Türkiye'de Suriyeli işçi olmak...

Türkiye'de Suriyeli işçi olmak...

“Bu Suriyeli bu şöyle bu böyle diye insan ayrımı olmaz. Yalan söyleyen haksızlık, hırsızlık yapanın ayrımı olur. Suriyeli ile Türkün ayrımı yapılmaz. İkisi de insan. Televizyonda izliyoruz, ağaçtaki kediyi kurtarmak için millet seferber oluyor. Burunlarının dibinde Suriyeliler açlıktan ölüyor, sırtlarını dönüyorlar.”

Berfin AYDIN
Gaziantep

Savaştan kaçıp canlarını, ailelerini kurtarmak için Türkiye’ye gelen Suriyeliler için halkın büyük bölümünün düşündüğü gibi ‘herşey güllük gülistanlık’ değil. Suriyeli göçmenlerin en yoğun göç ettikleri şehirlerden biri olan Antep’te Suriyeli işçi olmak nasıl bir şey diye atölye işçisi Mahmud Yussuf’a düşüncelerini sordum.
Sorularıma savaş sırasında Türkiye’ye gelmeye nasıl karar verdiğini sorarak başladım. Mahmud Yusuf aslında Türkiye’nin nasıl bir ülke olduğunu az çok bildiği için ne olursa olsun Türkiye’ye gelmemeye yemin ettiğini söyledi. Dillere sakız olan ‘misafirperver Türkler’ diye bir şeyin olmadığını, bunun sadece sözde kaldığını belirtti. Neler yaşayacağımı bilmesine rağmen kendisi ve ailesi için Türkiye’ye gelmeye mecbur kaldığını söyledi.
BİR AYDA ŞEHRİ SATIN ALIRDIM
Ardından Suriye’deki çalışma koşulları ile buradaki çalışma koşulları arasında fark olup olmadığını sordum ona. Bana içler acısı bir cevap verdi: “Burada çalıştığım kadar kendi ülkemde çalışsam bir ayda yaşadığım şehri satın alırdım.” dedi. Suriye’de sabah 8’de işine gider, akşam 5’te çıkarmış. Türkiye’de ise günde 12 saat çalışıp sadece iki haftada bir Pazar günleri tatil yapabiliyormuş.
Sohbet devam ettikçe aradaki ayrımı daha net görebiliyordum. Mahmud’a atölyedeki diğer işçilerle arasında maaş farkı olup olmadığını sordum. Yine yakıcı bir cevap verdi Mahmud. Atölyeye başladığında atölyede 9 işçilermiş ve tek Suriye’li olan Mahmud’muş. İşe alıştıktan sonra ise iki işçi işten çıkarılmış ve onu daha çok çalıştırmaya başlamışlar. Diğer işçiler haftalık 500 lira alırken Mahmud 200 lira alıyormuş. Diğer işçiler günde 2-3 kez molaya çıkarken onun sadece bir kez mola hakkı varmış. Ve ekliyor “Türkiye’de Suriye’li işçi olmak gerçekten zor.”
Devam ediyoruz. İzin günü haricinde izin alıp alamadığını soruyorum. İki haftada bir olan izni dışında izin alması neredeyse imkansızmış. Yerine birini bulamadığı ya da yarım gün çalışmadığı taktirde zaten izin alamıyormuş. Atölyedeki diğer işçiler ise hafta içi bile izin alıp çıkabiliyorlarmış. “Neden diye sorarsan, çünkü onlar Türkiye’li. Çünkü onlar bizden daha insanlar. Ayrım çok fazla.” Diye sitem ediyor Mahmud.
İŞ KAZASI DESE...
Kendisinin iş kazası geçirip geçirmediğini ya da atölyede geçiren kimsenin olup olmadığını soruyorum. Onun çalıştığı atölyede olmadığını fakat eniştesinin inşaatta çalışırken ayağına mermer düştüğünü söyledi. “Hastaneye gittiğinde merdivenlerden düştüğünü söylemiş. Öyle demek zorunda. İş kazası dese işten atılacak biliyor. Korkusundan söyleyemiyor.” Diye ekledi. Sohbetimiz git gide derinleşiyor. Evde kaç kişi kaldıklarını soruyorum. Evde 12 kişi kalıyorlarmış fakat sadece 4 kişi çalışıyormuş. Mahmud 24 yaşında, kardeşleri sırasıyla; 21, 19 ve 15 yaşlarındaymış. Eve ayda toplam 3000 lira para girdiğini, 2 odalı bir evde yaşadıklarını; ev,kira ve çocukların ihtiyacı derken elde hiç para kalmadığını söylüyor.
İNSAN AYRIMI OLMAZ!
Soracak pek çok şey var aslında fakat vakit kısıtlı. Söylemek istediği bir şey olup olmadığını soruyorum. “Türklerin söyledikleri kadar misafirperver olmalarını çok isterim. Bu Suriyeli bu şöyle bu böyle diye insan ayrımı olmaz. Yalan söyleyen haksızlık, hırsızlık yapanın ayrımı olur. Suriyeli ile Türkün ayrımı yapılmaz. İkisi de insan. Televizyonda izliyoruz, ağaçtaki kediyi kurtarmak için millet seferber oluyor. Burunlarının dibinde Suriyeliler açlıktan ölüyor, sırtlarını dönüyorlar. Vatanından kaçmasaydı diyorlar. İç savaş olmasa insan neden terk etsin ki evini, yurdunu. Biz istemedik böyle olmasını. Hani Türkler istemiyor ya bizi ülkelerinde, biz de evimizden ayrılmayı istemezdik.” Diyor. Sohbetimizi burada sonlandırırken Mahmud son sözlerinde bize söyleyecek pek bir şey bırakmıyor aslında.

www.evrensel.net