TEVDEM Yöneticileri: Türkiye’nin asıl niyeti Rojava’yı boğmak

TEVDEM Yöneticileri: Türkiye’nin asıl niyeti Rojava’yı boğmak

TÜRKİYE’nin Rojava sınırına müdahalesi tartışılırken Evrensel'e konuşan TEVDEM Diplomasi Sorumlusu Çınar Saleh ve TEVDEM Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Abdulselam Ahmed, Türkiye’nin tutumunun düşmanca olduğunu belirttiler. Rojavalı siyasetçiler, 'Türkiye DAİŞ eliyle Rojava’ya diz çöktürmek istedi. Asıl niyeti Rojava’yı boğmak' dediler.

Erdal İMREK
İstanbul

Suriye’de savaşın başlamasıyla, Kürtlerin kendi yollarını çizip, bu güne kadar zulüm ve baskı altında, kimliksiz geçen yaşamlarını değiştirmek üzere yeni bir süreci başlatması ve kantonları ilan etmesinden bu yana Rojava, Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri. Özellikle de Kobanê Kantonu’nda IŞİD’e karşı verilen direniş Türkiye’nin sadece gündemine girmekle kalmadı, ülke siyasetini, dengeleri belirleyen-değiştiren bir rol de oynadı. 6-8 Ekim Kobanê olayları, Tayyip Erdoğan’ın Kobanê’ye IŞİD saldırıları sırasında sarf ettiği ‘Düştü düşecek’ sözleri ve ardından bu güne kadar AKP’ye oy veren Kürtlerin de büyük oranda AKP’ye sırt çevirmesiyle devam eden sürecin, nihayet HDP’nin barajı aşmasıyla, ‘Kobanê düştü düşecek’ diyenlerin başkanlık hayallerinin suya düşmesi. En son IŞİD’in Kobanê’de neredeyse tamamı sivil 240’a yakın kişiyi vahşice öldürdüğü katliamda Türkiye’nin rolü tartışılıyor. YPG/YPJ ile Burkan el Fırat güçleri tarafından IŞİD’den kurtarılmasının ardından, Türkiye’nin ‘sınırda Kürt koridoru kurulmasına izin vermemek üzere’ savaş tamtamları çalmasıyla devam eden Rojava halkalrının iradesini tanımayan tutumunda bir değişiklik yok.
Suriye’de olan biteni, Türkiye’nin Rojava ve Kürt politikasını Rojava kantonlarının yönetim organı olan Demokratik Toplum Hareketi/Tevgera Civaka Demokratîk (TEVDEM) yöneticileriyle, Çeşitli temaslarda bulunmak için İstanbul’a gelen TEVDEM Diplomasi Komisyonu Sorumlusu Çınar Saleh ve TEVDEM Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Abdulselam Ahmed’le konuştuk. Tevgera Civaka Demokratik (Demokratik Tolum Hareketi) binası. TEVDEM içinde PYD’de de dahil 6 siyasi parti, kadın ve gençlik yapılanmaları, demokratik kitle örgütlerinin de yer aldığı, Rojava yönetimindeki en etkin yapı. Sivil örgütlenmenin çatısı denebilir. Üyelerinin yarısı kadın. Eş Başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Röportaj 25 Haziran’dan önce yapıldığı için, IŞİD’in Kobanê’ye dönük son katliamı gündemimizde yer almadı.

TÜRKİYE’NİN TUTUMU HEP AYNI
Abdulselam Ahmed’le ocak ayında Rojava’nın siyasi merkezi olarak bilinen Qamişlo’daki TEVDEM binasında da görüşmüştük. O günlerde Kobanê’de IŞİD’e karşı direniş henüz zaferle sonuçlanmamıştı. O günkü görüşmemizde sarf ettiği ‘IŞİD başarırsa Türkiye kaybeder. Türkiye’de IŞİD’in örgütlenebileceği bir zemin var. Biz Türkiye’den dayanışma bekliyoruz’ sözlerini hatırlatarak, “Değişen bir şey var mı” diye sorduğumuz Ahmed, “Türkiye daha önce askeri destek sağlıyordu DAİŞ’e. Bahçende yetiştirdiğin bir kurt gibi düşün DAİŞ’i. Türkiye’nin planı, DAİŞ eliyle Kürtleri kırmaktı. Ama uzun vadede bu planı ters tepecek. Bu proje Selefi, radikal, İslamcı bir proje. Türkiye bu projenin Irak ve Suriye’yle sınırlı kalmayacağını, bu çetelerin kılıcının yetiştiği yere kadar gideceğini görmeli” diyerek bu desteğin sürdüğünü dile getirdi.

TÜRKİYE GERİCİ GÜÇLERLE ROJAVA’YI DİZE GETİRMEK İSTEDİ
Abdulselam Ahmed’e, AKP’nin ve AKP medyasının ‘PYD Türkmenlere ve Araplara etnik temizlik uyguluyor, sürgüne tabi tutuyor’ iddialarını da sorduk. “Bu propaganda Türkiye’nin siyaseten ve ahlaken iflas ettiğinin göstergesidir” diyor. Türkiye’nin bütün planı Rojava’da inşa edilen demokratik özerk sistemin çökmesi üzerine kurduğunu belirten Ahmed, “Bunun için Nusra’yı, IŞİD’i destekledi. Türkiye’nin planı Girê Spi’de de (Til Ebyad) Kobanê’de de tutmadı. İstedikleri gerici sistemin başarı şansı Rojava’da sona erdi. Türkiye, bu gerici güçleri destekleyerek, Rojava’yı bir tampon bölge haline getirmek istedi ama bu tutmadı” dedi. Türkiye’nin IŞİD’e destek vermekle kalmadığını, IŞİD’in aynı zamanda Türkiye’nin planlarının önemli bir aracı olduğunu söyleyen Ahmed, “Türkiye devleti bizi düşman olarak görüyor. Rojava’daki sistemi dize getirmek, boğmak istiyor. DAİŞ de bize düşman. Türkiye düşmanımın düşmanı benim dostumdur diyor ama Ama DAİŞ herkesin düşmanı. DAİŞ zamanı gelince Türkiye’ye de saldıracak. ‘Türkler bizim dostumuzdu’ demeyecek” şeklinde konuştu.

KÜRTLER, ESAD VE RADİKAL İSLAMCILAR
Suriye genelindeki durumu, güç dengelerini ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonuyla ilişkilerinin ne durumda olduğunu da sorduğumuz Abdulselam Ahmed, “Onlarla kurumsal bir ilişkimiz yok” dedi. Bu koalisyonun zaten İstanbul’da ikamet ettiğini ve etkisinin çok azaldığını, hemen hemen yok olma noktasına geldiğini söyleyen Ahmed, “Askeri ve siyasi bir güçleri kalmadı. Onlar Antep’te bir hükümet kurdular. Ülke dışı bir hükümetti bu. Bunlar finanse ediliyorlar ama Suriye’nin kurtuluşu için bir projeleri yok. Bugün Suriye’de 3 ana güç var. Birincisi Kürtlerdir. PYD, YPG ve YPJ ve inşa ettiğimiz demokratik özerk sistem. Diğeri Baas Rejimi ve bu bağlamda, Hizbullah ile İran’ın oluşturduğu cephedir. Diğeri ise IŞİD, Nusra, Ahrar’uş Şam gibi cihatçı güçlerin oluşturduğu cephe. ÖSO da oldukça zayıflamış bir durumdadır. Özetle Suriye’deki güçler esas olarak, Kürtler, Esad ve radikal İslamcılardır” dedi.

‘ETNİK TEMİZLİK’ İDDASININ AMACI HALKLAR ARASINDA SAVAŞ ÇIKARMAK
Rojava’da kurdukları demokratik özerklik sistemini hatırlatan TEVDEM Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Abdulselam Ahmed, “Bizim amacımız, bütün halkların eşit haklar temelinde, birlikte ve kardeşçe yaşaması. Sistemimiz bunun üzerine kurulu. Biz özgürleştirdiğimiz her köyde, her bölgede komünler oluşturuyoruz ve halkların kendi kendilerini idare edip, yaşamlarını sürdürmelerini teşvik ediyoruz. Hiçbir zaman Arap, Kürt, Türkmen ya da diğer halklar arasında bir ayrım gözetmedik. Rojava kantonlarındaki deneyimden bunu herkes biliyor zaten. Türkiye’nin ‘etnik temizlik’ iddiası baştan aşağı asılsız. Bunlar bölgedeki halklar arasında nifak çıkarma amacı taşıyor. Biz halklar arasında bir kışkırtmaya izin vermeyeceğiz” dedi.

ROJAVA’DA HALKLARA HİÇ BİR DAYATMA YAPILMAZ
Türkiye’nin Til Ebyad’dan göç eden mültecileri siyasi malzeme olarak kullandığını söyleyen Abdulselam Ahmed, “Çok sayıda insan Cizîrê Kantonu’na da geldi. Bu insanlar etnik temizlik nedeniyle değil, savaş nedeniyle kaçtı. Türkiye’nin bu tutumu çok çirkin. Ama bunlar boşuna, bütün dünya Türkiye’nin DAİŞ’e nasıl destek sunduğunu biliyor. Türkiye bu propagandayla gerçekleri perdeleyemeyecek” şeklinde konuştu. Girê Spî’de de Rojava’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi, nasıl yaşayacağına halkların karar vereceğini söyleyen Abdulselam Ahmed, “Kendi meclislerini kuracaklar. Kobanê’ye mi dahil olacaklar, Cizîrê’ye mi yoksa başka bir yol mu çizeceklerine kendileri karar verecek. Biz asla bir şey dayatamayız. Bizim sistemimiz demokratik özerkliktir. Bizim ilkemiz, halkların nasıl yaşayacaklarına kendilerinin karar vermesi ve kendi yollarını çizmesidir” dedi.

ROJAVA’DA HİÇ BİR HALK KÜRTLERDEN ZARAR GÖRMEDİ
TEVDEM Diplomasi Komisyonu Sorumlusu Çınar Saleh’e ilk olarak, Rojava kantonlarındaki son durumu sorduk. Rojava üzerindeki ambargonun sürdüğünü söyleyen Saleh, “Doğru düzgün hiçbir sınır kapısı açılmadı. En uzun sınırımız Türkiye’yle. Ama Türkiye’nin Rojava’ya dönük düşmanca tutumu devam ediyor. Aramızdaki bütün kapılar kapalı. Geliş gidişler bile çok çok sınırlı. Bir tek Güney Kürdistan’la (Federal Kürdistan Bölgesi) aramızdaki Semelka sınır kapısı var. Ama açıkçası Barzani yönetimi bu kapıyı da bizim üzerimizde bir baskı aracı olarak kullanıyor. Kapı aracılığıyla bir rehin politikası uyguluyor. İstediği zaman açıyor, istediği zaman kapatıyor. Bu nedenle o kapıyı da açılmış saymıyoruz” dedi.

HALKLAR BİZİ YALNIZ BIRAKMADI, SORUN DEVLETLERLE
Tüm zorluklara rağmen kantonlarda yeni yaşamı inşa etmeye devam ettiklerini söyleyen Çınar Saleh, “Kış süreci halkımız için daha zordu. Gıda maddeleri daha pahalı oluyor kışın. Yazın rahatlıyoruz. Tarım faaliyetleri var. Kendimize yetecek ekinlerimizi ekiyoruz. Sebze, meyve tahıl. Bu yıl daha iyi oldu ekinler. Bu halkımıza rahat bir nefes aldırdı” dedi. Dış destek anlamında yaşam koşullarını değiştirecek yardımlar alamadıklarını söyleyen Saleh, “Sorunlarımızı kendimiz çözüyoruz. İğneyle kuyu kazıyoruz. Ama temelleri sağlam biçimde ilerliyoruz” dedi. Bu sözler üzerine, ‘Yani Rojava’nın yalnız bırakıldığına dair bir duygu hakim öyle mi’ diye sorduğumuzda Çınar Saleh’in cevabı, “Bizim güney tarafımız hariç her tarafımızda Kürtler var. Bu anlamda kendimizi hiçbir zaman yalnız hissetmedik. Halkımız her zaman bizimle yan yana oldu. Bizim zorlandığımız nokta devletlerledir. Yaşam koşulları çok daha hızlı biçimde normale dönebilirdi” oluyor.

BARZANİ’NİN ROJAVA TUTUMU TÜRKİYE’YLE BAĞLANTILI
Çınar Saleh, ‘Barzani’nin Rojava tutumunun değişmemesini neye bağlıyorsunuz’ sorumuza ise şu yanıtı veriyor; “Bu Türkiye hükümetinin tutumuyla doğrudan bağlantılı. Türkiye’nin bize karşı tutumunda değişiklik olursa, Barzani Hükümeti’nin yaklaşımı da değişir herhalde. Bir diğer neden de Rojava ve Barzani yönetiminin çıkarları, sadece çıkarları değil bakış açıları, ideolojileri çok farklı. Diğer tarafta bizim asla mezhepsel bir yaklaşımımız yoktur. İlk günden bu yana Rojava topraklarında yaşayan hiçbir mezhep herhangi bir baskı hissetmedi üzerinde. Bizde mezhep ayrımı yoktur. Ama Güney’de mezhepsel bir yaklaşım var ne yazık ki. KDP, uzun süredir Sünni blokun bir parçası. Özetle Barzani’nin Rojava’ya dönük politikasının değişmesi büyük oranda Türkiye ve Sünni blokuna bağlı.”

BİZ TEKÇİ ZİHNİYETE KARŞI AYAĞA KALKTIK, NE ETNİK TEMİZLİĞİ?
Sözü Türkiye’nin Rojava tutumuna getiriyoruz. Saleh, “Rojava’da, özellikle Kobanê’de asıl yenilen Türkiye devleti oldu” diyor. Türkiye’nin IŞİD’e desteği bir yana, bazı AKP’li yetkililerin iddia ettiğinin aksine, Kobanê için hiçbir şey yapmadığını söyleyen Saleh, “Kobanê büyük bir yıkıma uğradı. Yeniden inşa geciktiyse sebebi Türkiye tarafından çevrelenmiş olması. Ama Til Ebyad’ın özgürleşmesiyle artık Türkiye sınırına ihtiyacımız olmadan kendi işimizi kendimiz halledeceğiz. Biz koridor açılması için çok çabaladık ama açmadılar. Biz de Kobanê’ye koridoru Til Ebyad’ı özgürleştirerek kendimiz açtık. Kanımızla, canımızla açtık” diyor. Türkiye Hükümetinin ‘YPG’nin etnik temizlik yaptığı, PYD’nin DAİŞ’ten daha tehlikeli olduğu’ yönlü propagandasına tepkili Çınar Saleh. “Rojava’da hiç kimse Kürtlerden zarar görmedi. Erdoğan halkları birbirine karşı kışkırtıyor. Halkları birbirine kırdırmak istiyor. Biz biliyoruz ki Rojava’da istikrar AKP’nin hoşuna gitmez. Rojava’da var olan durum AKP’nin çıkarlarına uygun değildir. Ona göre DAİŞ, Kürtlerden daha iyidir. 4 yıldır da zaten bizim yenilmemiz için çalışıyor” diyor. Rojava kantonlarında, Arap, Kürt, Süryani, Ermeni, Çeçen, Türkmen halklarının birlikte bir yaşam inşa ettiğini söyleyen Saleh, “Cizîrê Kantonu’ndaki Araplar, demokratik özerkliği Kürtlerden daha çok sahipleniyor. Çünkü gördüler ki bu sistemde herkes onuruyla yaşıyor” diyor.

ETNİK TEMİZLİK VAR DİYENLER NEDEN KANIT GÖSTEREMİYOR?
YPG’nin etnik temizlik yaptığını savunanların neden bir tek kanıt, görüntü ortaya koymadığını soran Saleh, “Kanıtları yok çünkü bu büyük bir yalan. Bizim ilkelerimiz var. Biz Türkiye ve Suriye’nin, tek dil, tek renk, tek millet ilkelerini reddederek ortaya çıkmış bir halkız. İlkemiz, dillerin, kimliklerin özgürlüğüdür. Eğer iktidarları aramızdan uzaklaştırabilirsek halklar kardeşçe yaşayabilecek. Biz Rojava’da iktidar fikrini bir kenara iterek halkların eşit ve kardeşçe yaşaması için çabaladık ve çabalıyoruz. Zaten bizim etnik temizlik yaptığımıza, bu yalanı ortaya atanlardan başka kimse inanmıyor. Onlar da bu yalanı söyleye söyleye kendilerini ikna ettiler. Yoksa onlar da bunun yalan olduğunun farkında” şeklinde konuştu.

'HDP’NİN ZAFERİ ROJAVA’
TEVDEM Diplomasi Sorumlusu Çınar Saleh’e 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin kazandığı zaferin Rojava’da nasıl karşılandığını da sorduk. “Burada nasıl bir heyecan yarattıysa, Rojava’da da aynı duyguya neden oldu dersek abartı olmaz” dedi. Seçim yaklaştıkça Rojava’da da heyecanın arttığını söyleyen Saleh, “Seçim günü küçükten, büyüğe herkes televizyonların başındaydı. Çok merakla bekledi herkes sonuçları. İnsanlar sadaka dağıttı, anneler adak adadı. HDP’nin kazanması bizim için sadece Erdoğan’ın kaybetmesi, onun yenilgisi değildi. Bundan çok daha büyük bir anlamı vardı. Tarihsel olaylar içinde Erdoğan küçücük bir şeydir. Geçer gider Erdoğan. Bizim için bu seçimin en çok gösterdiği şudur; Yüzyıllarca zulüm altında yaşayan bir halk tüm coğrafyada kendini ifade etme şansı buldu. Rojava’daki gelişmeler, Türkiye’deki seçim sonuçları aslında halkın despotizme ‘dur’ demesidir. Bu yüzyıl bizim yüzyılımızdır. Demokratların, halkların yüzyılıdır. Ama aynı zamanda bu tehlikeli de bir dönem. Eğer halklar bu süreçlerde doğru çıkışlar yapamazsa çok büyük acılar da yaşayabilirler.

ESAD YÖNETİMİYLE HİÇ BİR DİPLOMATİK İLİŞKİMİZ YOK
Esad yönetimiyle herhangi bir diplomatik ilişkileri olup olmadığı sorusuna “Hiçbir ilişkimiz yok” yanıtı veren Çınar Saleh, “Çünkü onlar hiçbir taviz vermiyor. Kürtlere karşı şovenizmden hiç geri adım atmıyorlar. Hâlâ kendilerini asli özne sayıyorlar. Diğer halkları önemsemiyorlar. Bu tutum böyle devam ettikçe bir ilişkimiz olmayacak” diyor.
Diplomasi Komisyonu Sorumlusu Çınar Saleh’in, ‘Peki olur da Esad Suriye’de kontrolü yeniden sağlarsa, sizce nasıl bir ilişki kuracak sizinle’ sorumuza yanıtı ise şöyle; “Suriye ordusu, devleti o güçte değil. Artık direnemiyorlar. Bu savaşı sürdüremezler. Esad’ın Rojava’ya saldıracak bir gücü de kalmadı zaten. Ama eğer bir şekilde bunu yaparsa Rojava direnir.”

www.evrensel.net