'AKP-MHP koalisyonunda kaos  planı yeniden devreye girer'

'AKP-MHP koalisyonunda kaos planı yeniden devreye girer'

Til Ebyad zaferinin Türkiye’ye yansımaları nasıl olacak? AKP, Suriye’ye girer mi? Olası AKP-MHP koalisyonunda Türkiye’nin Suriye politikası dönüşüme uğrar mı? IŞİD Türkiye içindeki varlığıyla kaos planlarının dayanağı mı olacak? PYD, emperyalistler ve gericilerle işbirliği mi yapıyor?Azadiya Welat, ANF ve Kurdishquestion yazarı ve Sterk TV editörü, gazeteci Amed Dicle yanıtladı.

Serpil İLGÜN

YPG/YPJ güçlerinin IŞİD’i Til Ebyad’dan (Girî Spê) temizlemesi, sadece IŞİD’e değil, AKP’nin Kürt karşıtı politikalarına da ağır bir darbe vurduğundan, 8 Haziran’dan bu yana koalisyon senaryolarına kilitlenen Ankara siyaseti sarsıldı. 600 kilometrelik sınır hattının artık Kürtlerin kontrolünde olması gerçeği, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından “milli güvenliğe tehdit” olarak algılanırken; iktidar gazetelerinde PYD’nin IŞİD’den daha kötü olduğu ve ele geçirdiği yerlerde etnik temizlik yaptığı propagandası hız kazandı. 

Til Ebyad zaferinin Türkiye’ye yansımaları nasıl olacak? AKP, Suriye’ye girer mi? Olası AKP-MHP koalisyonunda Türkiye’nin Suriye politikası dönüşüme uğrar mı? IŞİD Türkiye içindeki varlığıyla kaos planlarının dayanağı mı olacak? PYD, emperyalistler ve gericilerle işbirliği mi yapıyor?
Azadiya Welat, ANF ve Kurdishquestion yazarı ve Sterk TV editörü, gazeteci Amed Dicle yanıtladı.

Öncelikle, altını yeniden çizmek için, Til Ebyad’ın IŞİD’den temizlenmesi neden önemli? Fotoğrafı nasıl değiştirdi?
IŞİD’in buradan temizlenmesi birçok açıdan önemli. Birincisi, Rojava devrimi için önemli. Zira Tel Abyad, Rojava’nın en büyük bölgesi Cezire ile Kobanê bölgelerinin tam ortasında. IŞİD işgalinden dolayı her iki bölge kopuk durumdaydı. IŞİD buraya yaslanarak her iki bölgeye saldırıyordu. Bu ara bölgenin kontrole alınması, Rojava’nın güvenliği açısından hayati bir gelişme. Eğer Tel Ebyad daha önce temizlenebilmiş olsaydı, IŞİD Kobane’ye yönelik o bildiğimiz vahşi saldırıları yapamazdı. Kobanê yenilgisi aynı zamanda, IŞİD’in Tel Abyad’ta da yenilmesine vesile oldu.

Tel Abyad yenilgisi IŞİD’in kendisi için de önemli. Musul Ovası’ndan Suriye ortasına ve Türkiye sınırına kadar IŞİD’in dünyaya açılan iki kapısı var. Bunlardan biri artık yok. Geride Cerablüs kapısı kaldı. Rojava sınırında YPG güçlerinin denetiminde olan 5 sınır kapısı her zaman kapalı. Ancak IŞİD denetiminde olan iki kapı hiç bir zaman kapanmadı. Bu durum IŞİD’e çok önemli avantajlar sağlıyordu. Fakat en önemlisi Tel Abyad kapısıydı. Zira IŞİD’ın kendisine başkent ilan ettiği Rakka’ya yakın. Türkiye’den yapılan sevkıyatlar, gönderilen elemanlar buradan geçiyor. İstedikleri zaman Rojava’nın iki bölgesine saldırabiliyor ve Irak’a kadar gidebiliyorlardı. Ama Cerablüs kapısı bu kadar kullanışlı değil. Tel Abyad’ın alınması bu açıdan IŞİD’in nefes borusunun önemli oranda kesilmesi demektir.

Bu yenilgi IŞİD’in Suriye’deki gücünü, varlığını nasıl etkiler?
Tel Abyad’daki operasyon IŞİD’te bir motivasyon kırılmasına yol açtı. Bir süre önce silahını alıp gidebildikleri her yere saldırıyorlardı. Ancak şimdi ecel kapıda gibi bir ruh hali içindeler. “Rakka’yı, Ay Al Issa’yı, Cerablüs’ü nasıl savunuruz” telaşı içerisindeler. Tel Abyad zaferi, IŞİD’in Suriye’de ve özellikle Rojava’da etkisinin kırılmasına yol açacaktır. Ama IŞİD’ın tümden yok olduğunu veya kısa sürede yok olacağını şimdi söylemek çok erken olacaktır. IŞİD’in Suriye’de dayanacağı toplumsal bir zemin yok. Mevcut kaos ortamından faydalanan bir yapıdır. Esas olarak kırılması gereken yer Irak’tır. Irak’ta ise Sünni ve Şia’lar Bağdat’ta anlaşırlarsa, IŞİD zemin kaybedecek ve o zaman tümden yok olacaktır. Fakat bu tür fanatik, vahşi yapılar her zaman kullanılmaya hazır, başka isim ve kimliklerle sahneye çıkacak potansiyele sahipler. 

Til Ebyad zaferi, hükümetin Suriye’ye girme planlarına güç kazandırır mı? Zira hükümetin savaş hazırlığı yaptığı yönünde haberler var. Cumhurbaşkanı’nın sert mesajları, Başbakanın “Elimizde bir teskere var. Sınır güvenliğimiz için ‘ne yapılması gerekiyorsa yapılsın’ talimatını verdim” sözleri, bu haberlere dayanak yapılıyor...
Türkiye artık Rojava’ya veya Suriye’ye müdahale edemez. Bu şansı hiç bir zaman olmadı ve bundan sonra da olmayacak. Fakat IŞİD gibi bir vahşet yapısına destek veren AKP’nin böylesi bir çılgınlığı yapması da sürpriz olmaz! 

Türk yöneticileri bunu ne kadar hesaplayabiliyor bilmiyorum. Stratejik zekalarına da çok değer vermiyorum. Bu stratejik akıl Türkiye’yi dünya siyasetinde komik bir duruma düşürdü. Kürtler statü kazanmasın diye bu kadar saçmalıkla yaşamayı göze almaları normal bir durum değil. Bugün bakıyoruz havuz medyasının paçavra gazeteleri, “PYD, IŞİD’ten daha tehlikelidir” diye manşet atıyorlar. Madem PYD uzun vadede daha tehlikeli, o zaman daha az tehlikeli olana destek verelim” diyorlar ve bu şekilde IŞİD’e verdikleri desteği itiraf etmiş oluyorlar. Ama “daha tehlikelidir” dedikleri PYD’ye nasıl tekliflerde bulunduklarını da çıkıp açıklamıyorlar. 

Bu manşetler sadece AKP’nin medyasının ve bürokrasi takımının fikri değildi. Erdoğan ve Davutoğlu’nun duygu ve düşünce dünyası IŞİD’i dışlamıyor. Davutoğlu’nun 1990-93 yılında Malezya’da hocalık yaptığı, ‘ev sohbetlerinde’ zaman geçirdiği birçok öğrencisi bugün El Kaide ve türevleri Nusra, IŞİD gibi yapıların başında bulunuyor. Zaten birçoğunu tanıdığı için, ‘bunlar terörist değil, öfkeli bir grup’ diye tanımlamıştı. Bu düşünce yapısına sahip olan birinden rasyonel, akılcı politikalar beklemek yanlış olur. Söz konusu Kürtler olunca zaten bir hayal dünyasında yaşıyorlar. Fakat gerçek hayat, Kürtlerin edindiği kazanımlar, bölge halklarıyla yakaladıkları ortaklaşma, kaynaşma, örgütlenme düzeyi ve bölgesel denklem, bırakalım Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini, tam tersine tümüyle oyun dışına çıkarmıştır.

IŞİD yenilgisi, Rusya ve ABD’nin başında bulunduğu esas aktörlerin Suriye planlarını uzak/yakın vadede nasıl etkiler? 
Suriye konusunda sözünü ettiğiniz güçlerin net bir yol haritası yok. Açıkçası içinden çıkamıyorlar. Herkes başka bir aktöre oynuyor. Zaten Suriye dünya güçlerinin dövüştüğü bir sahaya dönüşmüş durumda. Dolayısıyla dünya güçleri ve Ortadoğu’daki İran, Suudi Arabistan gibi ülkeler uzlaşmadıkça -ki bu çok zor bir durum- Suriye’de istikrar sağlanamaz. Ama IŞİD’in etkisiz hale getirilmesi iki sene önceki gündemi tekrar açar. İki sene önce rejimin nasıl devrileceği ve yerine nasıl bir alternatifin getirileceği konuşuluyordu. IŞİD gündeme girince rejim birinci hedef olmaktan çıktı. Eğer Rakka’dan da IŞİD çıkarılırsa, Deyr a Zor ve Cerablüs gibi bölgelerde tutunamaz. Bu durumdan sonra Cenevre benzeri platformlar tekrar gündeme gelebilir. İran ve Rusya bu durumdan hoşlanmayacaklar. ABD ve etrafındaki güçler de IŞİD vb yapılara olduğu kadar rejime de alternatif olacak siyasi ve askeri bir güç oluşturma projesini geliştirecekler diye düşünüyorum. Sonuç itibariyle bu yeni bir karşılıklı mücadele demektir. Ve bu güçlerin kendi çıkarları için verdikleri-verecekleri mücadele Suriye halklarını üzmeye devam edecektir. Yakın zamanda bu coğrafyaya istikrarın geleceğini beklemiyorum maalesef...

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, gerekli olması halinde Rakka’ya ortak güçlerle operasyon yapılabileceğini söyledi. Kimi yorumculara göre Rakka’ya müdahale şu aşamada rasyonel değil. Ne dersiniz?
Kürtler, “IŞİD gibi insanlık düşmanı çetelere karşı her yerde mücadele edeceğiz” diye çeşitli beyanlarda bulundular. Bu Rakka da olur, Musul da olur. Rakka’ya operasyon olursa bu daha çok Burkan El Fırat ve Rakkalı devrimcilerin öncülüğünde olur. YPG/YPJ bu operasyona destek verir. Zaten Tel Abyad yolunu kapatarak Rakka için zemin hazırlamış bulunuyorlar. Ayn Issa, Sırrin bölgeleri alınırsa IŞİD Rakka’da sıkışır kalır. Rakka er geç IŞİD’den alınacak. Ama bu Tel Abyad gibi doğrudan ve sadece YPG’nin planlanmasıyla olmaz. YPG/YPJ güçleri Rakka operasyonuna da seyirci kalmazlar. Sonuçta; Rakka’nın temizlenmesi Suriye’nin geleceği için büyük bir adım olacaktır. Rojava da Suriye’nin bir parçası olduğuna göre, Rojava savunma güçleri bu operasyona uygun bir şekilde dahil olacaklar diye düşünüyorum. Bu kararı verecek olan, bunu planlayacak olan ise sahadaki güçlerdir, savaş meydanında emek verenlerdir.

KİMİN CHP’Sİ? BAYKAL’IN MI, KILIÇDAROĞLU’NUN MU?

Malumunuz koalisyon senaryolarında AKP-CHP ya da AKP-MHP seçenekleri öne çıkıyor. CHP ya da MHP’li bir koalisyon, Türkiye’nin Suriye politikasını ne oranda dönüştürür? Dönüştürebilir mi ya da? 
AKP’nin mevcut Suriye politikası bir devlet politikası olarak kalacak mı? Eğer CHP-AKP koalisyonu oluşursa bu politikanın bu şekilde devam etmesi mümkün değil. Fakat hangi CHP? Kılıçdaroğlu ve ekibinin yönetimindeki CHP’nin IŞİD’e silah göndermeye göz yumacağını sanmıyorum. Ama Deniz Baykal’ın CHP’si, “Kürtler statü elde etmesin diye IŞİD bile desteklenebilir” diyebilir. AKP-MHP koalisyonu zaten yakın zaman için hem Türkiye, hem de Türkiye’nin Suriye politikası için bir felaket senaryosudur. 
Neticede hangi koalisyon olursa olsun; Türkiye devletinin önünde iki yol var. Birincisi, Kürtlerle barışma, uzlaşma, anlaşma yapmak. Kürt karşıtlığı politikasından vazgeçmek ve barış içerisinden yeni angajmanlara girmek. İkinci yol ise, mevcut yoldur. Bunun sonu yok, bu politikada ısrar eden her parti veya hükümet yok olmaya mahkumdur. CHP-AKP koalisyonu olursa, bu konuda CHP’nin pozitif bir basıncı olabilir. HDP’nin de etkin muhalefeti ile Suriye konusundaki politikalarda değişim olabilir. Fakat belirttiğim gibi AKP’yi yöneten mevcut yapı bu paradigma değişimine kapalıdır. 

AKÇAKALE’DEN GEÇEN IŞİD’ÇİLER NEREYE GİTTİ?

Til Ebyad zaferi sonrası yazdığınız yazıda, “IŞİD ve AKP, Rojava’daki yenilginin hesabını Diyarbakır’a ödetmekten çekinmeyeceklerdir” diyorsunuz. Seçim öncesi başlayan provokasyonların daha da derinleşeceğini mi düşünüyorsunuz?
Sadece Diyarbakır’a değil; Kürtlere, Kürdistan’a, Kürt özgürlük mücadelesine karşı sistematik bir düşmanlık geliştiriliyor. Rojava, Suriye ve Şengal’de güçleri kırıldıkça, zayıf buldukları bir halka saldırmayı düşünebilirler. Nitekim şimdi Van’da, Diyarbakır’da bildiri dağıtıyorlar. IŞİD sadece Türkiye’de basın yayın faaliyetini serbestçe yapıyor. Konya’da askeri eğitim aldıkları yerler olduğuna dair iddialar var. Akçakale’den geçen IŞİD’çiler nereye gitti? Akçakale’deki TİGEM çiftliğinde konumlanan bu çeteler ne yapacaklar? Bunlar sadece “Bir yolumuzu bulalım tekrar Suriye’ye gidelim” diye beklemiyorlar. Fırsat bulurlarsa saldırırlar.  

Diyarbakır (ve bölge) provokasyonlarında nasıl bir aklın/planın devrede olduğunu düşünüyorsunuz? 
AKP’nin yedeklediği bir paramiliter güç var. Bunu Kürdistan’da daha çok Hizbullah vb gruplar üzerinden yapıyor. Dikkat ederseniz, AKP’nin gazetelerinde Demirtaş bu gruba doğrudan hedef olarak gösteriliyor. Bunu hiç çekinmeden yapıyorlar. Kürt hareketini kriminalize etmek, kontrollü bir kaos çıkarmak için bu planı devrede tutuyorlar. 7 Haziran’da iktidar olabilselerdi gerillaya karşı kapsamlı bir imha operasyonu, şehirlerde ise HDP-DBP’li belediyelere karşı ismi geçen grupları harekete geçireceklerdi. Ancak bu hesap şimdilik boşa düştü. MHP ile koalisyon kurulursa, bu plan olduğu gibi devreye girecektir. Bu bir kaos planıdır. Kürtler, sistem dışı kalan çevreleri, demokrasi güçlerini acıtacak bir konsepttir. Ancak uzun vadede bunun kurbanları kendileri olacaktır. Bu senaryo ile seçimlere girerlerse aldıkları oranın çok çok altına girecekler. Dolaysıyla durum AKP için pek parlak değil. AKP, kaos planıyla değil de, demokratik yollardan siyaset yapmaya devam ederse, yine de istediği kadar siyasi belirleyiciliği kalmayacaktır.

‘EMPERYALİSTLERLE İŞBİRLİĞİ’ SÖYLEMİ, AKP’NİN IŞİD’E DESTEĞİNİN ‘SOL’ İFADESİDİR

“PYD emperyalistlerle iş tutuyor”, Burkan El Fırat ittifakı kastedilerek “Gericilerle işbirliği yapıyorlar” eleştirilerine siz ne yanıt verirsiniz? Hava desteği sunan batının çıkarı ne?
IŞİD karşıtı bir koalisyon kurulmuş dünya çapında. Dünya halkları da bu belanın ortadan kaldırılması için kendi hükümetlerine baskı kuruyorlar. Amerika, Fransa gibi ülkelerde bu basınç fazlasıyla etki ediyor. IŞİD’e karşı savaşmak, ABD ve Avrupa devletleri için iç siyasette de puan arttırıyor. Tabi ki mesele sadece bu kadar değil. IŞİD’in dünya için tehlike olduğu, herkesçe fark edilmiş bir durumdur. Ve dünyanın önde gelen güçleri, bu tehlikeyle mücadele etmek durumundalar. 

Peki, IŞİD en çok nerede saldırıyor ve vahşet uyguluyor? Suriye, Irak ve Kürdistan’da. IŞİD’e karşı en çok Rojava’da mücadele edildi, ediliyor. Bu durumda ‘IŞİD’le mücadele ediyoruz’ diyen dünya güçleri, Rojava direnişine kayıtsız kalabilirler mi? Tabii ki hayır. Kendi çıkarları da, mevcut durumda IŞİD’in yok edilmesini gerektirdiği için, Rojava direnişine destek sunuyorlar. Rojava direniş güçleri, emperyalist diye tanımlanan güçlerin hesabına, onların adına başkalarıyla savaşmıyor. Bu bir ana yurt savunmasıdır. Koalisyon bu ana yurt savunmasına destek sunuyorsa, “Hayır sen sunma” denilemez. İnsanlık adına, kendi halklarının güvenliği adına daha fazla destek sunmaları gerekiyor. Rojava yönetimi bu gerçeği görerek koalisyon ile ilişki geliştiriyor. Aynı Rojava yönetimi, kendisini Suriye’ye demokratik ve toplum odaklı bir çözüm modeli olarak sunuyor. Suriye konusuyla ilgili herkesle görüşüyor ve halkların çıkarları için çeşitli anlaşmalara girebiliyor. Rojava’da bir demokratik halk devrimi gerçekleşiyor ve kurumsallaşıyor. Orada bir direniş var, mücadele var. İnsanlar can vererek bu değerleri koruyor. Rakı sofralarında, eline tablet alıp “Bunlar emperyalizmle işbirliği yapıyorlar” diye yazmak, demagojidir. Bu söylem AKP’nin IŞİD’e gösterdiği sempatinin, verdiği desteğin “sol” ifadesidir. Rojava’nın Kuzey Kore olma gibi bir niyeti yok, buna ihtiyacı da yok.

KANDİL’DEN GELEN AÇIKLAMALARDA ÇELİŞKİ YOK 

HDP’nin koalisyon senaryolarında nasıl bir pozisyon alması gerektiğine ilişkin KCK yöneticilerinden gelen açıklamalar, ağırlıkla, “Kandil’den HDP’ye ültimatom”, “Kandil’in de kafası karışık” şeklinde değerlendirildi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz, kafa karışıklığı söz konusu mu?
Yapılan açıklamaların tümünü takip ettim. Arada bir çelişki görmüyorum. Bir duruşun değişik ifadeleridir. Ortada şöyle bir tablo var; HDP, meclise gidip mücadele etmek isteyen, bunun için halktan onay alan bir partidir. HDP, sistem dışında kalan tüm güçleri temsilen, sistemi değiştirme mücadelesi veriyor, verecek. Yöntem olarak da bu sistemin meclisine girerek değiştirmeyi esas alıyor. Meclise giren bir parti olarak zaten “Diğer partilerin hiç biriyle görüşmem” demiyor. Fakat ilkesel olarak durduğu bir nokta var; “Bu sistemin ruhu olan anayasa değişmeli, demokratikleşme olmalıdır” diyor. KCK ve HDP’den gelen açıklamalardaki değişik cümlelerin özeti şu; Bu sistem değişmeli, bu sistemin bir parçası olmayız, ama bu sistemi değiştirmek için kapıları da kapatmayız. Öncelik olan nedir? Öncelikli olan, sistemi demokratikleştirmek için ilkesel uzlaşmadır.  

KDP OLMASA DA ULUSAL KONGRE TOPLANMALI 

Peşmerge ve gerilla Rojava’da ve Güney’de birlikte aynı cephede yer alırken, üst yapılar arasındaki mesafe artıyor. Nitekim KCK yöneticilerinden Duran Kalkan geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, Barzani’nin mevcut ilişkileri de bitirdiğini söyledi. Ne dersiniz, Til Ebyad zaferinin, Kürtler arasındaki ulusal birlik ve dayanışma çabalarına katkısı olur mu?
Kürtlerin ulusal birlik diye bir sorunu yok bence. Kürtler son bir iki yılda hiç bir zaman yaşamadıkları ortak duyguları yaşadılar. Tel Abyad zaferi Diyarbakır’da olduğu kadar Süleymaniye ve Erbil’de de kutlandı. HDP’nin barajı geçmesinden sonra Güney Kürdistan’da başlayan kutlamalar İstanbul kutlamalarından daha kalabalık ve coşkuluydu. Kürt insanında ortak duygu ve düşünce Şengal ve Kobane’de zirve yaptı. Ama partiler arasında sorun var tabii. KDP, siyasi geleceğini AKP ile ortaklaştırdığı için Kürt toplumunun bazı beklentilerine cevap veremedi. Şimdi bölgede dengeler değişiyor. Rojava’da IŞİD’i destekleyen AKP ile ortaklık yapmak, KDP’yi Kürtler nezdinde itibarsızlaştırdı. Bu siyaseti yürütmekte zorlanıyorlar. 
Kürtler sokakta geliştirdikleri ulusal birliğin bir ulusal kongre ile kurumlaşmasını bekliyor. KDP’nin tavrı bunu engelledi. Ama artık KDP olmasa da bu kongre olmalıdır. Kürtler KDP’den ibaret değildir. Kazanmanın eşiğindeyken ayak bağı ile uğraşmak kaybettirecektir. Bu durumdan dolayı Kürt parti ve kurumları arasında ilişkiler yeniden düzenleniyor ve önümüzdeki dönemde bu çok daha somutluk kazanacaktır. 

www.evrensel.net