İstanbul'dan Türk Metal üyesi işçinin mektubu: Türk Metal ve demokrasi!

İstanbul'dan Türk Metal üyesi işçinin mektubu: Türk Metal ve demokrasi!

Türk Metal üyesi işçi
İstanbul

25 yılı aşkın süredir çalışan bir metal işçisiyim. Kısa bir süre önce Bursa’da Türk Metal Sendikasının yetkili olduğu işyerlerinde bir hak arama mücadelesi başladı. Yıllardır süregelen aldatılmışlığın, tehdit ve baskı altında çalışmanın yarattığı, onursuz ve korkak işçi sınıfı yaraTürk Metala hevesinde olanlara karşı bir başkaldırı.

Başta Renault ve TOFAŞ işçileri olmak üzere direnişe katılan farklı işyerlerinde tüm işçi arkadaşlarımız yalnız işverenlere değil, kendisini yıkılmaz armada olarak gören Türk Metal Sendikası genel merkez yöneticilerine de geri adım attırdı. Bu süreçte yaşananları ve elde edilen kazanımların tümünü bir kenara bırakarak, Türk Metal Sendikası Genel Merkezi tarafından yapılan “Bundan böyle işyeri temsilcilerini çalışanlarımız oylarıyla belirleyecek, gerekli tüzük değişikliğini kongremizde yapacağız” açıklamasına odaklanalım istiyorum. Türk Metal üyesi işçiler yıllardır işveren yanlısı durmaktan başka bir şey yapmayan, yapmak isteseler de sendika yöneticileri tarafından buna zorlanan temsilcilerin baskısından kurtulacak olmanın heyecanına kapıldı. 

Gelecek adına bir parça da olsa umut içeren bu gelişme sonrası işçi arkadaşlarımın yüzlerinde yıllar sonra tebessüm oluştuğunu görmek gerçekten çok büyük keyif. Gösterdikleri direnişle bizlere bu kazanımları sağlayan kardeşlerimizi saygıyla selamlıyor, kendilerine yeterince destek olamadığımız için de ayrıca özür diliyorum. 

Sanmasınlar ki korktuk, sanmasınlar ki onların sayesinde elde ettiğimiz maddi kazanımları gönül rahatlığıyla kabul ettik. Emin olun vicdanlar sızladı. Her biriniz için Allah’tan rıza istendi, ölmüşlerinizin ruhu için dahi dua edildi. Sebep buradaki çalışanların büyük çoğunluğunda hak arama kültürünün var olmaması. Böyle durumlar için hazırlıklı olunmaması ve malum yıllardır süregelen baskıların bilinçlerde oluşturduğu işten atılma korkusu. Bugünlerin yaşanılacağı düşünülmeyip gerekli istişarelerde bulunulmaması, önceden hazırlıklı olunmaması büyük ölçüde biz emekçilerin hatası, bunu kabul etmeliyiz. 

Türk Metal Sendikası ve demokrasi. İki kelime aynı cümle içinde kullanırken dahi inanasım gelmiyor. Zor olduğunu ben biliyorum da, arkadaşlarımın umutlarını yitirmesini istemediğimden susuyorum. Trilyonlarca liranın üstünde oturan bu zatların sendikaya demokrasi getirmelerini beklemek düne kadar hayalcilik olurdu. Ama artık dönüşü olmayan yola girildi. Ya adam olacaklar, ya da bertaraf... Maymun gözünü açtı, bundan sonra daha hazırlıklı olacağız. Mecburen verecekleri bu tavizde bir çok şeytanlığı planlayacaklarını da bildiğimden sendikamıza üye tüm işyerlerinde tüm işçilerin uyanık olmalarını ve gerçekten seçim yapılırsa oyların işçilerin gözü önünde sayılmasında ısrarcı olmalarını istiyorum.

Klasik ifadeyle tüm üyelerimizin sandığa ve adaylarına sahip çıkmalarını istiyorum. Ya demok-ratik bir ortam yaratılacak, sendikayı gerçek sahipleri yönetecek, maddi imkanlar işçinin derdi tasası için harcanacak, masada hakkımız neyse o alınacak, işçilerin birliği sağlanacak; ya da biz kendi sendikamızı kuracak bu zatları sendikacılık tarihine gömeceğiz. 

Endişemin nedenini daha iyi anlatmak, Türk Metal ve demokrasi bir araya gelebilir mi sorusunun cevabını birlikte verebilmek adına basit bir örnek sunmak istiyorum. Yıllar önce işyeri temsilcisi olabilecek adaylarla gönderildiğim ve benim sendika yalakası olabilecek kişilerin seçimi diye adlandırdığım “kaypakları belirleme” eğitiminde adaylara dağıtılan kitapçıktan bir bölüm paylaşmak istiyorum. 

Bu kitap, bu eğitimlere katılan her arkadaşınızda, işyeri temsilcilerinizde mutlaka vardır. Lütfen onlarda da yok ise mutlaka getirilmesini isteyin ve okuyun. İnsanların güdülenmesinden (Aslında koyunların güdülmesi demek istiyor da nezaketen değiştirmişler) üyelerin dini, siyasi görüşlerinin kullanılarak ikna edilmesine, gerekirse ve ikna edilecek kişi sayısı bakımından fayda yaratacaksa çoğunluğun eğilimi doğrultusunda siyasi ve dini görüşlerin istismarını, bunun yeri, zamanı, dozu dahil, fazla dozda ne olur, eksik dozda ne oluru anlatan bir kitap. Adı,teşkilatçının el kitabı (sayfa 111).

İşte kitapçıktan bir bölüm daha: 
“ Korku: Bu konuda yapılan deneyler, korku uyandırmanın hem tutum hem de davranış ve değişimini kolaylaştırdığını göstermiştir. Korkutma, kişiyi bir şeye inandırmaya çalışmanın hâlâ bilinen en iyi yollarından biridir. Öğretmenler öğrencilerini çoğu kez sınav notuyla korkuturlar; din eğitimine kadar pek çok mesaj bu ögeden yararlanılarak verilir. Politikacılar seçmenlerine rakip aday seçildiğinde ülkenin geriye gideceğinden...”

Burada araya girme gereği hissettim; şube başkanının bizi sattıkları her sözleşme sonrası “Daha fazlasını alamazdık, bazı işverenler bu zamma dahi isyan edip, dayanamam fabrikamı kapatırım diye tehdit ediyor. Bir çok fabrika ücretler yükseldi diye çalışanların yarısını işten atar. Daha fazlasını kopartırız sorun değil ama işsiz kaldığınızda bizi suçlayacaksınız makul olana imza attık” demelerini şimdi daha iyi anlıyorum. Kitapta yazının yan tarafında açıklama olarak eklenmiş olan metinde buraya aktararak bitirmek istiyorum. Bu Türk Metal Sendikası ve demokrasi bir arada olur mu sorusuna cevap olsun: “Korku uyandırma, hem tutum hem davranışları değiştirmenin bilinen en kolay yoludur. Korku motifinin abartılı dozda kullanılması ise etkiyi azaltır.”

Şimdi Türk Metal Sendikasından bir yönetici çıksın, işçilikten, tezgah başından geldiğini iddia eden, tek vazifeleri işçi haksız dahi olsa işçiyi savunmak olan kişilerin, temsilci yetiştirmek üzere düzenledikleri eğitimde korku motifiyle ne işleri olduğunu bize izah etsin. Yanlış anlaşılma olmasın metinde korkutulacak kişi olarak bahsi geçen işveren değildir. 180 bine yaklaşan üye sayısıyla gerçek anlamda işveren için korku sebebi olması gereken sendikanın sırf üye kaybetmemek adına korku motifini kullanıyor olması olsa olsa bir utanç vesilesidir. 

Şimdi bana metal direnişi sırasında Türk Metal Genel Başkanı Pevrul Kavlak’ın “Üretimin durdurulduğu süreçte işveren adına doğacak maddi zararı işçi arkadaşlarımız karşılamak zorunda kalabilir. Biz hiç bir işçinin burnunun kanamasını istemiyoruz” açıklamasını hatırlatıp, işçiyi düşünmüş ne var bunda diyebilirsiniz. Türk Metal üyesi herkes “Hiç bir işçinin burnu kanamasın” cümlesinin ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Bunu, Türk Metal üyesi olup sırf eleştiri hakkını kullandığı ya da ücretlerinde iyileştirme talebinde bulunduğu için demir çubuklarla darbedilen arkadaşlarımıza da sorun. Gereken cevabı alırsınız.
Aslında insanların neden isyan noktasına geldiğini ve bu isyanın nedenlerini çok iyi biliyorlar. Kanal kanal gezip martaval okuyacağına Bursa’ya gidip kardeşlerimizi işverenin kucağına bırakmasaydın. Arkalarında karanlık güçler, yanlarında yandaş ve yalakaları olmasa bir zavallı. Asıl kim mi büyük, senin masada alamadım dediğini kopartarak alan Renault işçileri. 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Temmuz 2015 01:12
www.evrensel.net