‘Müslüman, Yahudi, Ermeni ne fark eder’

‘Müslüman, Yahudi, Ermeni ne fark eder’

Ferhat KİŞ
EMEP Kayseri İl Yöneticisi

Suruç’ta Kobane’ye gitmek için bekleyen gençlere yönelik saldırının haberi geldikten ve az çok bilgiler netleşmeye başladıktan sonra Kayseri İl Örgütü olarak işçilere yönelik bir bildiri hazırladık. Hazırladığımız bildirileri hemen bir gün sonra düzenli olarak gittiğimiz işçi servis duraklarına ulaştırdık.
Bildiri dağıtımı sırasında işçilerin yapılan saldırıyı nasıl değerlendirdiği üzerine ufak tefek sohbetler gerçekleştirdik. Bunlardan ilki 20’sine yakın genç bir işçiydi. Genç işçi uzattığım bildiriye şöyle biraz göz gezdirdikten sonra “Kardeş ne düşünüyorsun bu olayla ilgili?” diye “Abi ne diyeceksin kızıyorsun işte” dedi. Olayı ne zaman, hangi kanallardan öğrendi diye merak ediyorum ve bu yönde sorular soruyorum. Diyalog genç işçinin, birçok şeyden habersiz evle iş arası mekik dokuduğunun da göstergesi oluyor. “Akşam eve geldiğinde mi öğrendin?” “Yok Abi.” “Sosyal medyadan mı öğrendin?” “Yok abi.” “Nasıl duydun peki?” “Abi, dün sabah işe başladım, geç saate kadar mesai yaptık. Gelip neredeyse uyudum. Şimdi çıktım. Senden aldığım kağıtta yazandan öğrendim. İnsan kızıyor abi işte. Üzüldüm” derken servisi geliyor genç işçinin.
Daha sonra diğerinden 3-4 yaş daha büyük başka iki işçi servis güzergahındaki duvarın üzerinde oturmuş, sabah ilk sigarasını içiyorlar. Ellerinde bizim bildirilerimiz. Okuyorlar. Bildiriyi okuyanlarla sohbetimiz başlamış demektir. Hemen soruyorum:
-Arkadaşlar ne düşünüyorsunuz bununla ilgili?
-Sizin partiyi soruyorsanız ilk defa duyuyorum.
-Onu da konuşalım servisiniz gelmezse ama bu Suruç’taki patlama ile ilgili soruyorum...
-Yani ilk defa olmadı böyle bir şey, daha önce de insanlar öldüler. Kim yaptı, kim etti bilmiyorum. Dün azıcık televizyona baktım. Herkes başka şey söylüyor. Herkesin bir doğrusu var, oradan yürüyor. Sizin de bir doğrunuz var, benim de ben kendi doğruma inanıyorum.
-Senin doğrun ne peki?
-Bilmiyorum abi. Onu ben de bilmiyorum. Kötü ama işte…
Derken servisi geliyor.
Elinde bildiri olan başka bir işçiye yöneliyorum. 30’lu yaşlarında bir işçi. Organizede, küçük bir fabrikada çalıştığını söylüyor. Bildiriyi sonuna kadar okumuş, öyle diyor. “MHP’liyim. MHP’ye verdim oyumu da.”
Durum hassas. Şimdi ters bir laf ederse… Olur ya tartışacağız herhalde diye geçiriyorum içimden. Sosyal medyada ırkçı söylemlerin her MHP’linin söylemi olabileceği etkisi de olabilir. Bahçeli’de yine “gereğini söylemiş” zaten… Benim hızla kafamdan bunlar geçerken işçi devam ediyor, “Ama iyiye gitmiyoruz. Eskiden böyle değildi. Olan biten belliydi. Daha iyiydik sanki.” “Ne yönden böyleydi?” diye soruyorum. “Ya eskiden de vardı sorunlar. Ama şimdi çözüm deniyor bir şeyler oluyor deniyor, ne oluyor anlamıyoruz. Eskiden kapı komşu-muzla sorunumuz yoktu hiç yok-tan. Şimdi komşumuz, Alevi, Kürt, Suriyeli mi diye bakıyoruz. Toplum gerildi yani. Bak mesela Suriyeliler. Ya bize ne oradan. Gittik karıştırdık, bu insanları da mağdur ettik. Şimdi şu durakta onlarca Suriyeli var. Ucuza çalışıyorlar bir de. Suriye’den geldi bu patlama da” diyor. “Hah, işte burayı biraz daha konuşalım” diyorum. “Konuşalım.” diyor, devam ediyor. “IŞİD bu gençlerin gideceği yeri, Kobanê’yi yakmış, yıkmış. Biliyoruz. Bu gençler de, bak kim olduklarını bilmem, ama yardıma gitmek istemişler. Ne istiyorsun bunlardan? Niye yapıyorsun bunu? Kim yapmışsa Allah belasını versin. Dün fabrikada da konuşurken bazı arkadaşlarım şekil şükül laflar ettiler. Onlara da dedim ‘Kardeşim Yahudi olsa ne olur, Ermeni olsa ne olur? Müslüman bunlar. Belki de değil. Olmasa ne olur. Bitmesi lazım artık. Benim servis geliyor baba, gitmem lazım” diyerek ayrılıyor yanımdan.

www.evrensel.net
ETİKETLER Ferhat Kiş