16 Temmuz 2015 04:57

İran'la nükleer anlaşma: Taraflar memnun Ortadoğu tedirgin

Paylaş

Şükrü TAŞ

İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi 5 ülke (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) ve Almanya (P5+1 ülkeleri) arasında sürdürülen nükleer müzakerelerde anlaşmaya varıldı. Peki bundan sonra ne olacak? Söz konusu anlaşma İran başta olmak üzere bölgeyi nasıl etkileyecek? Aslında bunu tahmin etmek zor değil, ama bunun için önce dünden bu güne yaşananlara kısa bir göz atmakta fayda var.

ABD’NİN ŞAH SEVGİSİ VE KRİZ

Aslında İran’ın nükleer programı ABD tarafından ciddi şekilde desteklenen Şah Rıza döneminde başlamıştır. Burada unutulmaması gereken bir nokta var; Şah’a nükleer program hazırlayıp çalışmalara başlamasını ABD’nin önermiş olması!

Şah’ın devrilmesinden sonra ise nükleer program bir krize dönüşmeye başladı. 1978 İran İslam Devriminden bu yana ise İran’ın nükleer programı İsrail ve batı açısından ciddi bir sorun haline geldi. Program başarıya ulaşırsa Tahran yönetimi kendi halkına ucuz elektrik sağlayabilirdi, evet; ama aynı zamanda atom bombası yapma imkanı da olacaktı.

Bu durum ise İsrail başta olmak üzere Batı’yı fazlasıyla tedirgin ediyordu. Yıllar içinde taraflar arasındaki gerilim yükseldi. Sonunda Obama, ocak 2009’da ABD Başkanı olarak ilk konuşmasında, isim vermese de, İran’a “açılım” mesajı gönderdi. Bu durum ilişkilerin bugüne ulaşmasında önemli noktalardan biri olarak yorumlanabilir. 

2009-2012 yılları arasında ürkek bir takım girişimler olmasına rağmen, Batı ile İran arasında yaşanan “nükleer” merkezli krizin çözüm sürecine girmesi ise 2013’te oldu. Kuşkusuz bunda daha ılımlı olan Hasan Ruhani’nin İran Cumhurbaşkanı olması sürece olumlu yansıdı. 

Öte yandan 2008’den beri süren ekonomik durgunluk Batı’yı yormuştu, kimse savaşacak halde değildi, yaptırımlar İran ekonomisini de özellikle yoksul halkı ve orta sınıfı ezmişti, Batı’nın yanı sıra İran’ın sermayesi de geri adım atmaya hazırdı.  

Sorunda Ahmedinecad’ın görev süresi doldu, ılımlı kanattan Hasan Ruhani, İran Cumhurbaşkanı seçildi ve herkes aynı anda düğmeye bastı. 

Ruhani’nin seçildiği 4 Ağustos 2013 baz alındığında yaşanan diğer bir önemli durum ise İran’ın nükleer programını kısmen durdurması üzerine uluslararası yaptırımların kısmen kaldırılmasını öngören Cenevre Anlaşması’nın imzalanması oldu. 

KRİZ YILLARINDA İRAN VE ORTADOĞU

Nükleer sorunun ilk patlak verdiği 1978 yılından günümüze kadar geçen sürede var olan bu kriz bölgeyi fazlasıyla etkiledi. 

Ortadoğu’daki ABD yanlısı ülkelerle İran arasında sürekli bir kriz hali söz konusuydu. Başta İsrail olmak üzere ABD’nin diğer müttefikleriyle İran arasında adeta bir soğuk savaş yaşanıyordu. Bununla birlikte uygulanan ambargo nedeniyle diğer ülkeler İran’ın zenginliklerinden (petrol ve doğal gaz) yararlanamazken, İran ise sürekli yalnızlaşıyordu. 

Batı ile İran ve diğer bölge ülkeleri arasında yıllardır süregelen bu durumu tersine döndüren pek çok neden var. Bir kısmını yukarıda saydık, özellikle ekonomik temelli olanlarını. Ancak İran ile Batı ilişkilerinin değişmesinde Arap ayaklanmaları ve Ortadoğu’da yaşanan iç savaşlar ve belirsizlikler de önemli yer tutmakta. 


Peki şimdi ne olacak?

Görümüyor ki İran ile Batı arasında “nükleer” temelli krizde varılan uzlaşı sadece ekonomik temelli değil, bölgedeki karışıklık açısında da yeni bir dönemin başlamasına neden olacak mahiyette. 

Anlaşmayla birlikte İran’ın bölgedeki etkisi artacak, bölgede rekabet ettiği ülkeler karşısında güç kazanacaktır. Ambargonun kalkmasıyla önemli bir ekonomik rahatlamaya kavuşacaktır. ABD ve Avrupa nezdinde, karmaşık ve belirsizliklerle dolu, güvenlikten yoksun bölgede, ne yapacağı belli, etkisi geniş ve sorunlarını çözmüş bir ülke olarak diğer bütün bölge ülkeleri içinde özel bir yer kazanmış olacaktır. Aynı zamanda Güneybatı politikaları bakımından da dünya diplomasisi ve politikaları bakımından da ağırlığı olan bir ülke konumuna yükselecektir.  

İran’ın bölgede ekonomik siyasi ve askeri olarak desteklediği önemli dayanakları var. Irak merkezi hükümeti Suriye’de Esad rejiminin yanı sıra Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husilerin Ensarullah Hareketi, Bahreyn’de El-Vifak, Irak’ta Haşdi-i Şabi (Halk Kalabalıkları) bulundukları ülkelerde önemli güçleri var. 
Hizbullah İsrail’e karşı verdiği mücadele ve kazandığı başarılarla biliniyor. Son yıllarda Suriye’de yaşanan krizde Esad güçleriyle birlikte savaşıyor ve bunu gizleme gereksinimi de duymuyor. Husilerin Ensarullah Hareketi, Yemen’in büyük bir bölümünü denetiminde bulunduruyor. Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği koalisyon güçlerinin hava saldırılarına rağmen ilerleyişini sürdürmektedir. 

Irak’taki Haşd-i Şabi binlerce silahlı milisi bulunan etkin bir Şii örgütü. Tikrit’in IŞİD’ten alınmasında önemli bir rolü oldu. El-Vifak da Bahreyn’de ana muhalefet konumunda. Liderleri Şeyh Ali Salman, Suudi yanlısı yönetim tarafından tutuklansa da her gün daha da güçleniyorlar. Ali Salman’ın tutuklanmasını on binlerce kişinin protesto etmesi bunun bir göstergesi. Bu örgüt ve hareketlerin ortak bir özelliği ise Şii mezhebinde; İran devletiyle aynı mezhepte olmaları. Bu Şii örgütler bölgenin en diri ve mücadeleci örgütleri. Bütün bu özellikler İran için avantaj ve güç oluştururken, başta İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye, Mısır vb. bölgenin diğer ülkelerini tedirgin etmektedir. Çünkü ABD ve Batıyla anlaşmış bir İran’ın bölgede kendilerinin zayıflamasına neden olacağı düşünülmektedir.

ABD BÖLGEYİ YENİDEN DÜZENLEMEK İSTİYOR

ABD ile Irak üzerinde epeyce bir zamandır iş birliği, Tikrit’in IŞİD’ten alınmasında birlikte yürütülen savaş ve elde edilen başarı, İsrail ve Suudi Arabistan’ın tedirginliğini daha da arttırıyor. Ortadoğu bu kadar karışmışken ve sınırlar da dahil her şey yeniden belirlenecekken ABD, İran ile eskisi gibi bir ilişki sürdürmek istemiyor. İran da dahil bütün bölgeyi kendi kontrolünde yeniden dizayn etmeyi planlıyor.  

ABD ve AB için ekonomik bir iş birliğinin yolu açıldı. Uzun süredir, seksen milyonu aşkın nüfusuyla ABD’li Avrupalı şirketlerin iştahını kabartan İran pazarı artık ellerinin altında. ABD ve Avrupa jeostratejik bakımdan da ekonomik olarak da kazançlıdır. Başta petrol şirketleri olmak üzere, otomotiv ve askeri sanayi ve İran’la ticaret için sabırsızlanan diğer tüccarların keyfine diyecek yok.

TÜRKİYE DE TEDİRGİN

Anlaşma ABD ve Avrupa açısından da memnuniyet verici olmuştur. 

Öte yandan Türkiye ise anlaşmada memnun olduğunu söylese ve ekonomik (ticari) olarak bazı faydalar sağlasa da, İran’ın bölgede bu kadar güçlenmesi İsrail ve Suudi Arabistan kadar olmasa da Türkiye’yi de tedirgin etmektedir.   


2 NİSAN UZLAŞMASI

* 12 yıllık sürecin ardından Lozan’da 2 Nisan’da varılan uzlaşmaya göre İran, gelecek 10 yıl boyunca sadece Natanz nükleer tesisinde uranyum zenginleştirecek. Bunun dışındaki tesislerde bulunan santrifüjler depoya kaldırılacak.

* Çalışır durumdaki santrifüj sayısını üçte iki oranında azaltarak 6 bin civarına indirecek ancak bunların sadece 5 binini zenginleştirme işleminde kullanabilecek.

* Zenginleştirme oranı yüzde 3.67’de tutulacak. Zenginleştirme işleminde sadece düşük verimli olan eski nesil IR-1 santrifüjleri kullanılacak. Santrifüjlerle ilgili araştırmalar da denetime tabi tutulacak.

* İran gelecek 15 yıl süresince yeni uranyum zenginleştirme tesisi ya da ağır su reaktörü inşa edemeyecek.

* İran 10 bin kilogram olan zenginleştirilmiş uranyum stokunu 300 kilograma indirerek 15 yıl süreyle bu miktarda tutacak, geri kalanını Rusya’ya gönderecek.

* Fordo Nükleer Tesisinde 15 yıl süreyle santrifüj ve fisil madde bulunduramayacak ancak bilimsel deney yapabilecek. Arak Ağır Su Reaktörü UAEA denetçileri nezaretinde hafif su reaktörüne çevrilecek.

ÖNCEKİ HABER

Bağdat'ta örgütlü yıkım: Tek bildiğim acı çekmek

SONRAKİ HABER

Tunus'ta bombalı intihar saldırısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa