‘Asgari ücrete zam olmaz’ deyip işçi iftarına gitmek: Konuk olmak değil mesele!

‘Asgari ücrete zam olmaz’ deyip işçi iftarına gitmek: Konuk olmak değil mesele!

Uğur ZENGİN
İstanbul

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ak Saray’da verdiği  iftar çokça tartışılınca soluğu bir işçi ailesinin iftarında aldı. Konuk olduğu Yıldırım Çelik halde işçilik yaparak kazandığı 60 lira yevmiye ile geçimini sağlıyordu. 300 lira kira veren aile, Erdoğan’ın ellerinden gelenin en iyisini servis etmişti: Pilav, fasulye ve komposto.

Seçim meydanlarındaki asgari ücretin artırılması vaadini, ‘buna neden karşı çıkmıyorsunuz’ diyerek patrona şikayet eden Cumuhurbaşkanı iftara konuk olmuştu ama onların yaşamına dokunmuş muydu acaba? 

Biz hem konuk olup hem de yaşamlarına dokunmak için çaldık Öztürk ailesinin kapısın. 

Öztürk ailesi de Çelik ailesi gibi milyonlarca işçi ailesinden biri. Çelik ailesine göre daha iyi durumda olsalar da durumları iç açıcı değil. İşçilerin yoğun olarak yaşadığı Esenyalı’da aylık 860 lira kredi borcu ödedikleri evlerindeyiz. Fatoş Öztürk, 1300 lira alırken, Arif Öztürk 950 lira alıyor. Kredi borçları ev ile sınırlı değil. Çocuklarına aldıkları bilgisayar, mobilyalar, televizyon her şey borçla alınmış. “Gıda ihtiyacımızı da akrabalar karşılıyor. Yoksa geçinemezdik” diyorlar.

YAŞAM KOŞULLARI AĞIR

Fatoş Öztürk’ün işyerinde artan yemekleri getirip kurduğu iftar sofrasında kuru fasulye, pilav, domates, biber ve çay var. Yaşama dair sorduğunuz birkaç soru bile saatlerce anlatmalarına yetiyor. Öztürk ailesinin yaşam koşulları ağır. Ailece bir kez olsun tatile gidememiş, son 1 yılda yarım kilo et alamamış, sosyal hayatı olmayan bir aile. “Paramız ufak tefek şeylere yetse de zaman yok” diyorlar. Öyle bir zamansızlık ki hafta içi yiyecekleri yemeği hafta sonu yapıp, bütün hafta aynı yemeği yiyorlar. 

Anne Fatoş Öztürk, 7 kişinin çalıştığı bir ilaç ofisinde yemek yapan, bulaşık yıkayan, çay servis eden, masaların tozunu alan bir işçi. İşyerinde pek çok işi yapıyor olmasına rağmen 1300 lira alıyor, “Şartlarım dört dörtlük” diyor. Bunu ona dedirten şey ise daha önce yaşadığı işçilik hayatı. 14 saati bulan çalışma saatleri, asgari ücretten fazlasını görememek, hatta bazen ücretini alamamak, izin isterken eğilip bükülmek, patronların keyfi uygulamaları, 15 yıl çalışıp 9 yıl sigortalı olmak... 

Tüm bunları yaşayan Fatoş Öztürk için şimdi düzenli aylık almak, asgari ücretin biraz üzerine çıkmak, sigortalı olmak, görece rahat çalışmak “dört dörtlük” olmaya yetiyor.

 ‘CANIMI DİŞİME TAKTIM’

Fatoş Öztürk’ün ilk çalıştığı işlerden biri kargo firmasında operatörlük. O dönemi şöyle anlatıyor: “Operatör evrak işi yapıyordum. İşi iyi yaptığım için batmak üzere olan başka şubeye gönderdiler. Sabah 8’de başlıyordum en erken akşam 10’da çıkıyordum. Tuvaletini de temizledim, fatura da kestim büronun bütün işlerini yaptım. O dönem şef gibi çalışıyordum ancak operatör ücreti alıyordum. İki pozisyon arası yaklaşık 700 lira fark var. Yani şeflik yapıyordum ama operatör maaşı alıyordum. Bütün hayatım bitmişti.” Fatoş Öztürk’ün o dönem canını dişine takarak çalışmasının tek sebebi var: İşyerinde yükselmek. Ancak bir gün amirinin gelerek kendisini tekrar eski şubeye operatör yapmak istemesi ipleri koparmış. O gün işi bırakmış. 

İNSANLAR BÖCEKLERE ALIŞMIŞTI

Bir dönem işsiz kaldığını, her işi yapabilecek duruma geldiğini söyleyen Fatoş Öztürk, merdiven altı tekstil atölyesine girmiş. Girdiği atölyeyi şöyle anlatıyor: “Korkunç bir ortamdı. O kadar pisti ki temizlik yapılmazdı. Gelen yemek su gibiydi. İnsanlar artık böceklere alışmışlardı tiksinmiyorlardı.” Fatoş Öztürk çalışma şartlarının kötü olduğunu söylüyor ancak atölyede ne ücretler veriliyor ne sigorta yatırılıyormuş. “10 ay çalışıp yalnızca 4 ay ücret alan işçi vardı” diyor. 

‘ARKADAŞLAR GELİN İŞİ BIRAKALIM’

Bir gün patron atölyeden 15 işçiyi başka fabrikaya götürüp çalıştırmak isteyince işçiler, “Fırsat bu fırsat paramızı alırsak alırız yoksa bir daha alamayız” demişler. Fatoş Öztürk olayı şöyle anlatıyor: “Servislerle bir fabrikaya götürüldük. Elmadağ’da büyük bir fabrikaydı. Herkes harıl harıl çalışıyor. Bizim patron anlaşmış bizi çalıştıracak komisyon alacak. Biz de fırsat bu fırsat dedik. Bugün çalışmazsak patron zor durumda kalacak bizim ücretleri vermek zorunda kalacak. Biz ücretleri alınca çalışmaya başlayacağız. Arkadaşlara ‘Arkadaşlar biz bugün paralarımızı aldık aldık, alamadık bu adam bir daha paramızı vermez. Gelin işi bırakalım vermezse çalışmayacağız’ dedim. Arkadaşlar kabul etti 15 kişi birden işi bıraktık.” Kendi patronlarının zor durumda kaldığını söyleyen Fatoş Öztürk patronun gelerek kendisine rüşvet teklif ettiğini şöyle anlatıyor: “Patron beni görüşmeye çağırdı. ‘Sana 100 lira vereyim şimdi çalışın diğerlerinin parasını sabah vereceğim’ dedi. Kabul etmedim. Adama güvenmiyordum. Kızlar patrona yalvarıyordu aylarca yıllarca ücretini alamayanlar vardı. Bana 100 lira teklif edildiğini kızlara söyledim. Kızlar bunu duyunca daha da sinirlendi kararlılık arttı. Bizim çalışmadığımızı görünce başka işçi getirdi bizim de paralarımızı vermedi.” Fatoş Öztürk bu geceden sonra atölyede çalışmayı bırakmış. İşi bıraktıktan 1 ay sonra parasını almaya gittiğinde de kapı duvar olmuş. Patron atölyeyi kapatmış kaçmış. Atölyede bir ay çalışmış olsa da onun hayatında çok şey değiştirmiş. Anlatırken o anları tekrar yaşıyor gibi. Ve ekliyor: “Sendika ne demek, dernek ne demek kimse bilmezdi.”

SENDİKA VAR AMA…

Arif Öztürk ise asgari ücretle çalışan bir işçi. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından olan bir işyerinde 11 yıldır mal görevlisi olarak çalışıyor. “İşim ağır değil ama stresli” diyor. Düşük ücretler, çocuğunun yüzünü görememek, sosyal hayatın sıfırlanması, stres, baskı, aynı işi farklı mağazalarda yapıp farklı ücret almak… Arif Öztürk’e göre tüm bunlar işyerinde çalışan işçilerin şartları değiştirmek için taşıdığı potansiyelin sebebi. Arif Öztürk, “Potansiyel var ama birlik yok. Sendika var ama işçinin sendikası değil” diyor. 

METAL İŞÇİLERİYLE AYNI ŞEYİ İSTİYORUZ

İşyerinde başlayan toplusözleşme dönemi işçiler için sendika tartışması başlatırken, Arif Öztürk, sözleşme görüşmelerini şöyle anlatıyor: “Üyesi olduğumuz sendika bizim adımıza görüşmeler yapıyor ama sanki sendika işçi sendikası değil. Ya patronun sendikası ya da hükümet yanlısı sendikalar. Hiçbir talebimiz ortada yok. Görüşmelerde şeffaflık arıyoruz.” Bunu gören işçiler sendika değiştirme fikrini gündeme getirmiş ancak hangi sendikaya güvenebilecekleri konusunda emin değiller. İşyerinde sendika değiştirme tartışmalarını başlatan bir diğer neden de Bursa’da başlayan metal direnişiymiş. “Metal işçilerinin haklarını aramaları hoşumuza gitti. Bursa Metal işçileri gibi yapılabilir. Biz de aynı şeyi istiyoruz” diyor Arif Öztürk. 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Temmuz 2015 14:25
www.evrensel.net