Volga Kurbanzade romanı Kısmet’i anlattı: Baş anlatıcının ben  olduğumu düşünmüştüm

Volga Kurbanzade romanı Kısmet’i anlattı: Baş anlatıcının ben olduğumu düşünmüştüm

Sevda AYDIN
İstanbul

Rıza, Anuşka ve Tobias... Bir Rus, bir Türk ve  bir Amerikalının yolu Paris’te kesişiyor. Rus ve Türk devrimci. İkisinin ilişkisini ise Amerikalı gazeteci anlatıyor bize. Volga Kurbanzade bu üç farklı kimliği ilk romanı Kısmet’te yan yana getiriyor. 

20. yüzyılın başları... İstanbul, Boston  ve St. Petersburg kentlerinden yola çıkan kişiler Pariste buluşuyor. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yaşadığı önemli bir eşiklerden olan bu yılları, Volga Kurbanzade hem mekansal olarak hem de gerçek kimlikler aracılığıyla ‘Kısmet’te anlatıyor. 

Romanınızda bir Türk devrimci, bir Rus devrimci ve ABD’li bir gazetecinin kesişen hikayesini anlatıyorsunuz. Biraz romanın başlangıç aşamasından bahsedelim bu üç ayrı karakteri aynı romanda neden buluşturmak istediniz?
Kısmet’in konusu aklıma geldiğinde, bu romanın karakterleri gibi ben de öğrencilik yıllarımdaydım. ABD’nin New England bölgesinde Siyaset Bilimi ve Rus Edebiyatı okumaya başlamış, ardından da Fransa’ya gitmiştim… Gazeteci olmayı hayal ediyordum… Sonra annem Yazar Deniz Kurbanzade’nin de babaannesi Rus. Rus kültürü ile iç içe büyüdüm. Kısmet yirmisinde bir genç kızın yaptıkları ve yapmak istedikleriydi aslında. Sonra bu öyküyü, kırk bir yaşında, iki çocuk annesi bir kadın kaleme aldı. Sonra gerçekten gazetecilik yaptım Türkiye’ye döndüğümde. Muhabirlik bir tutkuydu benim için. O yıl Metin Göktepe’yi kaybetmiştik. Yeni Yüzyıl’da henüz yeni yetme bir muhabirdim ülkemizde gazeteci olmanın anlamını kavramaya başladığım vakit...

Kısmet 20. yüzyıl başlarında geçiyor. Politik ve toplumsal olarak bu dönem pek çoğumuz için önemli bir dönem. Siz neden böyle bir dönemi tercih ettiniz?
Karakterlerimin hayatlarını devrimler üzerinden kesiştirmek istedim. Belki de hepimizin içinde yaşadığı devrimleri makro bir ölçekte yansıtmak... Devrim ve aşkı ilişkilendirmek hepimizin aşina olduğu bir klişe aslında… Bu klişenin üzerinden yürüyerek pek de klişe olmayan insan ruhuna ulaşmaya çalıştım.

İPEKÇİ’NİN İKİ KERE DOĞRULATMA TAKTİĞİNİ KULLANDIM

Bugün bir tarih romanı yazan çok az sayıda genç yazar var. Üstelik sizin ilk romanınız. Kaygılarınız neler oldu bu açıdan? 
Maddi hata yapmaktan endişe duydum. Bunu en aza indirgemek için de Abdi İpekçi’nin iki kere doğrulatma taktiğini kullandım. Yine de son düzeltmede bile bu tip maddi hatalara rastladım. Düzeltebildiğim kadarını düzelttim. Artık bir noktada metni elimden bırakmak zorunda kaldım, yoksa hâlâ maddi hata arıyordum. Kısmet’in karakter yanından kısmeti bol olduğu için karakterleri karıştırmaktan endişe duydum. Bir de ara verip yazmaya devam ettiğim için bölümler arası kopukluk olabilme olasılığı beni kaygılandırdı. Neyse bundan sonraki romanım mümkünse bir gün, bir karakter. Ama James Joyce da olmadığıma göre, uzak bir ihtimal.

Tarihi bir roman yazarken herhalde en büyük sıkıntı gerçeklikle bağlantısı olmuştur. Siz bu süreçte nasıl bir deneyim yaşadınız? 
Gerçekle kurgu arasındaki gelgitleri bir kilim gibi dokumak, benim için büyük bir zevk oldu. Evet, bunu yapmakta kimi zaman zorlandım, matematik denklemi kurar gibi saatlerce kurgunun en ince detayları ile uğraştım, ama gerçeklikle kurgu arasında sağlam bağlar oluştukça, daha doğrusu Kısmet’i bu bağlar üzerine oturtabildikçe yazmaktan daha fazla keyif aldım.

Roman karakterleriniz sıradan insanlar değil, ikisi devrimci ki biri Türk diğeri Rus. Bir de ABD’li gazeteci. Dolayısıyla merak ediyorum karakter yaratırken, böyle güçlü ve pek çok önemli kavramları simge edecek birilerini çizerken neleri referans aldınız, nelerden beslendiniz?  
Çok güzel bir soru. Düşünmem lazım. Üç karakter üzerinden üç ulusun tarihini, üç ulusun tarihi üzerinden üç karakterin öyküsünü vermek istedim. Peki sosyal bilimler diliyle hangisi bağımsız değişken? Ulusların tarihi mi, karakterlerin öyküsü mü? Kısmet’te ayrıca pek çok karakter romanın anlatıcısı olmaya aday. Ben yazarı olarak “baş anlatıcı”nın ben olduğumu düşünmüştüm. Yanılmışım. Kısmet’in de benim hayatıma yön verdiğini fark ettiğim zaman, bunun böyle olmadığını fark ettim.

ANNEMİN ROMANI KISMET’İN BİTTİĞİ YERDEN DEVAM EDECEK

Anneniz de bir yazar. Anne-kız iki yazarın ilişkisi nasıl?
Dostoevski’nin bir sözü vardır. Hepimiz Gogol’ün Paltosu’ndan çıktık der. “Kısmet” de “Geçmiş Suadiye’de Aşktı”dan “Minu: Aşk Bir Sürgün” ve “Nergis’in Düşü: Bir Botan Masalı”ndan çıktı… sonra metinler arası diyalog söz konusu. Örneğin “Minu” da da “Kısmet” de de Hacapulo Pasajı’ndaki bir düğmeci dükkanı yer alıyor. Annem de ben de birbirimizden habersiz bu mekanı seçtik. Anne kız yazar olmak böyle bir şey olsa gerek. Annem tanınmış bir yazar. Bazen beni annem zannediyorlar. Bir röportajda “Gençliğiniz Suadiye’de geçti değil mi?” diye sordular örneğin….Şimdilerde annem babaannesi’nin Rusya’dan Türkiye’ye gelişini anlatan dördüncü romanı üzerine çalışıyor. Tarihsel anlamda bu roman, Kısmet’i bittiği yerden devralacak.

www.evrensel.net