Paris'e son tren

Paris'e son tren

Sennur SEZER

Geçmişle ilgili romanları okumayı sever okuyucu. Savaşın tozu, dumanı, korkusu, düğünlerin sevinci, coşkusu anlatımla bir tür sise bürünür, korkutuculuğunu da, coşkusunu da yitirip bir hayaletin ürperticiliğini kazanır. 

Michele Zackheim, yurt dışında çalışan Amerikalı bir kadın gazetecinin gözünden II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’ya  adım adım yaklaşışını anlatıyor. Yokluğun kışkırttığı ırkçılık, yurt bellediği yerlerden gitmek zorunda olan yaşlıların çaresizliği, kimi zaman bir pasaportun koruyuculuğu... Kadın gazeteci  yarı-Yahudi’dir. Pasaportunda bu konuda bir not yoktur ama tipi onu ele verir. Yahudi sevgilisinin Almanya’dan çıkışına yardımcı olabilmek, parası için öldürülen güzel yeğeninin davasını izlemek , hem Yahudiliğini inkar eden hem ulusal adetlerinden vazgeçemeyen annesiyle didişmek  romanın yapısının tamamlayıcısıdır. Yolculuk çeklerini çaldığı, bankadaki parasını dolandırdığı güzel ve seçkin Yahudi güzeli sevgilisini boğduktan sonra bu eylemini doğru göstermeye çalışan ürpertici yakışıklıktaki Alman katil romanın unutulmaz tiplerindendir. 

Bu yakışıklı delikanlının hayranı kadınların oluşturduğu platform, basının haksız ve suçluyu nasıl çekici gösterebildiğinin de örneğidir. 

14 Haziran 1940’ta Fransa’nın Almanlarca işgalini  bir gazete haberiyle verişi romanın benzersiz sayfalarından:

 “Kentten kaçış yaşanıyor. Paris’in beş milyonluk nüfusunun üç milyonu hükümet tarafından aldatıldıkları inancı içinde plansız programsız panik halinde güneye doğru kaçıyor. Ardı arkası kesilmeyen dalgalar halinde Paris’i terk eden yurttaşlar arasına karışıp kenti dolaştım. Dayanılmaz bir gürültü var. Susmayan kornalarn, telaşla ilerlerken ailelerini kaybedenlerin haykırışları tüyleri diken diken eden ahenksiz bir kıyamet yaratıyor. Sokaklar ellerinde bavulları kentten kaçmaya çalışanlarla dolu. Göçerler yatak, yorganı, çanak çömleği, çocukları , hatta yaşlıları sırtlarına vurmuşlar. Tekeri olan her araç yük arabasına dönmüş; içi çocuk, yaşlı ve hasta dolu”.

Bu son, insanların apaçık itip kakılmaları, vurulmaları taşlar üstünde sürüklenmelerinden daha çok sarstı beni. Belki güney sınırlarımızda benzer göç sahneleri sürüp gittiğinden.

Savaşın, kıtlığın, vahşetin nasıl anlatılabilir kılındığını kimi zaman başarılı romanlardan öğrenmeliyiz. Yaşadıklarımızı gelecek kuşaklara yazarak aktarabiliriz çünkü. Yazmak da okumakla başlar.
Paris’e Son Tren, roman, Michele Zackheim, Türkçesi:Leyla İsmier Özcengiz, Remzi Kitapevi, 256 sayfa. 

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Temmuz 2015 11:52
www.evrensel.net