19 Temmuz 2015 04:45

Göçmen kadınlar yokluk ve mekansızlık girdabında

'Birkaç aile birlikte yaşıyor. Bu yaşam biçimi hiçbir zaman kadınlara sorulmuyor. Kadın gitmek istiyor mu, nerede, kimle yaşamak istiyor? Bunlar sorulmuyor bir kere. Yokluğun, yoksulluğun, mekansızlığın içinde yaşamak özellikle çocuklar ve kadınlar için sorun oluyor. Kadının kendine ait özel bir yaşamı yok, adı yok, kimliği yok. Kişisel, sosyal haklarını bilmiyorlar.'

Paylaş

Elif Ekin SALTIK
Ankara

Almanya’ya işçi göçü, ‘90’larda Kürt göçü, Bulgaristan Türklerinin göçü, Suriyelilerin ülkemize göçü, ekonomi, işsizlik, afet vb. nedenlerle yaşanan göçler... Ekonomiden siyasete, kentleşmeden hukuka yaşamın her alanını etkileyen göç olgusu, bir şekilde, Türkiye’nin gündeminden hiç çıkmadı. Bu gerçeğe dikkat çeken Sultan Acar, göçlerden kaynaklı olarak yaşanan ve yaşanabilecek sorunlara karşı strateji geliştirecek bir ‘Göç Bakanlığı’ kurulması gerektiğini ifade ediyor.
Bu alanda uzun yıllardır araştırmalar yapan Avrupa Birliği Proje Yazar ve Koordinatörü Sultan Acar’ın, özellikle ‘90’lı yıllarda devlet baskısı, köy boşaltma ve yakmalardan kaynaklı Kürt göçüyle ilgili çalışmaları var. Bölgede, daha çok kadınlarla çalışma yürüten Acar, göçün pekiştirdiği yokluk, yoksulluk, mekansızlık, kimliksizlik ve şiddetin kadınlar ve çocuklar üzerindeki travmatik etkilerine dikkat çekiyor.

Özellikle bölgede, zorunlu göç üzerine çalışmalar yürüttünüz. Nerelerde bulundunuz, nelerle karşılaştınız bu çalışmalarınız sırasında?
Özellikle 1980 ile 1990’lı yıllar arasındaki süreçte bölgede yaşanan göçlerle ilgili çalışmalar yaptım. 2001 yılında Mardin’e gitmeye başladım, 2003 yılından sonra ise uzun süre yerleşik olarak kaldım Mardin’de. Gittiğimde bir enkazla karşılaştım Mardin’de. Çatışmalı dönem bitmiş, olağanüstü hal kalkmıştı. Ama OHAL’in ve korucuların insanlar üzerindeki baskısı gözlemleniyordu. Mardin civarında Diyarbakır yolu üzerinde bütün boşaltılmış köyleri gezdim, çünkü önce oraları gösterdiler bana. Hep göç ve zulüm hikayeleri dinledim. Bana güvendikçe anlatabildiler bir şeyleri. İnsanlar çok ciddi travmalar yaşamıştı.
Savaştan dolayı Mardin ilçelerinden çok yoğun göç almış Evren Mahallesi’nde çalışmalar yürüttüm. Oradaki kadınlarla yaşadıklarım çok büyük bir deneyimdi benim için. O kadınların yoksulluklarını görüyorsunuz, aile içi sorunlarını, eşleriyle yaşadıkları cinsel sorunları konuşuyorsunuz, çok ciddi düzeyde yaşanan çocuk ölümlerini görüyorsunuz, travmatik olaylarla karşılaşıyorsunuz... Örneğin; Neriman isimli bir kadın vardı. Eşi kaza geçirmiş, sakat. Neriman’da örgü yaparak üç beş kuruş para kazanıyor. Hesap, kitap bilmiyor. Gelip bana sordu: ‘Sultan Hanım ben ne kadar para kazandım?’ Ben de, ‘600 lira kazandın’ dedim ve ‘Ne alacaksın bu paraya?’ diye sordum. ‘Tuz, un, kil alacağım, şunları yapacağım. Geriye ne kadar param kalıyor’ dedi. 50 lira deyince ‘Ben 8 bayramdır kendime kıyafet almadım. Kalan 50 liraya da kumaş alıp kendime elbise diktireceğim’ diye cevap verdi. Kadın önce çocuğunu, evini, kocasını düşünüyor; en son kendisini düşünüyor. Evine gidiyorsun keçiyle yaşıyor. O keçinin sütünden yararlanıyor. Keçi hasta olur ona süt vermezse diye kaygılanıyor. Bir çocuğuymuş gibi evinin içinde, yattığı yerde o keçiye bakıp onu iyileştirmeye çalışıyor.

AL GÖTÜR, NİKAH YAPMASAN DA OLUR!
Göç eden kadınlar, özel olarak ne gibi sorunlar yaşıyorlar?

Göç eden insanlar terk ettikleri topraklarda rahat yaşarken, hayvanları varken toprakları yakılıyor, hayvanları katlediliyor. Topraklarından zorla göç etmek zorunda kalmış bu insanlar hem devlet hem korucu baskısı ve korkusu yaşıyor. Yerleştikleri yerde de kötü muamelelerle karşılaşıyorlar. Belediye su, elektrik vermiyor. Bu insanlar gittikleri yerlerde 1500, 2 bin kişilik gettolar oluşturmuş. Şehir merkezlerine inemiyorlar, çünkü potansiyel suçlu olarak görülüyorlar. Kadınlar özelinde incelediğimizde kalabalık şekilde yaşıyorlar. Birkaç aile birlikte yaşıyor. Bu yaşam biçimi hiçbir zaman kadınlara sorulmuyor. Kadın gitmek istiyor mu, nerede, kimle yaşamak istiyor? Bunlar sorulmuyor bir kere. Yokluğun, yoksulluğun, mekansızlığın içinde yaşamak özellikle çocuklar ve kadınlar için sorun oluyor. Kadının kendine ait özel bir yaşamı yok. Kadınlar cinsel yönden sıkıntılı olduklarını, eşleriyle bir arada olamadıklarını söylüyorlardı. Çocuk ölümleri çok fazlaydı, çünkü sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar ve ilkel koşullarda, hijyenik olmayan ortamlarda yaşıyorlar. İster istemez mikrop kapıyorlar. Çocuklar ve kadınlar hep hastaydı. Kadınların en çok yaşadığı rahatsızlık da kadın hastalıkları...
Bunların dışında eşler büyük şehirlere çalışmaya gidiyor ya da çocuklar işçi oluyor. Benimle birlikte çalışan kadınlardan birinin kızı İstanbul’da tekstilde çalışıp annesine para gönderiyordu. 11 yaşında gitmiş; ben Mardin’e gittiğimde 13-14 yaşındaydı. Kadınlar çok zor şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Kadınlar hem devlet baskısına hem de ataerkil yapının getirdiği aile, erkek baskısına maruz kalıyordu. Kadının adı yok, kimliği yok. Kişisel, sosyal, kadın haklarını bilmiyorlar. Erken evlilikler çok fazla. Başlık parası çok yüksek. Kızlar bir geçim kaynağı olarak görülüyor. Askerle, memurla evlendirmeler fazlaydı. Hatta ‘Al götür, nikah yapmasan da olur!’ diyen aileler vardı. Çünkü bir boğaz eksilecek sofradan. O kızın akıbetinin ne olacağı düşünülmüyor. Ama bu tamamen çaresizlikten gelişen bir durum. Ekonomik koşullar onları o düzeye getiriyor.

ŞEHİR UZAK AMA HAYALİ YAKIN
Çalışma yaşamı içerisine giren göçmen kadınların durumu nedir?

Kadınlar genelde temizlik ya da çocuk ve yaşlı bakımı gibi işlerde çalışıyor. Çok düşük ücretle ve sigortasız, güvencesiz çalışıyorlar. Günübirlik, saatlik temizlik işçiliği de yapıyorlar, ırgat da oluyorlar. Çok ciddi bir istismara maruz kalıyorlar. Kadın erkekle aynı işi yapmasına rağmen, hatta çok daha güzel yapmasına rağmen, erkek 50 lira alıyor kadın 30 lira. Çocuklar da ırgat olarak çalışıyorlar ve okullarından geri kalıyorlar. Tarım ilaçlarına maruz kalıyorlar. Yine çocuk ölümleri çok fazla; bakımsızlık had safhada...

Kadınlar topraklarına geri dönmek istiyor mu?
Kadınlar, özellikle de gençler ‘Köyünü, hayvanlarını geri verseler tekrar dönmek ister misin?’ diye sorduğumda dönmek istemediği cevabını veriyor. Bu da çok ilginç.. Şundan dolayı istemiyor; uzakta bir şehir var, her ne kadar uzak olsa dahi çarşıya inip alışveriş yapıyor. Oradaki imkanları görüyor. Konuştuğum kadınların 10’da ikisi gitmek isterim diyor. Gençler asla dönmek istemiyor. Burası güzel, her şey var diyor. Rahatlığa tam olarak ulaşamasa bile bir gün ulaşacağını hayal ediyor ya da çocuğunun o koşullarda iyi yaşayacağını hayal ediyor. Gençlerin en çok istediği iş. Kadın erkek fark etmeden iş istiyorlar.

GÖÇ BAKANLIĞI KURULMALI
Göç alan şehirlerdeki insanlar bu süreçten nasıl etkileniyor?

Göç alan şehirler de travmatik durumda. Mesela Van şehri... Van’ın nüfusu, olanakları, kaynakları belli. Bir anda 100 bin kişi gelmiş Van’a. Van’da yaşayan halk travma yaşıyor. Güvenlik sorunu yaşıyor, işi, yemeği, var olan imkanlarını paylaşıyor. 100 bin kişilik kapasite artırımı ile ilgili bir yatırım yapılmamış orada. Hastane, sağlık ocağı kendine zor yetiyor. Konut yok, kiralar müthiş artıyor. Yaşayan yerli halk da panikliyor. Çünkü o daha ucuza çalışacak. Bugün Suriyelilerle yaşanan travma. ‘Kapım açıktı, eskiden hiçbir şey yoktu, ama şimdi hırsızlık arttı’ diyorlar örneğin. Ve suçlu göç edenler! Çocuklarıma zarar verecekler, devlet dairelerine girecekler, ekmeğimi kaybedeceğim diyor insanlar. Canavar bir toplum ortaya çıkıyor. İnsanlar birbirine hoşgörüsünü kaybediyor. Yardımlaşmayı kaybediyor. İnsani duygulardan uzaklaşıyorsunuz. Öfke var, kızgınlık var iki taraflı. Çünkü o insanlar zorla yerlerinden edilmişler. Burada bir devlet yok. Kişiler karşı karşıya kalıyor ve şehirde çatışma başlıyor. Ancak, bir göç bakanlığı olsa stratejik bir planınız olur.

Ne yapacak bu bakanlık, ne gibi bir işlevi olacak?
Siz göç alan bir ülkesiniz, göçte transfer bir ülkesiniz. Zaman zaman da göç veren bir ülkesiniz. Türkiye ekonomik göç vermiş, Avrupa’ya işçi göçü vermiş bir ülke. Çok da göç almış bir ülke. Ya da Türkiye üzerinden başka yerlere geçmişler. Bu göçlerden dolayı çok kültürlü, çok renkli bir ülke de olmuşuz. Göç bakanlığı ise ön görüler oluşturmada, strateji geliştirmede büyük bir öneme sahip olacak. Suriye ile ilgili politikasında Türkiye ne kadar göç alacağını, kaç kişinin buraya geleceğini bilmiyordu. Göçmenlerin öncelikle Türkiye’ye gelmesinde uluslararası anlaşmalar üzerinden bir bastırma oluyor; ‘Önce Türkiye’ye gelsin, sonra bize gelsin’ diye. İşte bir göç bakanlığı olursa size kaç kişinin gelmesi gerektiğini, kaç kişiyi ülkende karşılayabileceğin; onlara eğitim, sağlık, barınma gibi hizmetleri daha düzenli verebileceğin bir stratejin olacak. Göç bakanlığı bu çerçeve üzerinden kurulmalıdır diyor ve bunun için ısrarla dillendiriyorum.

Göç bakanlığı bu stratejiyi nasıl oluşturacak, neler yapacak?
Göç bakanlığında çok ciddi bir veri girişi olması gerekiyor. Kaç kişi göç etti? Bunlar kimlerdir? Kaçı kadın, kaçı çocuk, kaçı erkek? Hangi şehirden nereye göç edildi, nereye alındı?.. Zaten göç bakanlığınız olursa siz kafanıza göre göç etmezsiniz. Böyle bir tehlike olduğu zaman sizi yerleştirebilecekleri yerleri hazırlarlar. Bu bir doğal afetle bile ortaya çıkabilecek bir durum. Deprem oldu örneğin, ‘Sizi Van’a yerleştirelim, Ankara’ya, Eskişehir’e yerleştirelim’ gibi hazırlıklar yapılmış olur. Sosyal konutlar yapılır bu yönde, bir bütçe olur. Çalışanlar istatistikleri tutarlar. Çocuklar için gezici hastaneler olur. Ne kadar süreli tutacakları ile ilgili bir plan yaparlar. Afet geçtikten sonra insanlar geri mi dönecek, yoksa bulundukları yerde istihdam mı edilecek? Bunun hazırlığını yapar. Dönmek isterlerse de orada koşulları oluşturmaya çalışırlar. Devletin görevidir bu. Göç bakanlığınız olursa bir sürü kurumuyla bütün bunları planlayacaktır.

Bu konuda kitle örgütlerine, siyasi partilere, kadın örgütlerine bir çağrınız var mı?
Göç bakanlığı talebini insan hakları örgütleri, kadın örgütleri ve kitle örgütlerinin daha çok dile getirmesi gerekiyor. Çok geç kalınmış. Geçmişte Kürt sorunundan yaşanan göç, bugün Suriye’deki savaştan kaynaklanan göç... Yarın başka bir şey olacak ve yine göç olacak. Göç bakanlığı sadece dışarıdan aldığı göçleri değil verdiği göçleri de inceleyebilecek. Gençlerin neden Avrupa ülkelerine göç ettiğinin kaynağı bilindiğinde buna göre bir plan belirlenecek. İşsizlik mi var? Buna göre bir strateji belirleyerek gençlerin diğer ülkelere göç etmesinin önüne geçilmiş olacak.

‘YERİNDEN EDİLMİŞ KİŞİLER’İN YÜZDE 80’İ KADIN VE ÇOCUK
“Dünyadaki göçmen sayısı 200 milyondur. Yaklaşık yarısı kadındır. (Yüzde 48). Bu oran son 50 yıl için sabittir. Göç olgusunda önemli bölgesel farklılıklar vardır. Örneğin AB’ye giden kadın oranı yüzde 51, Asya’ya giden kadın oranı yüzde 43. Dünyadaki ‘yerinden edilmiş kişiler’in yüzde 80’i kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Yılda 800 bin kişi insan ticareti mağduru olmaktadır. Bunlardan yüzde 80’i kadın ve kız çocuklarıdır. Türkiye’de ise herhangi bir istatistiki çalışma yok.”

ÖNCEKİ HABER

Emek Gençliği: Dershane kavgasıyla gençliğin geleceği karartılıyor

SONRAKİ HABER

HDP’li Saruhan Oluç: İktidar savaşı bahane edip halkın iradesini gasbediyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa