Travmanın dili

Travmanın dili

llk kitabı Klan'la Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü'nü alan Cem Kalender bu kez Maraş Katliamı'na odaklanan bir romanla çıkıyor okurlarının karşısına. Cem Klender’in yeni romanı Kayıp Gergedanlar, tarihin unutturulmaya çalışılan karanlık noktalarında önemli bir gedik açıyor.

Saniye KISAKÜREK

Kitabı Cem Kalender’in bir röportajını okuyunca almaya karar verdim. Çok da iyi etmişim alıp okuduğuma. Bu gerçek olamaz dediğiniz ya da bu kurgu olamaz dediğiniz bazı sahneler romanın içine sürüklüyor okuyucusunu.
Kayıp Gergedanlar üç ayrı düzlemde ilerliyor. Maraş katliamının anlatıldığı Salman hoca, karısı Seren ve kızları Suna’nın hikayesi; bu katliamdan ruhunda derin yaralar alarak kurtulan Suna Hanım’ın çocuklarını her türlü kötülükten korumak istemesi ve Sümer Bey’in aileyle yavaş yavaş bağını yitirmesi, okurun karabasana sürüklendiği Sümer Bey’in gergedanları ararkenki yaşadıkları gibi bölümler çıkıyor karşımıza.
İlk bölümde Binyayla’ya gitmeye çalışan veteriner Sümer Bey’in köprülerden geçmeye çalışmasıyla Kafka tarzı bir serüvene doğru yol alıyoruz.
Bundan sonra okuyacaklarınız ise başka yönlerden sarsıyor okuyucusunu.
Bu sahnelerin etkisini iliklerinize kadar hissederken diğer bölümde Sümer Bey’in eşine, çocuklarına ve onların çevreden soyutlanmış farklı yaşamlarına tanık oluyoruz. Suna Hanım evinin etrafına yüksek duvarlar ördürerek çocuklarını dış dünyadan uzaklaştırıyor. Çocukların eğitimini kendisi veriyor. Dışarının her zaman tehlikeli ve düşmanlarla dolu olduğunu çocuklarına farklı yollardan söylüyor. Mesela bilindik masalları kendince değiştirerek yeniden kurguluyor. Cem Kalender bu konuda şöyle söylüyor röportajında;
“Lacan Oidipus Karmaşası ile bu olanları açıklamış. Lacan, Oidipus Karmaşası’nı kültüre ve dolayısıyla “insan olmaya” giden zorunlu bir süreç olarak görür. Çocuk doğduğunda kendini doğaya, anneye ait hisseder, ancak anne üzerinden var olabilir. Kültürel bir özne olamamıştır daha. Sonra “babanın adı” devreye girer, Oidipus Karmaşası yaşanır ve çocuk artık kültürel bir özne olur.”
Romanda bir yandan Sümer Bey’in gergedanlarıbulmaya çalışırken kendi varlığını sorgulaması, bir yandan Suna Hanım’ın geçmişte yaşadığı acı olayın aktarımı, bir yandan çocukların anneye bağımlı bir hayat sürerken babayla hiçbir bağ kurmamaları, bir yandan da kasabalının bu garip aileye bakışı başarıyla resmedilmiş.

MARAŞ YERİNE GURGUM

Kitabın her bölümünde farklı insanların ruh halleri dikkat çekiyor. Kaymakam Uray Bey, Suna Hanım’a
“Bazıları damarlarındaki trajediyle doğuyorlar. Senin trajedin ne Suna Hanım?” diye sorarken Suna Hanım’ın gördüğü ama dokunmadığı acılarının sözcüsü oluyor bir anlamda.
Maraş katliamının anlatıldığı bölümlerde ise yazar Maraş yerine Gurgum adını kullanmış. Bu, Maraş’ın eski adlarından birisi. Isimleri farklı kullanmasının nedenini de şöyle açıklıyor Kalender:
“Bunu çok düşündüm. Romanın bir Alevi Sünni çatışmasını anlatan belgesel bir kitap olmasını istemedim. Mesele neydi? Kabaca, Sünnilerin Alevileri boğazlaması.“Sünniler Alevileri boğazladı” trajedisinden gitseydim vakayı ajite etmeden anlatabileceğimden emin değildim. Bunun için böyle bir anlatıma cesaret edemedim.”
Bu bölümlerde de en yakın insanların nasıl birbirine düşman edilip, bir vahşetin içine sürüklendiklerini anlamaya çalışıyorsunuz ama akıl almıyor gerçekten. Sözü yine yazara bırakalım bu konuda da;
 “Bence yakın tarihimizin en zor anlaşılır faciası Maraş katliamı. Dersim katliamını anlatabilirsin, Sivas katliamını da anlatırsın sosyolojik, politik yanlarıyla. Ama Maraş katliamını anlatamazsın. Bu vahşet, basit bir mezhep kavgası ya da siyasi gerginlikle açıklanamaz. Öyleyse ne? Hani Romalı şair “İnsanım ve insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değil” diyor ya. İnsanız ama Maraş katliamı bize çok yabancı.”

KAYIP ACILARIMIZIN ORTAK DİLİ

Maraş Katliamı da hafızanın en derinlerine itilerek, unutturulmaya çalışıldı bu zamana kadar. Ve her travma gibi Kayıp Gergedanlarda da bu boşluğu dolduracak bir durum var. Katliamın başladığı, tırmandığı ve Salman Hoca’nın ailesinin kapısına dayandığı bölümlerde vahşeti bütün çıplaklığıyla yansıtmış yazar.  
Kitabın sonuna yaklaşırken gizemli kalan  kimi soru işaretlerinin cevabını veriyor bize yazar. Bazı gizemler de soru işareti yaratıyor. Yazar yakın zamanda ve Maraş’ta yaşanmış toplu bir intihar olayının kurbanlarını da romanın ana unsuru olarak kullanıyor. Böylece katliamdan kurtulanların psikolojik izdüşümü yansıyor cümlelere.
Roman kayıp acılarımızın ortak dili oluyor bir anlamda. Kayıp Gergedanlar, tarihin unutturulmaya çalışılan karanlık noktalarında önemli bir gedik açıyor.

www.evrensel.net