Türkiye, Suriye  batağına girmeye hazır

Türkiye, Suriye batağına girmeye hazır

Arap medyası geçtiğimiz hafta 'Türkiye, kendi topraklarındaki IŞİD militanlarına karşı tutuklama hamlesiyle IŞİD’e karşı savaş mı başlattı? Peki, bunun karşılığında ne alacak?' diye sordu.

Yusuf ERTAŞ
Ali KARATAŞ

Türkiye’nin Suriye sınırına askeri yığınak yapmasının ardından IŞİD militanlarını tutuklama hamlesi başlatması gözlemciler tarafından “Türkiye’nin Suriye krizinde daha büyük rol oynamaya başlaması” olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin yıllardır, Suriye’de IŞİD’e katılmak isteyen binlerce Arap ve Batılı’nın Suriye’ye giriş için bir geçiş kapısı konumunda olmasına dikkat çeken Raialyoum “Türkiye, kendi topraklarındaki IŞİD militanlarına karşı tutuklama hamlesiyle IŞİD’e karşı savaş mı başlattı? Peki, bunun karşılığında ne alacak?” diye sordu. 

GÜVENLİ BÖLGE KONUSUNDA ANLAŞMAYA VARILDI
Gazete Türkiye’yi IŞİD’e karşı bir operasyona başlamaya iten sebeplerden birisinin “ABD ve Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaş ve yabancı savaşçıların IŞİD’e katılmasını önleme konusunda ciddi anlamda bir anlaşmaya varılması” olduğunu yazdı. Rai Al Youm, bunun karşılığında da, “Türkiye’nin Kuzey Suriye’de İdlib ve Halep’i de içine alan uçuşa yasak bölge talebi konusunda uzlaşı sağlanması ve burada Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit etmeye başlayan Suriyeli mülteciler için güvenli bölge oluşturulması” konusunda mutabakata varıldığını öne sürdü.
IŞİD’e ve diğer radikal örgütlere para ve silah akışının Türkiye’nin havaalanları aracılığıyla ve Türkiye yönetiminin bilgisi dâhilinde yapıldığını ileri süren gazete “Türkiye’nin siyasetindeki bu değişiklik riskler taşımaktadır” yorumunu yaptı.

'İNSANİ ATEŞKES' İLK DAKİKASINDA İHLAL EDİLDİ
Yemen’de ilan edilen “insani ateşkes” ise yürürlüğe girdiği ilk dakikalardan itibaren sayısız kez ihlal edildi. Raialyoum “Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen insani ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk saatlerde Kuzey Batı Yemen’de Arap Müttefik uçakları 7 hava saldırısı düzenledi” diye yazdı. Alhayat gazetesi ateşkesin ilan edilmesini, “Yemenliler ateşkesi yoğun çatışmalarla karşıladılar” başlığı ile okurlarına aktardı. BBC Arapça da ateşkes haberini, “Yemen’de ‘insani ateşkes’ ilk dakikasında ihlal edildi” manşeti ile verdi. 

IRAK’TA 'HALK KALABALIKLARI' ELEŞTİRİLERİN HEDEFİNDE
Irak’ta “Halk Kalabalıkları” olarak adlandırılan Şii milis güçleri kurulduğundan beri en çok tartışılan konulardan biri oldu. Haşadülşaab olarak adlandırılan Halk Kalabalıkları , IŞİD’in geriletilmesinde önemli bir güç olması ile dikkatleri çekti. Ancak özellikle Körfez ülkeleri tarafından İran’ın bölgedeki dayanakları olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Körfez ülkeleri “Halk Kalabalıkları” milislerinin IŞİD’e karşı operasyonlarda yer almasına karşı çıkıyor. “Halk Kalabalıkları” milislerini “Babil Tugayları adıyla 800 Hıristiyan’dan oluşan bir birliğin” bu milislere katılması nedeniyle gündemine alan Al Kuds al Arabi gazetesi, “İran nüfuzundaki bu milisler Irak’ı daha kırılgan bir hale getirmektedir” diyerek “Hıristiyanların baskın olan Şii kuvvetlere eklenmesi dengeleri fazla etkilemez. Mezhepsel bağlamda kâğıtların yeniden karılmasına ve devam eden kara savaşta yeni kurbanların eklenmesine neden olur” yorumunu yapıyor. 
Al Kuds al Arabi’nin başyazısı ise bu gazetenin İran’ı bölgenin esas karıştırıcı gücü olarak değerlendiren Körfez ülkeleri ile paralel görüşte olduğunu bilerek okunmalı. 

TÜRKİYE, IŞİD MİLİTANLARINA KARŞI SAVAŞ MI BAŞLATTI? 

Raialyoum 
Başyazı

Türkiye, kendi topraklarındaki IŞİD militanlarına karşı tutuklama hamlesiyle IŞİD’e karşı savaş mı başlattı? Peki, bunun karşılığında ne alacak? Uçuşa yasak bölge ve Suriye’nin kuzeybatısında bir emirlik mi? Bu maceranın sonuçları ne olabilir?

Türkiye, IŞİD militanlarına karşı geniş kapsamlı bir operasyona başladı. Bu durum, özellikle ABD ve Kürtler tarafından Türkiye’ye karşı yapılan ‘’IŞİD’e karşı mücadelede ihmalkâr ve hatalı davranıldığı’’ eleştirileri dikkate alındığında önemli bir gelişmedir. 
Türkiye yıllardır, Suriye’de IŞİD’e katılmak isteyen binlerce Arap ve Batılı’nın Suriye’ye giriş için bir geçiş kapısı konumunda. Ki bu yabancı savaşçıların arasında 7 bin Tunuslu, 5 bin Suudi, binlerce Çeçen, Afgan, Pakistanlı ve batılılar var.
IŞİD’e ve diğer radikal örgütlere para ve silah akışı Türkiye’nin havaalanları aracılığıyla ve Türkiye yönetiminin bilgisi dâhilinde yapılıyordu. Ancak şu an Türkiye bu örgüte karşı bir operasyona başladı ve aralarında 3 yabancının da olduğu 21 kişi yakalandı. Peki, Türkiye’yi buna iten sebepler neler?
Bunlardan birincisi, ABD ve Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaş ve yabancı savaşçıların IŞİD’e katılmasını önleme konusunda ciddi anlamda bir anlaşmaya varılması. Bunun karşılığında da, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de İdlib ve Halep’i de içine alan uçuşa yasak bölge talebi konusunda uzlaşı sağlanması ve burada Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit etmeye başlayan Suriyeli mülteciler için güvenli bölge oluşturulması. Bu güvenli bölge ise muhalefetin elinde bir emirlik niteliğinde olacak. 
İkinci sebep ise Türkiye’nin, sınır hattı boyunca olası bir askeri operasyon için Batı’dan destek alması. Zira Erdoğan birkaç defa, sınır hattında yeni bir Kürt oluşumuna izin vermeyecekleri konusunda tehditlerde bulundu.
Üçüncü sebep ise, AKP’nin tek başına iktidarı kaybetmesi ve bundan sonra başka bir muhalif partiyle koalisyona mecbur kalması. Bu da Erdoğan’ı uluslar arası siyasetle uzlaşıp IŞİD’e karşı mücadelede önemli adımlar atmaya başlamasına neden oldu.
Tabi Türkiye’nin bu adımlarının, aralarında uluslararası koalisyonun özel temsilcisi General John Allen’in de bulunduğu ABD heyetinin ziyaretinden bir hafta sonra atılması tesadüf almasa gerek. Anlaşma Ankara’da gerçekleşti ve taraflar uzlaşı konusunda oldukça ilerleme sağladı. 
Gözlemciler, bu anlaşmanın Türkiye’nin Suriye krizinde daha büyük rol oynamaya başlamasına ve IŞİD’in Türkiye toprakları aracılığıyla yayılmasının durdurulması için bir hazırlık niteliğinde olduğunu belirtiyor. 
Bu gelişmeler ışığında asıl soru, Türkiye’nin bu anlaşmanın ve IŞİD’e karşı savaş açmanın muhtemel sonuçlarına karşılık ne kadar hazırlıklı olduğudur. Hiç şüphesiz, Türkiye IŞİD’in intikam saldırılırı gerçekleştirme ve bu durumun hazineye yıllık 30 milyon dolar gelir sağlayan turizmi vurma ihtimalini büyük bir hassasiyetle hesaba katmıştır. 
Belki bu konuyla ilgili kehanetlerde bulunmak için erken ancak Türkiye’nin siyasetindeki bu değişiklik riskler taşımaktadır. 

KALAN 60 KİŞİ VE ÇÖKEN ABD STRATEJİSİ

Abdulbari ATWAN 
Raialyoum

Amerikan savunma bakanı Ashton Carter, Senatoda silahlı kuvvetler komitesinin önünde Suriye ılımlı muhalefetinin eğitilip donatılması programının çok yavaş ilerlediğini söyledi. Bu güne kadar sadece 60 kişinin eğitilmiş olması Amerika’nın Irak ve Suriye’deki stratejisinde için skandalın ifadesi olduğunu belirtti.
İslam devleti ile savaşma programı için 7 bin kişi alındı. Bunlardan ancak 60 tanesi kaldı. Geri kalanlar iş arıyorlardı veya geçim kaynağı. Ne fazlası ne de azı. Onlara güvenilemezdi.  Ona karşı savaşmak için çağrıldıkları IŞİD’e katıldılar. En iyi durumda ise mücadele edecek iradeleri yok. Musul ve Ramadi’ye doğru ilerleyen IŞİD’e bir kurşun bile sıkmadan silahlarını bırakan ve kaçan binlerce Irak askeri gibi. 
Amerika’nın Irak ve Suriye’deki stratejisi gerileme ile karakterize edilmektedir. İyi tanımlanmadığı ve öncelikleri çok hızlı değiştiği içi, bir başarısızlıktan diğerine gitmektedir.  Bu stratejinin bir dönem için önceliği Suriye iktidarını zorla devirmek oluyor. Diğer bazı zamanlarda IŞİD’i zayıflatmak için savaş hazırlığı. Stratejide üçüncü öne çıkan ise krizden çıkış için tek yolun siyasi çözüm olduğu ifade ediliyor. Açıkçası strateji bu üç olgu arasında sıkışmıştır. Suriye iktidarı, kendisine karşı başlatılan; ABD, körfez ülkeleri (özellikle Suudi Arabistan ve Katar) ve Türkiye tarafından desteklenen savaşın dördüncü yılında hala ayaktadır. IŞİD gücünü arttırmakta ve başlangıç olarak iki ülkede Irak ve Suriye’de yayılması bir gerçekliktir. Civar ülkelerden de yeni alanlar kazanmaya başlamıştır. 
Bölge; gelecekte yeni sürprizlere, dengelerdeki değişimlere ve yeni ittifaklara açıktır. Arap Birliği genel sekreteri Nebil el Arabi Suriyeliler ile ilgili dönüşü nedeniyle kepaze durumuna düşmüştür. Çünkü Suriye dışişleri bakanı Velid Muallim ile onun belirleyeceği yer ve zamanda görüşmeye hazır olduğunu belirttikten sonra tekrar şiddet politikalarına dönüş yapmıştır. Amerikan politikalarındaki karışıklığa Arapların kafa karışıklığı eklenmiştir.
Bizim ve başkalarının beklemekten başka çıkar yolu yok. Geçen ramazanda Gazze’ye İsrail’in saldırganlığı vardı. Ebubekir el Bağdadi Musul’daki el Nuri el Kebir camiinden hilafetini ilan etti. Ramazan ayının bu son gününde ne gibi sürprizler yaşayacağız veya mutlu ramazan bayramında? Gerçekten mutlu bir bayram mı olacak? 

'HRİSTİYAN KALABALIKLARI' VE İRAN’IN BAĞDAD’I YANLIŞLIKLA BOMBALAMASI

Al Kuds al Arabi
Başyazı

Dün medya kuruluşları özellikle Irak’ın karşı karşıya kaldığı trajedi ile ilgili iki habere yer verdi. Birincisi Şiilerden oluşan “Halk Kalabalıklarına” (haşadülşaab), Babil Tugayları adıyla 800 Hıristiyan’dan oluşan bir birliğin katılması. İkinci haber ise savaş uçaklarının Bağdat’ın doğusunu yanlışlıkla bombaladığı ve İran vatandaşı olan pilotun onlarca kişiyi öldürdüğü. Irak’taki hava harekâtlarına 38 İranlı pilot katılmakta.
Ryan Keldani, Hıristiyan grubun gizli sekreteri. Irak hükümetinden destek aldığını ama resmi olarak “halk kalabalıklarının”  liderliğine tabi olduğunu söyledi. Gelen haberler, Irak hükümetinin “İslam Devletine” karşı zafer için vatandaşlarını dinsel temelde birleştirdiği yönünde. Veya bazı mezhep ve dinleri diğerlerine daha üstün kılacak bir yol izlemekte. Bu durum örgütün (IŞİD) “Sünnileri savunma” argümanını güçlendiren gerçek neden olabilir. Aynı zamanda soykırım savaşlarının önünü açar ve bu savaşlara yeni bahaneler ekleyebilir. 

SİSTANİ’NİN FETVASI İLE KURULDU
Burada Şii “halk kalabalıkları” milislerinin Musul’un 2014 Haziranında düşmesinden sonra en yüksek Şii merci  Ali Sistani’nin fetvası ile oluşturulduğunu hatırlamakta fayda var. Çok geçmeden Irak hükümeti oluşan gönüllülere, askeri ve mali yardım sağladı. 

PARALEL YAPI MİLİSLER
“Halk Kalabalıkları”, IŞİD’e karşı güçlü bir askeri kuvvet oluşturmayı başardı. Kasabaların ve illerin örgütten geri alındığı operasyonlara ortak oldu. Lakin verilen fetva ile oluşturulduğu için meşruluğunu seçimlerden alan devlete ve kanunlara paralel bir yapı haline gelmesine neden oldu. “Halk kalabalıkları” ise meşruluğunu kutsal fetvadan aldı. Bu fetva kanundan daha üstün olduğunu ve devletin çözüm için gereksiz olduğunu kanıtlamış oldu. Milislerin devlete meydan okumaları bu durumu onayladı. 
Eğer birçok Iraklı, Şii milislerin orduya ve güvenlik kuvvetlerine paralel olarak bulunması nedeniyle İran’ın hükümetleri üzerindeki nüfuzuna iç çekiyorsa, İran nüfuzundaki bu milisler Irak’ı daha kırılgan bir hale getirmektedir. Yüzlerce Hıristiyan’ın baskın olan Şii kuvvetlere eklenmesi dengeleri fazla etkilemez. Mezhepsel bağlamda kâğıtların yeniden karılmasına ve devam eden kara savaşta yeni kurbanların eklenmesine neden olur. 

İRANLI PİLOT IRAK’TA
İran savaş pilotunun yanlışlıkla attığı bomba trajediyi komediye dönüştürmekte ve şu soruyu sormamıza yol açmaktadır;  nasıl oluyor da İranlı bir pilot (ki ülkesi uzun süreden beri Irak’ın düşmanıydı) Irak’ın semalarında Iraklıları katledebilmektedir?  Irak hükümeti adına “yanlışlıkla”  vatandaşlarını vurmaktadır?
Bu iki haber Irak hükümetinin meşruluğunu kaybetmek için yapabileceği her şeyi yaptığını göstermektedir. Onun iradesi dışında olan (belki de iradesi altındadır) dinsel ve mezhepsel temelli “Halk Kalabalıkları” milisleri; hukuksal varlığını ve ülkedeki iktidarını kaybettirmiştir. Milislerin İran’a itaat etmesi hükümetin ülkenin güvenlik birimleri ve ordusu üzerindeki etkisini kaybettirmiştir. 
Bu anlamda artık Irak devleti yoktur. Belki de sadece işgal edilmiş bir toprakta iktidarı olmayan bir hükümet ve sınırları belli olamayan harap olmuş bir ülke bulunmaktadır.

www.evrensel.net