Mısır’da 3 Temmuz darbesinin 2. yılı: Halef, selefi aratmıyor

Mısır’da 3 Temmuz darbesinin 2. yılı: Halef, selefi aratmıyor

İlyas COŞKUN

Diktatör Mübarek’i deviren ayaklanmanın üzerinden dört yıl, Müslüman Kardeşler’in desteklediği Mursi’yi darbe ile görevden el çektiren Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’nin iktidara gelmesinin üzerinden ise iki yıl geçti. Ayağa kalkan Kuzey Afrika ve Ortadoğu halklarının adeta ortak talebi olan ‘İş, Onur, Özgürlük’ sloganı, bunca zaman sonra Mısır’da ne düzeyde karşılık buldu?

Her darbeci gibi ülkeyi refaha ve huzura kavuşturacağını iddia ederek yönetime el koyan Sisi, ülkeyi adeta demir parmaklıklara hapsetmiş durumda. Mevcut siyasal, ekonomik, sosyal bunalım, yaşanan ve yaşanması muhtemel sıkıntılarıyla ülke sınırlarını aşacak bölgesel sorunlara gebe gözüküyor. 
Bu yazı, özellikle yukarıda belirtilen sloganı kalkış noktası alarak Mısır’daki mevcut durumu, geçmiş yıllarla kıyaslayarak nasıl bir tablonun oluştuğuna yoğunlaşıyor. 

BÖLGENİN ÖNEMLİ SORUNU GENÇ İŞSİZLİK

Bölgenin hatta dünyanın en önemli sorunlarından biri, genç işsizlik. Mevcut reçetelerin bir çözüm sunamadığı bu olguyla ilgili Mısır, Ürdün, Fas, Filistin, Tunus ve Yemen’i kapsayan bir araştırmada gelecek vadedilmeyen gençlerin durumuna dair önemli veriler sunuyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi; diğer coğrafyalarla kıyaslandığında genç işsizliğin en yüksek olduğu (yüzde 28.6), her yıl iş gücünün hızla arttığı (yüzde 2.7) ve 15-29 yaş aralığındaki nüfusun 108 milyon civarında olduğu bir bölge.  Genel tablo böyleyken Mısır özelinde durum ne?

MISIR’DA EKONOMİ NASIL ŞEKİLLENİYOR?

Mısır, 85 milyonun üzerindeki nüfusuyla bölgenin en kalabalık ülkesi. Nüfusu sürekli artış seyrinde ve 2050’de 122 milyon olması bekleniyor. Ekonomisi yüzde 14.5 tarıma, yüzde 36.9 sanayiye ve yüzde 48.6 hizmet sektörüne dayanıyor. İşsizlerin yüzde 70.86’sı, 15-29 yaş aralığındaki gençler. Genç işsizlerin yüzde 84.5’i lise veya üniversite mezunu. İlgili yaş aralığında kadın işsizlik oranı erkeklerin yaklaşık üç katı (yaklaşık yüzde 70)  ayrıca Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporuna göre Mısır 142 ülke arasında 129. sırada (2011 yılında ise 122. sıradaydı) . 

Bu tablo, halk ayaklanması öncesi yıllarla neredeyse aynı. Farzaneh Roudi’nin bölgeye dair BM için hazırladığı rapora baktığımızda şu veriler dikkat çekici:

* 2006 yılında Mısır’daki işsizlerin yüzde 80’den fazlası 30 yaşın altında (Neredeyse tamamı daha önce hiçbir işte çalışmamış).

* 2009 yılında işsizlik oranının dünyada en fazla olduğu bölge, yüzde 24 ile Kuzey Afrika ve Ortadoğu Bölgesi.

* 2010 yılında dünyanın yaş ortalaması 29 iken Mısır’da 24.

* 2010 yılında Mısır’daki genç sayısının 16 milyon. 2040’da ise 17.5 milyonun üzerinde olması bekleniyor.

* 2009 yılında Mısırlı işsiz gençlerin yüzde 70’i iş olmadığı için çalışmadıklarını söylerken, yüzde 40’dan fazlası ise iş bulma konusunda yetenekten çok kişisel ilişkilerin, tabiri caizse torpilin daha önemli olduğunu söylüyor.

* Mısır ekonomisi 2001-2005 yılları arasında ortalama yüzde 3.6 büyüdü, 2006-2007 arasında ise yüzde 7 genişleme gösterdi. Ancak yoksulluk sınırı altındaki kişi sayısı 2000 yılında yüzde 17 iken 2010 yılında yüzde 22’ye çıktı.

GELECEKSİZLİK AYAKLANMANIN NEDENLERİDİR

Özetle; Mısır halkına dayatılan geleceksizlik halk ayaklanmasının bir sonucu değil, tam tersine bu çelişkiler ayaklanmanın nedenleridir. Sonrasında seçimle (Mursi) veya darbeyle (Sisi) başa geçen yöneticiler halkın taleplerini dinlemek yerine çözümü devlet terörünü artırmakta bulmuştur. Şiddet sarmalını kırmaya yönelik her türlü demokratik çağrı ise baskıyla karşılaşmıştır. 

MISIR’DA GENÇLİĞİN DURUMU

Mısır gençliğiyle yapılan son araştırma gençlik içideki hayal kırıklıklarını gözler önüne seriyor. 15 ile 29 yaş aralığındaki gençlerle, Mısır hükümeti desteğiyle yapılan araştırmaya göre, ankete katılanların yüzde 17.2’si ülkeyi terk etmek istiyor. Bu oran erkeklerde, kadınlara göre iki kat daha fazla. Ayrıca haberde, bu soruya 2009 yılında aynı cevabı verenlerin oranı yüzde 18.3 olarak verilmiş. 

Yüzde 93’ü temelli olmasa da geçici bir süre yurt dışına çıkmak istiyor. Gitmek istedikleri ülke sıralamasında Suudi Arabistan ilk sırada, ardından petrol zengini diğer Arap ülkeleri geliyor. Batı ülkelerini tercih edenlerin oranı ise yüzde 12.5’de kalmış. Mısır’dan ayrılmak isteyenlerin yüzde 65.6’sı sebebini, iş imkanının olmaması olarak açıklıyor. Yüzde 48.9’u zorlu hayat koşulları, yüzde 44’ü ise düşük ücretler nedeniyle göç etmek istediklerini ifade ediyor. 

ORTADOĞU GENÇLİĞİNİN BOĞUŞTUĞU SORUNLAR

Dünya Bankası verilerine göre 2010 yılından günümüze genç işsizlik oranları sürekli artarak yüzde 40’lara dayanan Mısır, bölge özelinde hatta uluslararası düzeyde varlık gösteren tehditler için kuluçka görevi görüyor. Topluma yabancılaşma, karar süreçlerinde ciddiye alınmama, geleceğe dair öngörüsüzlük, işsizlik, gelir adaletsizliği, yokluk ve yoksulluk, siyasal karışıklık, coğrafyalarına dönük emperyal müdahaleler, otoriter yönetim gibi daha da sıralayabileceğimiz birçok faktör bir çıkış arayan Ortadoğu gençliğinin boğuştuğu sorunlar olarak öne çıkıyor. 

GENÇLERİN KENDİLERİNİ VAR ETME İSTEĞİ NEREYE GİDİYOR?

Michele Dunne, toplumdaki radikalleşmeyle işsizlik arasındaki bağı sorguladığı yazısında ilginç veriler sunuyor.  Makaleden Mısır, Tunus gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan yoğun işsizlik ve geleceksizlikle beraber gençlerin toplumlarına yabancılaştığını, devamında kendilerini var etme ve önemli hissetme isteğinin (örneğin İslam için şehadete ermek ) cihadi hareketlere katılımı kolaylaştırdığını anlıyoruz. Makalede; Suriye’ye bir ev sahibi olmak, evlenebilmek için giden Tunuslu savaşçıları da 2011’deki Mısır ayaklanmasına seküler kaygılarla dahil olan ancak sonraki süreçte siyasal gelişmelerden dolayı umudunu yitiren ve mayıs 2014’te Suriye’de IŞİD için savaşırken ölen bireysel örnekleri de görebiliyoruz. Mısırlı bir aktivistin deyimiyle, “Hayal kırıklıkları, hırsları kadar yüksek olan” bu gençler, bugün “küresel cihat” hareketini besleyen nehrin kolları olarak farklı ülkelerden çatışma bölgelerine akıyor. 

ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR SIRADANLAŞIYOR

Mursi devrildiğinden bu yana politik tutsakların sayısı 40 bini geçmiş durumda. Haziran 2013 ile aralık 2014 arasındaki çatışmalarda ölen sayısı 2 bin 600. Yine bu tarihlerde İhvanla ilişiği olduğu gerekçesiyle tutuklananların sayısı 4 bin civarında . En kötüsü, en ufak demokrasi talebinin iktidar ajandasında şiddetin sonlandırılmasından sonraya bırakılması ve buna Mısırlıların ikna edilmeye çalışılması oluyor. “Mısır demokrasiye hazır değil” fikri, halkın zihnine nakşedilirken, her türlü antidemokratik uygulama gündelik hayat içerisinde sıradanlaştırılıyor.

MEDYA SIRTINI SİSİ’YE DAYIYOR

Mısır medyasına da kısaca bakalım; Emad Shabin’in, Sisi’nin 
faşist bir yönetim oluşturduğunu, yanı sıra Hitler ve Mussolini ile ortak özelliklerini sıraladığı makalesinde Mısır basının hal-i pür melalini de gözler önüne seriyor. ‘Mesih’, ‘kurtarıcı’, ‘Tanrının bir mesajı’, ‘Hz. Muhammed’den daha iyi olan’ ‘Mısır’ı küllerinden doğurup yeni bir yola sokan’ gibi yakıştırmalar, saçmalıklardan bir kaçı. Lidere tapınma ve onun gücünü sorgulamama hali, antidemokratik uygulamalarda daha da ileri gidilir mi sorusuna Mısır lehine bir yanıt vermemize imkan vermiyor.

SONUÇ

Sisi, kendisini tüm Mısırlıların iradesini temsil eden kişi olduğuna, Mısır ve Mısırlılar için en iyi, en doğru olana kendisinin karar verebileceğine inanıyor. Bu konuda ne içeriden ne de dışarıdan yapılan eleştirilere kendini kapatmış durumda. ABD’den gelen sıkıştırmalara, Çin ve Rusya ile yakınlaşarak yanıt verdi. İnsan hakları ve demokrasi için sokağa inenler ölümü ya da hapsi göze almak zorunda. Kontrolü altındaki ordu ekonominin büyük bölümü ve önemli başlıklarını kontrol altında tutuyor. Ekonomik olarak Türkiye gibi inşaat sektörünü harekete geçirmek ve Kahire yakınlarında yeni bir yönetim ve iş kenti kurmak gibi çılgın planlar tasarlanıyor. İşçi hareketi pasifize edilmiş. Barınma, eğitim, sağlık gibi en temel ihtiyaçlar nitelikli karşılamaktan aciz. Mısır gençliğinin günbegün yaşadığı bu sorunlar karşısında ses vermemesi düşünülemez. Ancak bu itirazı örgütleyen ve yönlendiren ilerici, devrimci güçler değil, insanlığı karanlık bir zamana hapsetmek isteyen örgütler görünüyor. Geçmişte bölgesel düzeyde faal olan, bugün etkinliğini ve şiddetini artıran ve ülküsünü bir devlet kurma ile somutlaştıran İslami radikalizm, onu besleyen esas sorunlara neşter vurulmadıkça gündemimizdeki yerini ve ehemmiyetini sürdürmeye devam edecek görünüyor. 

Bu yüzden, yaşadığı sıkıntılar doğrudan Türkiye’yi de ilgilendiren Ortadoğu halklarıyla dayanışma içinde olmak oldukça önemli. 


SİNA’DAKİ ŞİDDET KAHİRE’YE SIÇRADI

MIısır ve şiddet kelimeleri cümle içerisinde kullanıldığında, Sina Yarımadası’ndan bahsetmemek olmaz. Zira bu bölgede yaşananlar da bize hayli veri sunuyor. 

İlk olarak Sina Yarımadası’nın kuzeyi uzun yıllardır çatışmalara sahne olan bir bölge. Mursi’nin devrilmesinin ardından, o bölgede üslenen Ensar Beyt el Makdis isimli Selefi örgüt, IŞİD’e bağlılığını ilan etti ve İslam Devleti Sina Eyaleti ismini aldı. Saldırıları ağırlıkla merkezi hükümetin kontrolünün sınırlı olduğu kuzey bölgelerinde karakollara ve sivillere yönelik sürdürse de, Kahire gibi şehir merkezlerine de genişlediği görüldü. Sina Yarımadası’nın kuzeyi, basının haber alma olanaklarının kısıtlı olduğu, ağırlıkla askeri ya da sınırlı yerel kaynaklardan bilgi alınabildiği bir bölge. Ancak bu bile yaşanan şiddetin boyutunu gizleyemiyor. Nisan 2015’te açıklanan bir rapora göre, bu yılın ilk çeyreğinde binden fazla şiddet olayı yaşandı ve sonucunda 600’den fazla kişi yaralandı ve en az 174 kişi öldü. Rapora göre Kuzey Sina, ülkenin en kanlı bölgesi. Kaçırma, suikast veya bombalı saldırılar bölgede yaygın ve güvenlik görevlileri kadar sıradan Mısırlılar da bu şiddet dalgasından etkileniyor. Ancak geçmişte karakollara dönük saldırılara ek olarak şimdi güvenlik görevlilerinin evlerine de saldırılar düzenleniyor.  Bu durumu, Kuzey Sina’da faaliyet gösteren örgütlerin istihbarat ağının ve kendilerine duydukları güvenin genişlediğine dair bir işaret olarak var sayabiliriz. Ülkenin bu bölgesinde yaşanan şiddete karşı Sisi yönetimi ise bildik devlet refleksiyle karşılık veriyor. Refah sınır kapısı çevresindeki yerleşim bölgelerini, Gazze ile Mısır arasındaki hayati önemdeki tünelleri yıkıyor. Militanların bölgedeki varlığından rahatsız olan ve ekonomik olarak etkilenen Bedevi aşiretleri, bu örgütlere karşı savaşmaya cesaretlendiriyor.  

MISIR’IN LİBYA KORKUSU

Bu başlığı kapatmadan, Sisi’nin Libya’ya müdahale isteğinin arkasında yatan sebebe de kısaca değinelim. Bilindiği üzere Libya ve Mısır komşu iki ülke ve Libya’daki karışıklık veya cihadi hareketlerin güç kazanması doğrudan Mısır’ı da etkiliyor. Kahire hükümeti, Kuzey Sina’nın yanına bir de Libya kaynaklı tehditlerin eklenmesi durumunda işlerin kendisi için zora gireceğini bildiği için bir an önce o bölgedeki duruma müdahale edilmesini istiyor.

BİNLERCE MUHALİF TUTUKLU

Aslında dün de bugün de Kahire yönetiminin ‘adil’ olduğu tek nokta devlet zulmünü tüm Mısırlılara eşit dağıtmasıdır, desek yanlış olmaz. Binlerce muhalif tutuklu, yüzlerce idam veya ömür boyu hapis cezası almış aktivist, sivil toplum örgütlerine ‘terör örgütü’ muamelesi, akademisyenlere yurt dışına çıkış yasağı konması, protesto hakkının, ifade ve düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, üç yıl önce feshedilen parlamento seçimlerinin bir türlü yapılamaması, siyasal cinayetler… Halkı hakir görmede, insan haklarını hiçe saymada, halef selefi aratmıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Temmuz 2015 19:53
www.evrensel.net