Kız mısın? Erkek mi?

Kız mısın? Erkek mi?

Nefretin gücü yakışıksız bir şekilde bir fikre aşık olmaktan geliyor. Israrla ve türlü kanallarla altı çizilen kadınlık ve erkeklik 'normal'ini kendi çocuğunda görmediği için çocuğunu yok etmeye hazır bir hale nasıl gelebilir insan? Öfke ve nefret dolu bir fikir ne zaman can alan bir dogma haline gelir?

Ebru Nihan CELKAN*

“Umut olmadan “Bizler” vazgeçeriz.
Sadece umutla yaşanmayacağını biliyorum.
Ama umut olmadan hayat yaşamaya değmez.
Bu yüzden sen ve sen ve sen onlara umut vermelisin.”

Harvey Milk

Zorbalığın Türkiye’de uzun ve köklü bir geçmişi var. “Normal” olarak tanımlanan beyaz, Sünni Müslüman, erkek, heteroseksüel formülüne uymadığınız her noktada şiddete maruz kalmak mümkün. Varoluşumuzun herhangi bir soruyla imtihan edilmediği, herkesin sadece oyun arkadaşı olduğu başka hiçbir kriterin, tanımın, sınırın olmadığı naif çocukluk dönemini hafızalarımızı biraz zorlarsak anımsayabiliriz. “Kız mısın? Erkek mi?” sorusu benim için o naif dönemin kapanışını imler. Bu soruyla ilk defa karşılaştığım zamanı ve hissettiklerimi bugün hâlâ çok net hatırlıyorum. Tek başınızayken hayli sıkıntı veren bu soru, annenizin, çalışma arkadaşınızın veya bir akrabanın yanında 10 kaplan gücünde bir darbe haline gelir. Dişlerinizi sıkar, içinize hızlıca akan öfkeyi duyumsarsınız. Saldırgan bir sorudur. Bu sorunun cevabı cinsiyetinizi tanımlamayı amaçlar. Biçiminize isim vermek isteyen, onu bir kategoriye sokmak ve bu konuda rahata ermek isteyen zihnin sorusudur. Öz, yani ne hissettiğiniz bu sorunun kapsama alanı dışındadır. Hayatının ilerleyen dönemlerinde LGBTİ bireyler bu soruyla farklı şekillerde defalarca muhatap olurlar. Kadınlar tuvaleti mi erkekler tuvaleti mi? Otobüs yolculuğunda kadın yanı mı erkek yanı mı? Güvenlik noktalarından geçerken kapı sinyal verdiğinde üstünüzü erkek memurun mu, kadın memurun mu arayacağı? Birçok insan için “normal” görünen bu soru, sorulan kişi üzerinde yarattığı etkiyle LGBTİ bireylere yönelik gündelik şiddet  örneklerinden biridir. Şiddet karşımızdakinin üzerinde yaratacağı etkiyi hesap etmeden sorduğumuz “normal” görünümlü soruyla başlar.

NEFRETİN YOLUNU KES

Sinan Akyüz (24) iki hafta önce Van’da intihar etti. Ailesinden uzun süredir şiddet gören ve bununla mücadele etmek için tekvando dersleri bile alan eşcinsel Sinan Akyüz artık yok. Bu yıl Ocak ayı başında intihar eden Eylül Cansın’ın (23) “Yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim yapamadım. Anladınız mı?”sözlerinin ağırlığını, 2010 yılında Bursa’da katledilen İrem Okan’ın annesi Melek Okan’ın sorduğu “Koskoca dünyaya benim çocuğumu mu sığdıramadılar?” sorusunun yükünü hâlâ taşıyoruz. Yirmili yaşlarının başında yaşama, nefes alma, kendini olduğu gibi var etme hakları gasbedilen bu insanların sorumluluğunu “normal”i takıntı haline getiren herkes taşıyor. Nefretin gücü yakışıksız bir şekilde bir fikre aşık olmaktan geliyor. Israrla ve türlü kanallarla altı çizilen kadınlık ve erkeklik “normal”ini kendi çocuğunda görmediği için çocuğunu yok etmeye hazır bir hale nasıl gelebilir insan? Öfke ve nefret dolu bir fikir ne zaman can alan bir dogma haline gelir? Oysa fikirler birbiri yerine geçebilir, dönüşebilir ve değişebilirler. LGBTİ bireylerin çocukluk yaşlarından başlayarak yüz yüze kaldığı nefret söylemi yine aynı dönemde çocuklara verilecek “Nefret Söylemi” bilgilendirmeleriyle engellenebilir. Nihayetinde “Kız mısın? Erkek mi?” sorusunun insanın şahsiyetini hedef alan nobran, yıkıcı ve zalim bir soru olduğunu bilmek herkesin hakkıdır.

EŞİTLİK İSTİYORUZ ADALET İSTİYORUZ!

LGBTİ hareketi Türkiye’de yıllar içerisinde çok önemli mesafeler kat etmiş olsa da bugün LGBTİ bireylerin yüz yüze olduğu zorluklar mücadelenin varlığını sürdürdüğü alanlarda derinleşmeyi, henüz nüfuz edemediği alanlarda ise varlığını ortaya koymayı gerektiriyor. Sadece görünürlüğü arttırmakla yetinemeyiz, başta “normal” tanımı olmak üzere tüm resmi – gayri resmî tanımlamaları değiştirmek ve yenilemek zorundayız. Cinsel yönelim, barınma ve çalışma hakkı, eğitim ve sağlık hizmetlerinden ayrımcılığa maruz kalmadan faydalanma gibi temel hakların anayasal çerçevede tanımlanmasını sağlarken, açılma rehberliği, psikolojik destek, ayrımcılık ve zorbalıkla mücadele, cinsellik eğitimi gibi hayati önem taşıyan günlük konuları gündemde tutmaya devam etmeliyiz. Eşitlik istiyoruz. Adalet istiyoruz.“Talep et, yürüyüş yap, diren” pratiğini sadece kederli zamanlarda ya da özel günlerde değil, LGBTİ hareketinin talepleri net olarak idrak edilene kadar her an her yerde sürdürmeliyiz.

Türkiye LGBTİ hareketi geri dönemeyeceği kadar çok yol aldı ve her adımda hayatı gökkuşağı renkliliğiyle yeniden örmeye devam ediyor. Kederleri, acıları, nefreti daha az coşkuları, sevgiyi ve umudu daha fazla konuşacağımız günlere doğru yürüdüğümüze dair hiç şüphem yok, sizin de olmasın. 23.LGBTİ Onur Haftası, 13.Onur Yürüyüşünde görüşmek üzere...

*Oyun Yazarı

www.evrensel.net