Yeni bir Versay Antlaşması mı?

Yeni bir Versay Antlaşması mı?

Çok değil, bundan 6 ay önce “Radikal sol” SYRIZA, kemer sıkma politikalarına karşı bir alternatif olarak seçilmişti, ama Çipras Hükümeti geçen pazartesi 5 yıldır katı olarak uygulanan kemer sıkma politikalarından daha sert bir planın altına imza attı. KDV’nin artırılmasından, emeklilik yaşının uzatılmasına, ülkenin tüm zenginliklerinin peşkeş çekilmesine kadar bir çok sorun içeren bir özelleştirme planının yürürlüğe geçirilmesinin sorumluluğunu, aralarında kendilerini açıkça “Marksist” olarak nitelendiren bakanlar da üstlenmiş durumda.

Çipras, kendi partisinden muhalefet yükselince bu katı kemer sıkma planını sağın ve sosyal demokratların oyuyla parlamentoda onaylattı. Bu planla Almanya’nın başını çektiği AB emperyalist bloku, hizadan çıkmak isteyen bir halkı dize getirmek, Yunanistan’ı sömürgeleştirilmiş bir ülke haline getirmek istiyor. 5 yıldır dayatılan katı kemer sıkma politikaları sonucunda 10 milyarlık özelleştirme yapılmışken, bu sefer emperyalistler 50 milyar avroluk bir özelleştirmenin hayata geçirilmesini dayatıyorlar.
Bu hafta Almanya’dan Junge Welt’ten çevirdiğimiz Alman Komünist Partisi Başkanı Patrik Köbele’nin yazısı, ülkesinin oynadığı olumsuz role dikkat çekerken Yunanistan’ın nasıl sömürgeleştirildiğine vurgu yapıyor.

Fransa’dan çevirdiğimiz ve iki ekonomistin kaleme aldığı yazı ise Yunan halkını aşağılama ve borç altında ezilmesini öngören anlaşmayı 1919 Versay Antlaşması’na benzetiyor ve tarihten derslerin çıkartılmadığına vurgu yapıyor. Yazarlar 1930’larda Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesi ve dünyayı kan gölüne çevirmesinde Versay Antlaşması’nın rolünün büyük olduğuna dikkat çekerek, tarihsel hataların tekrar edilmemesi için Yunanistan’ın borcunun iptal edilmesinin kaçınılmaz bir seçenek olduğunu savunuyorlar.
İngiliz The Guardian’dan seçtiğimiz çeviri ise halkın referandumdan sonra uğradığı hayal kırıklığına ışık tutuyor.


SÖMÜRGELEŞTİRİLMİŞ ÜLKE

Patrik KÖBELE
Junge Welt

Aleksis Çipras, AB’nin haydutça baskısına boyun eğdi. Yunan Parlamentosunda yapılan oylamada halkın mahkum ettiği eski partiler Pasok, Nea Dimokratia (Yeni Demokrasi) yanında umut bağlanarak seçilmiş SYRIZA’nın bir bölümü bu çizgiye onay verdi. AB’nin baskı politikasına bağlı olarak çoktan yoksullaştırılmış halkın alım gücü, katma değer vergisinin yükseltilmesiyle, daha da azaltıldı, emekliler sefalete mahkum edildi ve devlete ait olan mülkler emperyalistlerin istediği bir heyete teslim edilerek Yunanistan’ın bağımsızlığı neredeyse tamamen yok edilmiş oldu.

Özellikle de son önlem, ekonomik açıdan bakıldığında Doğu Almanya Cumhuriyeti’nin ilhak edilmesine oldukça benziyor. Emperyalist şantajcıların politikaları yüzünden Yunanistan’da kitlesel yoksulluk, toplumsal sefalet artacak ve ödenmesi mümkün olmayan ve gittikçe artan borç girdabına girilecek.

AB’nin başladığı yerden devam ediliyor; Yunan halkı ve ekonomisi başını Almanya’nın çektiği en güçlü emperyalistlerin tekelci kapitalistlerine kurban olarak sunuluyor. Yunan tekelleri de ya emperyalist tekeller tarafından yutulacak ya da onların attıkları kemiklerden beslenerek yaşamaya devam edecek.  

Bu baskı politikasıyla AB, emperyalist bir birlik olduğunu tüm açıklığıyla göstermiş oldu. Aynı zamanda AB’nin Almanya’nın çizdiği hatta karakter değişikliği yaşamakta olduğu da ortaya çıktı. Bu durum, emperyalistler arasında çatışmanın artmasına yol açacak, Fransa, İtalya ve Almanya arasında çıkar çatışması derinleşecektir. Çelişkiler ortak çıkarlar temelinde geri planda tutulmaktadır, ancak Yunanistan modelinde de görüldüğü gibi dayatılanı kabul etmeyen, kafa tutan boyun eğmeye zorlanır

Şantaj yapan ile şantaj yapılanı aynı kefeye koymak mümkün olamaz, bu koşul Yunan Parlamentosu için de geçerlidir. Ancak parlamentonun AB’nin şantajına boyun eğmesiyle emperyalist haydutlara kafa tutulabileceği ve boyun eğdirilebileceği hayalinin yıkılması ve halk içinde umutsuzluk, karamsarlık ve kitlesel sağa kayma riski arttırılmıştır.  

Bu konuda Almanya’daki ilerici güçlerin sorumluluğundan da söz etmek zorundayız. Milli çıkarları bastırıp enternasyonalizmi güçlendirme yolunda adım atılamadı. Egemenler medya ve politikacıları aracılığıyla maalesef milliyetçiliği güçlendirdiler. Bu durumu değiştirmek Yunanistan, Almanya ve Avrupa Birliği’nde berrak analizler, kitlesel eylemler yapılması ve sınıf mücadelesinin güçlendirilmesini gerektirir.  

* Patrick Köbele: Alman Komünist Partisi (DKP) Genel Başkanı
(Çeviren: Semra Çelik)


BİR ÇOK YUNAN İÇİN ÇİPRAS BİR HAİN AMA BUNU ATLATACAKTIR

David PATRIKARAKOS
The Guardian

Aleksis Çipras Yunanlılara dünyayı vadetti, ama Avro Bölgesi’nin alacaklılarının yarattığı utanç verici durumdan kaçamadı. Seçmenler şimdi kendisini aldatılmış hissetse de, başka bir alternatif yoktu.

Geçen sene, seçim çalışması sona ermek üzereyken Yunan başbakanı Çipras Girit’te halka büyük vaatlerde bulunmuştu. “Biz davulu çalarız ve onlar da oynar. Ve Girit’te olduğumuz için biz Lyra’yı çalarız ve pazarlar pendozalı halk oyunlarını oynarlar” demişti. Pendozalı Girit’te yaygın geleneksel bir halk oyunu.

Altı ay sonra pazarlar, dans etmeseler bile derin bir nefes alabildiler. Ve Çipras davul çalıyorsa herhalde bunu ağır ve üzgün bir şekilde çalıyordur.

Geçtiğimiz hafta halka sürekli Yunanistan’ı çökerten tasarruf politikalarını kaldırma sözleri verdikten sonra, Çipras ülkeye daha fazla tasarrufa, vergi yükselişlerine ve daha fazla sefalet yaratacak bir ekonomik paket önerdi.

Dün alacaklılar bu koşulları kabul etti ve bir anlaşmaya varıldı. Daha da kötüsü Çipras’ın referandum çağrısı, ve geçen hafta yapılan referandumda onun çağrısı üzerine, seçmenlerin daha fazla tasarruf politikalarına karşı hayır oyu kullanmasından sonra yaşandı bu gelişmeler. Çipras’ın elinde hayır demek için bir güç varken, o evet dedi.

Bu hareket şimdiden büyük, ama şu ana kadar kontrol edilebilinen, Yunanistan’ın iktidardaki koalisyon partisinde bir çatışma yarattı. Çipras’ın sol platformuna önderlik yapan Enerji Bakanı Panayıotis Lafazanış bu kararı yasaya çevirmek için gereken oyu vermeyeceğini belirtmişti. Fakat istifa etmeyeceğini de söyledi. Diğer yandan, Çipras’ın koalisyon ortağı olan Bağımsız Yunan Partisinin B0aşkanı Panos Kammenos’da partisinin bu kararı desteklemeyeceğini söyledi. Ama Lafazanis gibi Güvenlik Bakanı olarak istifanın söz konusu olmadığı belli. Üstelik partisini koalisyondan çekme gibi bir tercihi de yok. Anlaşılan o ki Yunanistan siyasetinde de aykırı düşünce konusunda belli sınırlar varmış.

Çipras’ın bu anlaşmayı zorla geçireceğinden eminim. Tüm siyasi partilerden anlaşmaya destek var. Yunan siyaseti içinde Çipras’a veya onun partisine karşı güvenilir bir alternatif yok.

Milyonlarca insan, dışarıda ve içerde, bu durum konusunda hayal kırıklığına uğradı. Borç verenlerin Yunanistan’a dayattığı ağır koşullar Avrupa’nın birçok ülkelerinde üzüntüyle ele alındı ve sosyal medyada  bu bir darbedir (#ThisIsACoup) trendi Twitter’da paylaşıldı.

Yunan solu için bu tatmin edici olsa da, sürekli Çipras’a ve partisine şüphe ile bakan alacaklıların yarattığı aşağılayıcı durumun altını çiziyor bu gelişmeler. Çipras bunu da atlatır. Şu an yaşadığı sorun iki türlü. Yunanistan’ı bu zor süreçten çıkarmak ve kayıp ettiği desteği geri kazanması gerek. Bu kolay olmayacak. [..]

Gitmeye hazırlanırken, sokakta röportaj yaptığım bir adam, Terry, bana son bir söz söylemek istedi. Çipras hakkında bir şey yazacaksan onun ihanetçi olduğunu yaz dedi. Bundan önceki birçok siyasetçinin böyle olduğunu biliyorduk ama Çipras’ın gerçekten farklı olduğunu düşünmüştük diye vurguladı.

(Çeviren: Çınar Altun)


YUNANİSTAN: AVRUPA HAYALİNİN SONU MU?

Helene TORDJMAN
Dany LANG
Liberation

5 Temmuz Pazar günü Yunanlılar kitlesel olarak AB’nin istediği ek kemer sıkma önlemlerine hayır dedi. 5 gün sonra Aleksis Çipras, borcun miktarı konusunda ciddi bir tartışmanın yeniden başlatılması şartıyla, AB’nin dayatmalarını genel hatlarıyla kabul etti. […] Başından beri, normal olan her iktisatçı Yunan borcunun ödenmesinin mümkün olmadığını biliyordu. Art arda dayatılan kemer sıkma planları her türlü kalkınmayı daha başından boğduğu için, borç sürekli arttı. Uluslararası alıcıların çıkarlarını savunan IMF bile bu hafta yunan borcunun tekrar gözden geçirilmesini ilan etti.

13 Temmuz Pazartesi günü imzalanan “anlaşma” kelimenin tam anlamıyla Yunanistan’ı eziyor ve halkını aşağılıyor. […] Olası bir mali planı (82 ile 86 milyar arasında) daha önceki kemer sıkma planlarından daha katı bir planın onaylanma zorunluluğuna bağlıyor. […] Pazartesi imzalanan planın merkezinde borcun tekrar ödenmesi sorunu vardı, zira kısa vadede Yunanistan’ın iflas etmesi ve Avro Bölgesi’nden çıkmasını engelleme tartışmaların merkezindeydi. Eğer koşullar yerine getirilir ve 82 ile 86 milyar avro Atina’ya ödünç verilirse, bunların kullanımı da katı bir denetimle izlenilecek. Şimdiden 10 ile 25 milyarı (özelleştirmelerden elde edilen 25 milyara ek olarak) banka sektörü için “Kurumlara” ayrılması öngörüldü. […] Yalnız Avro Grubu sorunun en mantıklı çözümünü, yani borç miktarını düşürmeyi açıkça reddediyor. Avrupa devletlerinin kasalarında toplam 1000 milyar avro açık varken, Merkel’in yönettiği Avro Grubu  sorunun özünü, yani ödenemez ve her geçen gün daha da ağırlaşan borçları tartışmayı kabul etmiyor ve vesayetçi önlemlerle Yunanistan ekonomisini yıkmayı tercih etti. Üstelik her yerde yazılanın tersine Yunanistan ve Yunanlılar son yıllarda büyük fedakarlıklar yaptılar: 5 yıl içinde milli gelirin yüzde 25 gerilemesine, işsizlik oranının yüzde 25’lere yükselmesine (gençlerde yüzde 50), insani felaketin yaşanmasına (3 milyon Yunanlı sağlık hizmetlerinden faydalanamıyor, ortalama yaşama oranı büyük oranda geriledi) rağmen bütçedeki ana borç (Yani borcun faizlerinin ödenmesi dışında) milli gelirin yüzde 0.6’sına indirildi.

Dayatılan bu mekanizmanın sonuçları bilinmeyen bir şey değildir. Ta 1919’da, Versay sözleşmesinin İngiliz temsilcisi John Maynard Keynes, yıkılmış bir Almanya’ya savaş tahribatlarını ödetmenin yol açacağı ekonomide ki durgunluk ve neden olacağı sonuçları önceden öngörmüştü. Salonu terk etmeden önce bir halkı aşağılamanın ve ödenmesi imkansız bir borcun altında ezmenin yıkıcı sonuçları konusunda herkesi uyarmıştı. Ta o dönemde borcun kısmi ya tamamen iptal edilmesini savunuyordu. Karar verenler onu duyumsamazlıktan geldi ama tarih onu trajik bir şekilde haklı çıkarttı.

Görünen o ki Sayın Merkel ve Schäuble, kendi tarihlerinin bu acılı sayfasını unutmuşlar, nasıl ki 1953’de, İkinci Dünya Savaşı’ndan tam 8 yıl sonra, Versay’da yapılan hataları tekrarlamamak için Almanya’nın borçlarının silindiğini unuttukları gibi. Ama yalnız değiller, tüm Avrupa açısından can alıcı bir dönemden geçildiği şu koşullarda tüm ülke yöneticileri toplumsal hafızalarını yitirmişler. Nazi felaketinden sonra Almanya’ya tanınan önlemin bugün Yunanistan’a tanınmaması için Yunan halkının hangi daha ağır suçu işlediği sorulmalıdır. Oysa ki Yunanistan’ın 320 milyarlık borcu, AB’nin 10 trilyonluk yurt içi hasılasının sadece yüzde 3’üne denk düşüyor ve unutulmamalı ki Avrupa bankaları ve tekellerinin 1 trilyon avrosu vergi ödememek için rahat rahat vergi cennetlerinde yatıyor.
1980’lerin liberal virajından bu yana Avrupa her geçen gün daha katı, daha bencil ve daha sönük bir proje etrafında ilerliyor ve kitleleri bunun etrafında coşturmamaktan şikayetçi. Demokratik meşruiyetten yoksun olmaya bir de açıkça halk yerine uluslararası finansın hizmetinde olma eklendi. Ama Yunan referandumu daha da kötü bir şeyi gözler önüne serdi: Bugüne kadar bürokrasiye özgü anlaşılmaz jargonun ardında gizli olan teknokratik kurumların şiddeti, bugün AB’ye ve Avro Bölgesi’ne üye olan bir halkın onur ve ulusal egemenliğine karşı kullanılan şiddet olarak artık açıkça gözler önüne serildi. Üstelik hiçbir sorunu çözmeyerek. […]

*Paris XIII Üniversitesinden ekonomistler
(Çeviren: Deniz Uztopal)

www.evrensel.net