21 Temmuz 2015 04:21

Taleplerimizin karşılandığı toplusözleşmeler için...

Paylaş

Birsen SEYHAN*

Yeni bir toplu iş sözleşmesi dönemine girmiş bulunmaktayız. Uzun zamandır sendikal hak ve özgürlüklerin geriletildiği, başta iş güvencemiz olmak üzere kazanılmış haklarımızın elimizden alındığı bir süreci yaşıyoruz. 2013 yılında sorunların asıl sahipleri muhatap alınmadan, Memur-Sen ile AKP Hükümeti arasında “satış” olarak değerlendirdiğimiz bir sözleşme imzalandı. Bu sene de aynı sahne sergilenmek istenecektir.
Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olarak hem bu oyunu açığa çıkarmak hem de taleplerimizi belirlemek için; işyerlerimizde, yani sorunlar ve çözümlerinin asıl kaynağında çalışmalar yaparak bu döneme hazırlandık.
SES’in kuruluş sürecinden bugüne en temel taleplerinden birisi “grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı”dır. Herkese ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli, kamusal ve ana dilinde sağlık ve sosyal hizmet hakkını savunuyoruz. Koruyucu sağlık hizmetinin öncelendiği, Sağlık Uygulama Tebliği uygulamaları ile sağlık hizmetinin daraltılmadığı, katkı katılım payları ve primler ile halkın soyulmadığı bir sağlık sunumu da TİS taleplerimiz arasındadır.

BİRLİKTE BELİRLEDİK
İşyerlerimizde yürüttüğümüz anket, toplantı ve çalıştaylarla çalışma koşullarımızdan aldığımız ücrete, sosyal haklarımızdan meslek hastalığı ve iş kazalarına çeşitli başlıklar altında topladığımız TİS taleplerimizi oluşturduk. Çözüm önerilerini konuştuk. Bu masada asıl muhatabın sağlık ve sosyal hizmet alanında hizmet üreten emekçiler olması gerektiğini ve bunu nasıl gerçekleştireceğimizi tartışmaya çalıştık. Gerçekleştirdiğimiz merkezi kurultayla akademisyenlerle sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarını buluşturduk.
İşyerlerinden kurultaya taşıdığımız başlıklarla atölye çalışmaları gerçekleştirdik:
* Çalışma koşullarımız gün geçtikçe daha da çekilmez hale geliyor. Performans baskısı, sürgün ve soruşturma tehdidi, mobbing vb. derken soyunma odalarımız bile elimizden alınarak hasta odasına dönüştürülmüş, aldığımız ücret erimiş, iş güvencemiz ortadan kalkmış, meslek tanımımız kalmamış, herkes her işi yapar hale gelmiştir.
* Temel ücret ödemesinden vazgeçilmiş, performansa göre, çalıştığımız kurumlara kazandırdığımız kadarıyla maaşımıza yansıyan ücretle yetinmemiz istenmiş dolayısıyla çalışırken bile yetmeyen kazancımız emekli olmamıza bile engel olmuştur.
* Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri için bir zamanlar az da olsa var olan kreş, lojman, yemek, tatil, giyecek yardımı, servis gibi en temel sosyal haklar hak olmaktan çıkarılmış; yıllık izin, hastalık izni, analık izni kullanımında maaş ve ek ödemelerden yapılan kesintilerden dolayı çalışanlar bu hakları kullanmaktan vazgeçer hale getirilmiştir.
* Gece gündüz kesintisiz hizmet veren sağlık ve sosyal hizmet emekçileri uygulanan politikalarla köleleştirilmiş, yetmemiş sistemde meydana gelen aksaklıkların sorumlusu sayılmış, iktidar tarafından hedef gösterilmiştir. Bu durum bizleri itibarsızlaştırmış, sağlık çalışanına şiddet olağan hale getirilmiştir. Hatta bizler birer birer ölürken yetkililerin tek çözümü silahlı polisleri çalıştığımız kurumlarda istihdam etmek olmuştur.
* Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları şiddetin dışında çalışırken de emekli olduktan sonra da sağlıklı bir birey olarak kalamamıştır. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının sağlığı da tıpkı ülkemizde emek alanında yaşanan iş cinayetleri ve iş kazaları gibi görmezden gelinmiştir. Alınacak güvenlik önlemleri, risk değerlendirmeleri gibi bizlerin sağlığını koruyacak, iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyecek tedbirler daha fazla kâr beklentisine heba edilmiştir.
* Sağlıkta dönüşüm programıyla hastaneler birer işletmeye dönüştüğü için bu işletmeler de ticari mantıkla yönetilmeye başlanmıştır. Sağlık alanı ile ilgisi olmayan, sadece ticaret anlayışı ile görev yapan idareciler, çalışanlar üzerinde oluşturduğu baskıyla çalışma alanlarını çekilmez hale getirmiştir.
* Sağlık ve sosyal hizmetler kadın ağırlıklı meslek grubuna sahip bir iş koludur. Çalışanların yarısından fazlasını kadınlar oluşturmaktadır. Ancak işyerlerimizin fiziki koşulları (giyinme, soyunma, dinlenme odaları gibi) idari kadrolarda yer alma, ücretler, çalışma saatleri düzenlenirken kadınlar yok sayılmıştır. Tüm emek alanında olduğu gibi alanımızda da kadınlar çıkarılan yasalarla bakım hizmetine daraltılmış işlere ve güvencesizliğe mahkum edilmiştir.
* İş güvencesi, işyeri güvencesi ve ücret güvencesi kaldırılmış sağlık ve sosyal hizmet alanında taşeronlaşma istihdam modeli haline getirilmiştir.
* Sosyal hizmetlerin kamusal bir hizmet olarak sunulmasından vazgeçilmiş, ihtiyacı olan herkesin ulaşması güçleşmiş; sosyal hizmetler sadaka haline getirilmiştir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Deniz Feneri gibi şaibeli dernekle 17 Nisan 2015 tarihinde imzaladığı protokolle ayni ve nakdi yardıma ihtiyacı olan çocukların sorumluluğunu Deniz Feneri Deneğine devretmiştir. Bu ve benzeri iş birliği ve protokollerle devlet kendi sorumluluğunu üzerinden atmakta; şirket, dernek ve vakıflar aracılığıyla, sosyal hizmet alanında özelleştirme ve taşeronlaştırmayı iyice yaygınlaştırmaktadır. Sosyal hizmet alanında yıllardır uygulanan politikalarla tüm emek alanında yaşanan esnek, güvencesiz ve angarya çalışma sosyal hizmet emekçilerine de dayatılarak mağduriyetleri bir kat daha arttırılmıştır.

HER TÜRLÜ BÖLÜNMEYE KARŞI
Bütün bu uygulamaları hayata geçirenler sistemli çalışıyorlar ve tüm çelişkilerine rağmen kendi aralarında örgütlüler. Onlar kendi çıkarlarını ortaklaştırırken biz emekçileri bölmek için formüller oluşturmayı unutmuyorlar. Bunun sonucu olarak; rekabete dayalı çalışma ortamı yaratılmış, performans sistemiyle çalışanlar yarıştırılmış, iş barışı bozularak ekip hizmeti anlayışı ortadan kaldırılmıştır. Sermaye ve devlet kendi güdümünde kurdukları sendikalarla da bu bölünmeyi arttırırken TİS’in içeriğini de tamamen boşaltmışlardır. Yandaş sendikalarla sendikal anlayış bozuşturulmuş, emekçilerden kopuk, masa başı, uzlaşmacı bir sendikal anlayış oluşturulmuştur. Yetmemiş emekçileri siyasi inanç, din, etnik kimlik üzerinden ayrıştırmış, suni gündemlerle emekçilerin birliğini bozmuştur. Bütün bunların tek sebebinin örgütlü olmanın gücünden korku olduğunu biliyoruz.
Bize düşen işyerlerinde belirlediğimiz talepleri ön plana çıkarıp bütün sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ile birlikte tartışmaktır. Mücadeleyi örmenin yolu bütün emekçilerin bu ortak talepler etrafında birleşmesinden geçmektedir. TİS talepleri belirlenirken sendika üyesi olsun ya da olmasın veya farklı sendikalara üye olsun tüm emekçilerin bu tartışmalara katılımı önemlidir. TİS masasında talepler karşılanmadığında emekçiler için mücadele bitmeyecektir. Örgütlü birleşik bir mücadeleye ihtiyaç devam edecektir.

SENDİKALARIMIZI NASIL KURDUĞUMUZU HATIRLAYALIM
Tarih, işçi ve emekçilerin bir araya geldiğinde neleri başarabileceğini, kimleri dize getirebileceğini gösteren örneklerle doludur. Bunun en yakın örneğini metal işçilerinin direnişinde gördük. Tam da kamu emekçilerinin toplu iş sözleşmesi süreci başlamışken bizler için fiili meşru mücadelenin canlı bir örneğini sergilediler. Tıpkı kamu emekçileri sendikalarının ilk kuruluş sürecinde olduğu gibi...
Metal işçilerinin direnişinde gördüğümüz gibi toplu iş sözleşmesi ancak güçlü bir örgütlenme ile başarılabilir. Metal işçilerinin en temel itirazı sözleşmenin süresinin üç yıla çıkarılmasıydı. Çünkü üç yıllık sözleşme ile işçilerin en önemli mücadele aracı olan toplusözleşmeleri etkisiz hale getirilecektir. Kamu emekçileri için de TİS, 2013 yılına kadar her yıl yapılmaktaydı. Son imzalanan satış sözleşmesiyle kamu emekçileri doğru düzgün zam alamamış enflasyon farkı altında ezilmiştir. Doğum, çocuk, aile, eş yardımları 2013 yılı öncesine göre yapılmıştır. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri iki yıl önce yandaş sendika tarafından emekçiler adına yapılan satış sözleşmesini unutmayacaktır. Ancak mücadele etmezsek TİS süreleri tıpkı metal işçilerinde olduğu gibi üç yıla da çıkarılacaktır. Böylesi bir sendikal anlayışı sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin gündemine getirmeli, gerçek örgütlülüğü ve mücadele araçlarını tartışmalıyız.
Emekçilerin en önemli mücadele aracı sermayeden ve devletten bağımsız sendikalardır. Mücadeleden yana sendikaların çatısı altında emekçilerin üretimden gelen gücünü kullanmaları en etkili araçtır. Bütün emeği ile geçinenler gerçek anlamda bir grevi örgütleyebilecek gücü yakaladığında, toplu iş sözleşmeleri de emekçilerin taleplerinin birer ifadesi haline gelecektir.

* Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Sekreteri

ÖNCEKİ HABER

Sarıkeçililer: Göç yollarını birlikte yaşayalım

SONRAKİ HABER

Mersin Erdemli'de orman yangını

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa