birçok gazete… bunlar suç makinesi. Bunlara dava açsak cezalara boğulurlar. Terör örgütünün eylemlerini öven ifadeler kullanıyorlar. Bazı isimlerle köşe yazıları yazıyorlar. Ama biz onlara bu kadar çok dava açsak bu davaları da kullanırlar. Yine çıkar aynı şeyleri yazarlar." (Ek 1- Evrensel gazetesi web sayfası örneği)   
“24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü”nde şüphelinin Habertürk Televizyonunda yaptığı bu konuşma haber olarak yayınlanmış ve tepki toplamıştır. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, basının mücadele ve dayanışma günü olarak benimsenmiş olan 24 Temmuz tarihinde yaptığı bu açıklamalarla gazetecileri hedef göstermiş ve suçlamıştır.  
Cumhuriyet gazetesinin 25 Temmuz 2015 tarihli nüshasının 4. sayfasında; “Arınç: Bunlar suç makineleri” başlığı ile verilen haberde şüpheli Başbakan Yardımcısı; “Diğerlerini saymayayım birçok gazete. Bunlar suç makinesi. Terör örgütünü övüyorlar” demiş ve sözlerini şöyle sürdürmüştür:
“... Benim daha sözlerim bitmedi. Elimde bir dosyayla geldim ama süre kalmadı. Bakın size göstereyim. Özgür Gündem ve Evrensel’in de içinde olduğu, diğerlerini saymayayım birçok gazete. Bunlar suç makinesi. Bunlara dava açsak cezalara boğulurlar. Terör örgütünün eylemlerini öven ifadeler kullanıyorlar. Bazı isimlerle köşe yazıları yazıyorlar. Ama biz onlara bu kadar çok dava açsak bu davaları da kullanırlar. Yine çıkar aynı şeyleri yazarlar” diye konuştu.” (Ek-2 Cumhuriyet Gazetesi haberi)

ŞÜPHELİNİN SÖZLERİ HAKARETTİR, İFTİRADIR VE SUÇTUR

5237 sayılı TCK’nin “Hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”  Hakaret ve sövme fiilinin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde aynı cezaya hükmolunur.
125 inci maddeye göre hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler ve toplum nezdindeki saygınlığıdır.
Başbakan Yardımcısının yayın yoluyla gerçekleştirdiği suçun konusu gazeteci ve hedef aldığı gazetelerdir. Gazetecilerin şeref ve saygınlığını hiçe sayarak ve somut bir fiil isnat ederek “suç makineleri” olduklarını, “terör örgütünün eylemlerini övdüklerini” ileri sürmekle gazetecilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırmış ve gerçekleştirdiği bu eylemle hakaret ve sövme suçunu işlemiştir.
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.  
Şüpheli Başbakan Yardımcısı, tek tip gazeteci istemeye hakkı olmayan bir siyasetçidir. Herkesin basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmelidir.
Bu ülkede herkesin ifade özgürlüğü Anayasanın 26 ıncı maddesinde sınırlamaları ile birlikte koruma altındadır. Anayasanın 28 inci maddesi “Basın hürdür, sansür edilemez” der. Maddenin devamında yer alan çok daha önemli bir Anayasal düzenlemeye göre; “Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.”  Bu Anayasal düzenlemeye rağmen şüpheli Başbakan Yardımcısı, basın özgürlüğü için devlet adına tedbirler almak ve bu suretle Devletin görevini yerine getirmesini sağlamakla görevli olduğu halde; aksine söz ve açıklamalarıyla gazetecileri ve basını açıkça cezalandırmakla tehdit etmekte ve suçlamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı bir demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. (Anayasa Madde 2)
Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu hak ve hürriyetler kişinin topluma ve ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumlulukları da kapsar (Anayasa Madde 12). Dolayısıyla kişilere tanınan bu hak ve özgürlüklerin Anayasada belirlenen hak ve hürriyetlerin yok edilmesi ve zedelenmesi anlamında kötüye kullanılmaması gerekir (Anayasa Madde 14). Başkalarının şöhret ve haklarının korunması zorunludur.
Anayasanın 28. maddesinde basın özgürlüğü düzenlenmiş ve sınırlandırmaları Anayasanın 26 ve 27 inci maddelerine bağlı kılınmıştır.
Anayasanın 26 ıncı maddesine göre her kişinin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma hakkı vardır. Sözleşmenin 10/1 fıkrasında ve Anayasanın 26 ıncı maddesinin 1 inci fıkrasında tanınan ifade özgürlüğüne bir müdahalenin haklı görülebilmesi için; bu müdahalenin Sözleşmenin 10/2 inci fıkrasındaki sınırlandırma şartlarına uygun olması gerekir.
Sözleşmenin 10/2 fıkrasındaki sınırlandırma ölçütlerine benzeyen müdahale halleri Anayasanın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır. Bu sayılanlar arasında başkalarının şöhret ve haklarının korunması yer almıştır.
Basın ve ifade özgürlüğünün korunması ve sağlanması için Anayasa, AİHS, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde gösterilen “sınırlandırmalara” herkes uymak zorundadır.
Şüpheli Başbakan Yardımcısı, gazetecileri hedef gösteremez ve suçlayamaz. Demokrasinin ve çoğulculuğun gereği olarak gazetecileri ceza tehdidi altında tutarak, kamuoyuna gazeteleri ve gazetecileri “suç makineleri” olarak göstererek ve “terör örgütlerini övüyorlar” diyerek hakaret edemez.
Gazeteciler suç makineleri değildir ve övgüleri ve yergilerini yürütme organına danışarak veya onların istediklerine göre yazmayacakları gibi basın özgürlüğü haklarına saygı gösterilmesi demokrasinin ve çoğulculuğun gereğidir. Toplum nezdinde basının, gazetecilerin hak ve özgürlüklerini hiçe sayan demeçler vermeye kimsenin ve özellikle devlet yöneticilerinin hakkı yoktur.
Gazetecilerin haberlerinde, yorumlarında ve köşe yazılarında suç varsa soruşturma açmak yargının görev ve sorumluluğudur. Yürütme, yargıya karışamaz, emir ve talimat veremez.
Herhangi bir soruşturma sonunda ceza davası açılsa bile yargılama sonunda bir mahkûmiyet kararı verilinceye ve bu karar kesinleşinceye kadar herkes masum sayılır. Çünkü Anayasanın 38 inci maddesine göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.  
Bu durumda şüpheli Başbakan Yardımcısının gazetecileri; elinde bulunduğunu ileri sürdüğü ve dosya haline getirildiği anlaşılan haberlerden dolayı gazetecileri soyut olarak ve toptan bir zihniyetle suçlayamaz, suç atamaz, somut bir fiil ve suç olan “terör örgütünün övgüsünü” yapmakla itham ederek hakaret edemez, etmemelidir.  
TCK’nun 267 inci maddesine göre yetkili makamlara ihbar ve şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasına ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi iftira suçu işlemiş demektir.
Şüphelinin eylemi suç işlemediklerini ve suç makinesi olmadıklarını bildiği halde gazetecileri suçlamak suretiyle; terör örgütü övgüsü yaptıklarını ileri sürerek iftira etmektir.      
Türkiye’de olup biten olaylar, Hükümetin Suriye politikası, Suruç katliamı, terör ve diğer konuların tümünde görüşleri ve düşünceleri nedeniyle gazetecilerin ceza tehdidi altında tutulmaları ve özellikle Başbakan Yardımcısı tarafından başkalarına hedef gösterilmeleri açıkça basın özgürlüğünün ihlali demektir.
Gazeteciler hakkında herhangi bir soruşturma veya ceza davası açılmamış olsa bile; cezalandırmakla tehdit etmek basın özgürlüğü hakkının ihlalidir. Başbakan Yardımcısı katıldığı televizyon programında eğer gazeteciler ve gazeteler hakkında bu tür bir dosyadan açıkça bahsediyorsa, Evrensel ve Özgür Gündem gazetelerinin ismini veriyorsa ve açıkça bir savcı ve yargı organı gibi, mahkeme gibi  “ …bunlara dava açsak cezalara boğulurlar. Terör örgütünün eylemlerini öven ifadeler kullanıyorlar. Bazı isimlerle köşe yazıları yazıyorlar. Ama biz onlara bu kadar çok dava açsak bu davaları da kullanırlar” diyorsa, gazeteciler aleyhine bu gün bir soruşturma açılmamış ve bir ceza uygulanmamış olsa bile; gelecekte bu tür benzeri soruşturmaların başlayabilme olasılığının çok yüksek olduğu açıkça bellidir.
Şüpheli Başbakan Yardımcısı da açıkça bunu ifade etmiştir. Kendileri gibi düşünmeyen ve kendi görüşlerine uygun yazı yazmayan, Hükümeti ve politikalarını eleştiren gazeteciler potansiyel olarak suçlu görülmektedir. Suç makinesi olarak değerlendirilmekte ve terör propagandası yapan, terörü öven suçlu kişiler olarak kabul edilmektedir. Toplum nezdinde gazetecilik şeref ve itibarları ile onurları kırılmıştır.
Şüpheli Başbakan Yardımcısı’nın bu görüş ve sözleri gazeteciler üzerinde sürekli soruşturulma tehdit ve endişesi yaratmıştır. Gazetecileri bu tür ceza davaları açılması tehditleri ile görevlerini yapmaktan alıkoymaya yönelik demeçler oto sansür yaratacak ve hatta hakkın kullanılmasından vazgeçilecek bir ortamın yaratılmasına neden olacak nitelikte olduklarından, Şüphelinin söz ve açıklamaları basın özgürlüğünün ihlalidir.
Şüphelinin veya temsil ettiği görüşe karşı “istenmeyen görüşlere sahip olanların” ifade özgürlüğü korunmalıdır. Bu basın ve ifade özgürlüğünün sonucudur. Bu hak ve özgürlüğün sınırlandırılmasına neden olacak nitelikte gazetecileri ciddi bir kovuşturma riskiyle, ceza davası açılması tehdidiyle karşı karşıya bırakmak hak ihlalidir.
Başbakan Yardımcısı sözleriyle gazetecileri sürekli ceza tehdidi altında tutmak isteyen bir anlayışıyla şikâyetçi gazetecileri suç makinesi olarak görerek suçlamakta onur ve saygınlıklarını rencide etmektedir. Şüpheli, gazetecileri kamuoyu nezdinde küçük düşürmüş ve haklarında toplumun husumet beslemesine neden olacak özellikte açıklamalar yapmıştır.
Eylemi suçtur ve özellikle 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü olan bir günde bu tür açıklamalarda bulunması demokrasilerde devleti yönetenlerden beklenen özen ve sorumlu davranma ilkesine aykırıdır. Hakkını kullanan herkes görev ve sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir, çünkü temel hak ve özgürlüklerin kullanılması herkese görev ve sorumluluklar yükler. Bu görev sorumlulukları Başbakan Yardımcısı hiçbir zaman göz ardı edemez. Toplumun duyarlılığına ve gazetecilerin görevlerini gereği gibi yapması için devlet görevlerini yerine getirirken sorumlu bir siyasetçi olarak sözlerinde ve açıklamalarında herkesten çok özen göstermesi gerekirdi.
Gazetecilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide eden ve küçük düşüren tutum ve davranışlar ve suçlamalar;  ifade özgürlüğü hakkını kullanan ve basın özgürlüğünden yararlanan gazeteciler için sürekli bir tehdit oluşturmamalıdır.
Şüphelinin sözleri basın özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. İncitici, küçük düşürücü ve gazetecilerin mesleklerinden kaynaklanan gazetecilik kimliklerini ve gazetecilik görevlerini suçlayan ve itham eden, suç atan söz ve açıklamaları suçtur.   
Sonuçta, temel hak ve özgürlüklerin ve özellikle basın özgürlüğünün temsilcileri olan ve Anayasal koruma altında bulunan gazetecilerin haber, yorum ve köşe yazılarını peşinen ve potansiyel olarak suçlu kabul ederek keyfi biçimde suçlayan açıklamaları AİHS’nin 10’uncu Maddesine aykırıdır ve şüphelinin eylemine uyan suç nedeniyle cezalandırılması için başvurmak zorunlu olmuştur.
SONUÇ VE İSTEK        : Açıklanan nedenlerle;
Şikâyetimizin kabulüyle,
Türk Ceza Kanunun 125 inci ve 267 inci maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmenin 10. maddesi ile BM Uluslar arası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 19. maddesine aykırı davranan şüpheli suç işlediğinden hakkında soruşturma açılarak eylemine uyan fiillerinden dolayı cezalandırılmasına ve hakkında ceza davası açılmasına karar verilmesini talep ederiz..” (MEDYA SERVİSİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Temmuz 2015 21:06
www.evrensel.net