Türkiye Kürtlere karşı Nusra’yı öne sürüyor

Türkiye Kürtlere karşı Nusra’yı öne sürüyor

Türkiye’nin Suriye sınırına askeri yığınak yapması geçtiğimiz haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden birisi oldu. Her ne kadar Başbakan Ahmet Davutoğlu bu durumu sınırın korunmasına yönelik bir girişim olarak açıklasa da Arap basını askeri yığınağı Suriye’nin topraklarında tampon bölge oluşturulmasına yönelik bir hazırlık olarak değerlendirdi. 

Suudi sermayeli el Hayat gazetesi gelişmeleri, “Suriye toprakları içinde bir tampon bölge oluşturmak için Recep Tayyip Erdoğan tarafından planlanmış askeri harekat doğrultusunda Ankara, güneyde Suriye sınırına askeri sevkiyatı daha da yoğunlaştırdı” şeklinde okurlarına aktardı. 

El Hayat, gözlemcilerin, Erdoğan’ın “en yakın yardımcısı” Vecdi Gönül’ün atanması ile Suriye topraklarında tampon bölge oluşturulması konusunda Genelkurmay Başkanı Necdet Özel üzerindeki baskının daha da artacağı görüşünde olduklarını yazdı.  

ERDOĞAN HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYOR

Türkiye’yi yakından takip eden Lübnanlı akademisyen ve yazar Muhammed Nureddin, es Sefir gazetesinde kaleme aldığı yazısında gelişmeleri “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye sınırına askeri yığınak yaparak Suriye’ye müdahale konusunda tehditte bulunuyor” şeklinde değerlendirdi. Nureddin, “Erdoğan yeni hükümet kurulmadan önce mevcut fırsatı kullanıp, dört senedir hayalini kurduğu ve bir türlü gerçekleştiremediğini gerçekleştirmek istiyor. Bu da Esad rejimine büyük bir darbe indirip çöküşünü sağlamak, Esad’ı devirmek” yorumunu yaptı.

NUSRA’YI TÜRKİYE HAREKETE GEÇİRDİ

1977’den beri Londra’da yayımlanan al Arab gazetesi “Kürtlerin daha fazla yeri kontrol altına almalarından” duyulan korku nedeni ile Türkiye’nin, Nusra Cephesi’ni Halep’te harekete geçirdiğini öne sürdü. Gazetenin, “Kürtlerin daha fazla yeri kontrol altına alması Erdoğan’ın endişelerinin artmasına ve sınıra daha fazla yığınak yapmasına neden oluyor” yorumunu yapması dikkat çekti.


ERDOĞAN’IN TEHDİTLERİ: ESAD DÜĞÜMÜ

Muhammed NUREDDİN
es Sefir

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye sınırına askeri yığınak yaparak Suriye’ye müdahale konusunda tehditte bulunuyor. Erdoğan bu konuda yeni hükümet kurulmadan önce zamanla yarışıyor.  Suriye’ye girme ve talimatlarını uygulatma konusunda orduya baskı uygulayan Erdoğan şu an için zor bir durumla karşı karşıya. Zira yeni hükümet kurulduktan sonra kararları kendi başına alamayacak. Bu yüzden şu an fırsatı kaçırmamaya çalışıyor. Dolayısıyla, Türkiye çeşitli hedefler doğrultusunda yeni senaryolar ve maceralarla karşı karşıya.

Peki Erdoğan’ı sınıra yığınak yapmaya ve Suriye’ye girme konusunda tehditlerde bulunmaya iten bahaneler neler?

Birincisi Kürt faktörüdür. Türkler’in Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’nin içindeki Kürtler konusundaki takıntıları yeni değil.  Ve şu anda da sesler PYD’nin ilerlemesi karşısında yükseliyor. Erdoğan’ın Kobanê konusundaki meşhur tutumu ve şehrin ‘’yakında düşeceği’’ konusundaki açıklaması, ardından da Til Ebyad ile ilgili aynı tutumu takınması, Kürtler’in Türkler nazarında IŞİD’den daha tehlikeli konumda olduğunu gösterdi. 

Türkler, Kürtler’in Kobanê ile Afrin arasını bağlayıp burada kontrolü sağlamasından endişe ediyor. Çünkü Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’nin de Kürtler’in kontrolüne geçmesi Türkiye’nin Arap topraklarıyla olan bağlantısının kesilmesi anlamına geliyor. Türkiye ayrıca Kürtler’in İskenderun civarındaki bölgeyi de ele geçirmesinden ve Akdeniz sahiline ulaşmasından endişe ediyor. Son MGK’da da bu durum kırmızı çizgi olarak belirlendi. 

İkinci faktör ise IŞİD’in ilerleyişi. AKP yanlısı bir gazeteye göre Türkiye bundan da endişe ediyor.  Türkiye, desteklediği İslam Ordusu ve Nusra Cephesi gibi örgütlerin kuzeyde ellerinde bulunan bölgelerin IŞİD tarafından ele geçirilmesinden çekiniyor. 

Üçüncü faktör ise Esad faktörüdür. Erdoğan’ın Kürtler’in kuzeyde tam kontrolü sağlamasından veya IŞİD’in ilerleyip Türkiye destekli muhalefetin elindeki bölgeleri ele geçirmesinden çekindiği doğrudur. Ancak bu gelişmeler olmasa bile Erdoğan yeni hükümet kurulmadan önce mevcut fırsatı kullanıp, dört senedir hayalini kurduğu ve bir türlü gerçekleştiremediğini gerçekleştirmek istiyor. Bu da Esad rejimine büyük bir darbe indirip çöküşünü sağlamak, Esad’ı devirmek. 

Erdoğan, böyle bir maceraya girmek için fırsatın halen mevcut olduğunu düşünüyor. Bu darbeyi de, Kobanê’den Afrin’e kadar uzanan bölgeye tanklar, uçaklar ve toplar aracılığıyla girerek yapmak istiyor. Bu da Türkiye’nin desteklediği muhalefete özellikle Halep’e saldırmak ve şehri tamamıyla ele geçirmek için doğrudan destek anlamına geliyor. 

Ancak bu plana Türkiye’nin Genelkurmay başkanı Necdet Özel de karşı çıkıyor ve bunun Türkiye için tehlikeli olabileceğini düşünüyor. Diğer yandan ABD yönetimi de birçok defa Türkiye’nin Suriye’ye girmesini gerektirecek bir durum görmediğini açıkladı. Bunun yanı sıra, İran ve Rusya da, Erdoğan’ın Suriye’nin egemenliğini ihlal etmesine göz yummayacaktır. 


TÜRKİYE, NUSRA CEPHESİ’Nİ HALEP’TE HAREKETE GEÇİRİYOR

al Arab.co.uk

Türkiye, Kürtler ile Esad’ın yakınlaşmasını önlemek için Nusra Cephesi’ni Halep’te harekete geçiriyor. 
Gözlemciler, Nusra Cephesi önderliğinde Halep’e yönelik son hücumun Türkiye’nin, Esad ile Kürtler’in yakınlaşmasını engelleme çabası olduğunu, çünkü bu yakınlaşmanın Kürtler’in daha fazla yeri kontrol altına almalarını sağlayabileceğini belirtiyor.  Bu durum da Erdoğan’ın endişelerinin artmasına ve sınıra daha fazla yığınak yapmasına neden oluyor. 

Nusra Cephesi ve diğer İslamcı örgütler geçtiğimiz Perşembe günü, Halep’te Suriye ordusunun kontrolündeki yerlere saldırılar düzenleyerek bazı yerlerin kontrolünü sağlamayı başardı.
Diğer yandan, Esad yönetimi de Kürtler’in ilerlemesini ve yeni kazanımlar elde etmesini açıkça destekliyor.  Gözlemciler, ileride sadece sahil bölgesini kontrol etme ihtimali olan Esad’ın, bu sebepten ötürü Kürtler’i güçlendirmek ve kendi yönetimlerinde bir bölge oluşturmalarını istiyor olabileceğini belirtiyor. Bu da Ankara’nın yüzüne karşı ciddi bir mayın patlaması niteliği taşımaktadır. 


MISIR SURİYELİLEŞME YOLUNDA

Abdulbari Atwan 
Raialyoum

Patlamalar Kahire’nin kalbine ulaştı.  Patlayıcı yüklü araçlar en çok korunan savcı Haşim Barekat ve konvoyunu hedef aldı. Sivil ve asker 70’ten fazla kişinin ölmesine neden olan saldırılardan sonra Amerikan F16’ları İslamcı “Vilaya Sina”(Sina Devleti) mevkilerini bombaladı. 38’den fazla militan öldürüldü. Bütün bu gelişmeler Kahire’nin aşama aşama Halep’e, Sina’nın ise Kobanê’ye (Ayn el Arap) ve hatta Anbar olmasa bile Felluce’ye dönüşmesi anlamına gelmektedir.

Bayramdan önce, uykudan uyandığımız bir sabah eğer cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, İhvan’ın Genel Mürşidi Muhammed Bedi’nin ve haklarında hüküm verilen diğer İhvan üyelerinin idam haberi gelirse bir sürpriz olmayacak. Özellikle ölüm cezasının uygulanmasını hızlandırmak için alınan yargı kararlarının yayınlanmasından sonra. 

MISIR; IRAK, SURİYE, YEMEN, LİBYA YOLUNDA

Mısır hızlı bir şekilde Irak’ın, Suriye’nin, Yemen’in ve Libya’nın yolunda; tahrip olma, kanlı kaos yolunda ilerlemektedir. Belki de bölünüp parçalanacaktır. İki hafta önce Türk Başbakan yardımcısının bir açıklamasında söylediği gibi bölge yeni bir Sykes-Picot’a sürükleniyor.

Mısır resmi haber ajansı Ortadoğu, Mısır hükümetinin temyiz başvurularının hızlandırılmasını sağlayan terörle mücadele kanununu Çarşamba akşamı onayladığını aktardı. Cumhurbaşkanı Abdulfettah el Sisi’nin ilerleyen birkaç saat içerisinde kanunu onaylaması bekleniyor.

Bir önceki Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin idam edilmesi, şiddetin ve terörün fitilini ateşler.   Mısır’ı kanlı karanlık bir tünele sokar. Boğucu ekonomik krizden çıkmak için gerekli olan güvenliği ve istikrarı ortadan kaldırır. 

NASIR VE SEDAT’IN POLİTİKASI

Cumhurbaşkanı Cemal Abdulnasır İhvan ile savaştı. Seyyid Kutub gibi liderlerini idam etti. Lakin sıkı siyasi ve ekonomik önlemler aldı. Tarım reformu yasası ve feodalizmin ortadan kaldırılması yoluyla yoksullar için tedbirler aldı. Lakin bu, her yönü güvenlik çözümlerini sağlayacak Mısır’ın yeni dönemi için kapsamlı bir proje değildi.

Başkan Muhammed Enver Sedat ise tamamen zıt yönde hareket etti. 70’lerde ve 80’lerde solculara karşı İhvan’la, ulusal güçlerle ve siyasi İslamcı akımlarla ittifak yaptı. Sina’yı kurtarmak için ekim savaşını başlattı. Lakin bu zamanda Mısır’ın müttefiki kim bilemiyoruz. Sadece düşmanını biliyoruz. Maalesef aralarında İsrail yok. Bugün görünen bu.

ESAS TEHLİKE İHVAN DEĞİL IŞİD

Bugün Mısır iktidarı için esas tehlike başkanı iktidardan devrilen;  marjinalleştirmeye, dışlanmaya ve ölüm cezasına maruz kalan İhvan değildir. Tehlike, Sina yarımadasında söz sahibi olan İslam Devletidir. Bu örgüt her yönde gelişmekte, Mısır devletinden çok İhvan’dan nefret etmektedir. 

Fabrikasyon idam kararını veren başsavcının suikastı, devletin siyasi ve güvenlik kurumlarına yönelik bir suikasttı. Bu eylem duygusal ve aceleci politikaların bir sonucuydu

Mısır kanlı bir şiddete doğru yol alan bir arabaya benzemektedir. Sürücüsü hızlı bir şekilde kontrolü kaybetmektedir. Sadece yardım için bağırabilmektedir.

Mısır’ın krizinden kurtulması için ne körfezin paralarına ne Amerikan, Rus silahlarına ihtiyacı vardır. Ne de İhvan ve terörle mücadeleye.  Üçüncü seçenek olarak ulusal uyumuna geri dönmek tek ilaçtır. Bu ulusal barışı sağlayabilir. Şu an dökülen ve ileride dökülecek olan kanı durdurabilir. Mısır’ın ulusal projesini ve doğru mücadele doktrinini yenileyebilir. Mısır halkı ülkenin çıkarları ve istikrarı için hoşgörüsü ile bilinir.

www.evrensel.net