'Damların efendileri'

'Damların efendileri'

Gözde TÜZER
İstanbul

Damların Efendileri”ni okuyup, Cat Woman’ı izlerken, evdeki kedi ufak bir “miyav” diyince, kedilerin ne kadar kişilikli, ne kadar özgür, zarif, güçlü, becerikli ve bir o kadar da huysuz olduğunu bir kez daha anladım. Ancak popüler kültürde, sinemada, tiyatroda, romanda, resimde ne kadar kendine yer buldu acaba bu güzel canlı?

Popüler kültürde hak ettiği yeri bulamadığı herkesin malumu. Sanırım bu durumda, “kediler nankördür” anlayışı da hakim. Ama buna “Hadi oradan” demek geçiyor insanın içinden. Önce anlaşalım, kediler “nankör” değil, özgür canlılar...
Çok sevdiğim bir karikatür vardı. Bir insan köpeğe mama veriyor. Köpek düşünüyor: Bu insan bana mama veriyor, beni gezdiriyor, benimle ilgileniyor, o zaman bu insan tanrı olmalı. Aynı durumdaki bir kediyse “Bu insan bana mama veriyor, beni gezdiriyor, benimle ilgileniyor, o zaman ben tanrı olmalıyım” diyor. Ancak bu bencillik değil, sizden bağımsız da yaşayabilen, sizin tahakkümünüz altına girmeyen bir canlı elbette bunu söyleyecektir.

Hatta öyle ki çoğu zaman evi bir kediyle paylaşanların soruduğu sorudur bu da “Acaba onun evi mi?”

KLASİK ADİLLİK

Kedilerin hayatımızın her alanında var olduğu bir gerçek... Ama sanatta ne kadar adil anlatılıyor acaba? Özellikle romanlara yani kurmaca yazınlara baktığımızda kedilerin tatmin edici bir şekilde ele alınmadığı biliniyor. Üstelik pek çok yazarın kedileri olmasına rağmen...

İşte bu durum için Lemur yayınlarından çıkan “Damların Efendileri: On Üç Kedi Hikayesi” kitabına bakmak gerekiyor. Üstelik bu sadece “kedi sevenlerin” okuması gereken bir kitap değil. Çünkü içerisindeki birçok hikaye ilk defa Türkçeye çevrildi. Bu da klasik edebiyat severlerin oldukça hoşuna gidecektir. Burada çevirmen Fulya Alikoç’u da unutmamak gerekiyor.

KİMLER KİMLER YOK

Kimler kimler yok ki kitapta Balzac’tan Twain’e, Edgar Allan Poe’dan Peggy Bacon’a kadar 13 önemli yazarın kedilerle hikayeleri yer alıyor.

G.H. Powell’in “ Mavi Peri”si zararlı bir hayvanın katili olarak yararlı yeteniğiyle karşımıza çıkan bir kediyi, Algernon Blackwood’un”Psişik İstila”sı kedilerin esrarengiz güçlerini, Edgar Allen Poe’nun “Kara Kedi”si de yanlışların intikamını alan, kindar, intikam hırsıyla dolu bir kediyi anlatıyor. Guy Wetmore Carryl’in “Zut”u kedinin çoğunlukla anlatması zor ev değiştirme arzusunu, Booth Tarkington’un “Çingene”si hiçbir destek olmaksızın kendi başına bağımsız yaşayan vahşi bir kent kedisini, Mark Twain’in “Dick Baker’in Kedisi” aynı olgu tarafından ikinci defa faka basmayan bir kediyi, Thomas A. Janvier’in “Madam Jolicoeur’un Kedisi” lüks bir ev hayvanı olan kediyi, William Livingstone Alden’in “Monty’nin Dostu” hiç dostu olmayan bir insanın sevgi için bir kediye bağlanmasını, Peggy Bacon’un “Kraliçe’nin Kedisi” kedilerden korkan ya da kedi düşmanı birinin tedavi sürecini, W.H.Hudson’un “Dost bir sıçan”ı bir kedinin düşman ırkla dost olmasını anlatıyor.  Charles Dudley Warner’ın “Calvin”iyse asla kurmaca olmayan kedi biyografilerinden biri.

EN İYİ TAŞLAMALARDAN

Kitapta yer alan hikayelerden biri de Honorê De Balzac’ın “Bir İngiliz Kedisinin Acıları”. Hikaye, İngiliz saygıdeğerliği üzerine bir taşlama olsa da Viktoria döneminin en sert eleştirilerinden biri. Miyavköy Kasabasının yakınlarındaki Pisiköy’de dünyaya gelen bir kedinin, İngiliz geleneklerine göre yetişmesini anlatıyor. Ancak bunun bir “kedi” hikayesi olduğunu zannetmeyin sakın.  

OKURKEN ÖNERİLER

Kitabı okurken mutlaka etrafınızda “miyav, miyav” dolaşan bir dostunuz olsun ve onu gözlemleyin. Hikayelerdeki kurguların bir kısmını sizde ev arkadaşınızda mutlaka göreceksiniz...

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Temmuz 2015 00:59
www.evrensel.net