Yine de oynar mısın benimle?

Yine de oynar mısın benimle?

Zehra Çiğdem ÖZCAN

Bir sürü çocuk öldü. Hepsi de başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen çocuklardı. Öyle olmalı ki, Kobane’de gördüğü böylesi bir mümküne el atmak, dahil olmak, bir parçası olmak istedi hepsi.
Adına ister devrim deyin ister demeyin, Kobane herkese bir mümkünü gösterdi. Bize unutturulan, artık sözü dahi edilmeyen o mümkün; tek mümkünün içinde yaşadığımız düzen, maruz kaldığımız devlet olduğuna inandırıldığımız bir zamanda ve mekanda parlak bir mücevher gibi gözlerimizi kamaştırdı. Biz o parlak mücevheri, bombayla lime lime edilmeden önce, o çocukların gözlerinde gördük.
Şikayet etmeyelim ya da Allah’tan belamızı istemeyelim. Bize tek mümkün olarak dayatılan devlet, yalnızca bizim başımıza musallat olmuş bir bela değil. O hikmetinden sual olunmaz evrenselden biz de nasibimizi aldık herkes gibi. Evrensel hukuk, evrensel haklar, cumhuriyet, parlamenter demokrasi... Modern devletin hiçbir aygıtı bizden esirgenmedi çok şükür.
Pierre Bourdıau “Devlet Üzerine” de (İletişim Yayınları/2015) satranç oyunundan söz eder. Herkesin az çok bildiği kuralları vardır satrancın. Kale düz, fil çapraz gider, at “L” çizer. Tüm bu kurallar dahilinde istediğiniz gibi oynayabilir, istediğiniz gibi at koşturabilirsiniz. Ama dedik ya, genel kuralların dışına çıkamazsınız; örneğin piyona “L” çizdiremezsiniz. Kuralların dışına çıkarsanız diskalifiye edilirsiniz. Batı “demokrasileri” kuralların dışına çıkmaz; bürokrat tatil biletini bütçeden karşılamaz, yolsuzluk yapan istifa eder, bir kadına tecavüz eden bir adam iki yıl sonra özgürlüğüne kavuşamaz vs. Oyunun kuralı bunu gerektirir. Ama sosyal hakları nispeten törpüler bu demokrasi, karşılığında çalışma saatlerini azaltır, borç içindeki bir ülkeye dünyayı dar eder, mültecileri aç susuz bırakır. Çünkü bunlar oyunun kuralına dahil olmayan serbest stratejik alana dahildir. Evrensel olan Batı demokrasisi oyununa göre dışına çıkılmayacak kurallar, halkın ayaklanmasına engel olabilecek derecede ve oranda halk lehine kurulur, daha fazla değil. Serbest alan ise, adı üstünde “serbest” tir. Yoksa akıl işi midir, bir avuç insanın koskoca bir kalabalığa hükmetmesi. Maazallah “devrim” olur.
Basitçe bakalım: Diyelim ki T.C.nin devlet politikası, yanında, yöresinde, sınırında bir Kürt oluşumu istemiyor; diyelim ki T.C. güney sınırında Kürtlere karşı bir tampon bölge kurulmasından yana, diyelim ki Kobane hem Suriye’ye hem de Kürtlere karşı elini zayıflatıyor. Bütün bunlar oyunun esas kurallarına dahil olmayan serbest alanlardır; yüzünü neoliberalizme dönmüş, ekonomik ve siyasal çıkarları kendinden menkul bir devletin konjonktürel hamleleri ya da her haber kanalında her akşam gördüğümüz strateji uzmanlarından saatlerce dinleyebileceğimiz “ulusal çıkarlar”dır.
Ama bir sorunumuz var: AKP, bırakalım atını dörtnala koşturduğu serbest kulvarı, artık oyunun temel, genel kurallarını ihlal ediyor. O pek yüce, pek evrensel, pek bilmem ne olan parlamenter demokrasinin kuralları belli oysa. Siyasal partiler seçime girerler ve oyları oranında temsil edilirler. Bundan sonra o siyasi parti parlamentonun bir parçasıdır. O pek yüce, pek evrensel, pek bilmem ne kanunların kendilerine verdiği yetkileri kullanırlar ve parlemento içinde seçmeninin taleplerini dile getirirler. T.C.nin Suriye Kürtlerine ilişkin dış politikası elbette ki kendi sınırları içindeki Kürt siyasetiyle bağlantılıdır ancak her ne olursa olsun Türkiye coğrafyasında yaşayan Kürtler T.C. vatandaşıdır ve HDP de parlamentodaki siyasi bir partidir. Mesele basit: Kürt hareketi parlementodadır ve Kürtler bu ülkenin yurttaşıdır; kırk yılı aşkın mücadelelerinde parlamentoda olmayı tercih etmişler ise bütün siyasi partilerin gördüğü muamele HDP için de geçerli olmak zorundadır. Parlamentalizmin kuralı budur. Bundan dolayı da -Kürt bölgesindeki tüm katliamların devlet eliyle olduğu kanaatimizi bir yana bırakıp yine temkinli “evrensel” kavramlarla konuşmak gerekirse- Diyarbakır mitinginde patlayan bombanın, HDP aracının şoförünün yakılmasının, Suruç katliamının faillerinin bulunup cezalandırılması devletin, iktidarın, AKP’nin görevidir. Tüm bu failler bulunup yargılanmadığı sürece de AKP artık kuralın dışındadır ve zımnen herkesçe kabul edildiği varsayılan bu “evrensel” kurallar bir kez bozulduğunda da  kimse sözde ulus-devlet mutabakatına uymak zorunda değildir. Takdir etmek lazım ki, bir kural varsa oyunun tüm tarafları ona uymalıdır. Aksi halde oyun bozulur. Ortada oyunun kurallarına göre hareket etmesini bilen bir devlet  varsa eğer, örneğin Mecliste “HDP’yi flu gören” bir tahammülsüze “gözlük al” demelidir.
Unutmadık değil mi? Kürtleri bu parlamento oyununa davet eden AKP idi. Bu oyun içinde HDP’nin herhangi bir kural ihlalini görmedik. Kuralları her zaman AKP ihlal etti; ihlal etmekle kalmadı, bütün masayı hiddetle dağıtıp ortada oyun filan bırakmadı. Bazen öyle olur. Yenileceğini anlayan oyuncu, karşısındakinden önce öfkesine yenilip dağıtır oyunu. Devlet yenilmiş hissediyor belki de kimbilir? Hatta o kadar yenilmiş hissediyor ki, HDP’nin başarısından güç bulan, motive olan, Kürt mücadelesini kendi özgürlük mücadelesinden ayrı tutmayan ve başka bir dünyanın düşünü kuran herkese karşı bileniyor. Yenilmiş hissediyor belki de kim bilir? Kürt direnişinin başka direnişlerle yumak olup sarılıp sarmalanmasından korkuyor. Bütün direnişin bir olup artık pekala, Kandil, bölücübaşı diyemeyeceğinden; hiçbir tepkisinin böyle bir dayanışmaya karşılık gelemeyeceğinden, yanıt olamayacağından korkuyor.
Başka mümkünler, biz bile artık unutmuş olsak da, her zaman korkutur devleti. Ama bütün bu korkuya rağmen oyunun dışına çıkarsa devlet, nasıl bir meşruiyeti kalır bilinmez. Devletle birlikte muhatapları da çıktığında oyun dışına, devlet için nasıl bir bedeli olur, o hiç bilinmez. İşin devlet için kötü yanı ise, kimse artık neyin meşru olup olmadığını da tartışmaz. O mücevher gözler başkalarında yine parlar, ama bu kez daha korkusuz.

www.evrensel.net